Köşe Yazarları

DR. HAMİ’NİN, ADALI CİNAYETİNDEN 3 YIL ÖNCEKİ SÖYLEMİ…






Takvimler 1993 yılını gösteriyordu.

Türkiye’de Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da insan hakları ihlallerinin, yargısız infazların, uyuşturucu trafiğinin basında yer aldığı korku ve dehşet günleriydi.



İşkenceleri gizlemek için, devletin kolluk güçleri tıbbi rapor almak için hekimler üzerindeki baskı ve tehditlerini yoğunlaştırmıştı.  Bir süre sonra faili meçhuller arasında doktorlar da yer almaya başladı.

Henüz Kutlu Adalı cinayetine 3 yıl 7 ay, Türkiye’de “devlet-mafya-politikacı” işbirliğinin ortaya saçıldığı “Susurluk Kazasına da 3 yıl 11 ay vardı.

O yıl Türkiye Tabipler Birliği, Adana’daki “Demokrasi, İnsan Hakları ve Hekimler” konulu paneline Kıbrıs Türk Tabipler Birliği’ni (KTTB) de davet etmişti. Türkiye hükümetinden birkaç yetkili ve Dünya Tabipler Birliği (WMA) Genel Sekreteri Andre WYNEN de davetliler arasındaydı.

Panel’de dönemin KTTB Başkanı Mustafa Hami yaptığı konuşmada KKTC’ni, Mafya’nın cirit attığı ve ile kara paranın aklandığı yer, “Türkiye’nin Sicilyası” olarak tanımlamıştı.

Birkaç gün sonra Dr. Mustafa Hami’nin konuşmasını, dönemin en çok satan Günaydın ve Meydan gazeteleri manşetlerine taşıdılar.

Günaydın gazetesi: “KIBRISLI DOKTORDAN ŞOK İDDİALAR; KARA PARA KKTC’de AKLANIYOR”.

Meydan gazetesi ise ”MAFYA KKTC’de CİRİT ATIYOR”…

O günlerde Londra’da yolsuzluk soruşturmasına uğrayan Asil Nadir’in şirketinden ayrılarak İstanbul’a taşınan Ersin Tatar, 17 Ocak 1993 tarihinde, Kıbrıs gazetesinde “BAYRAĞI İNDİRECEK ” başlıklı makalesiyle doktorun yazdıklarına hamaset dolu bir makaleyle cevap yetiştirmişti.

Aynı bugün olduğu gibi “”Siyasette suçluların bayrağın, günahkarların da dinin arkasına saklandığı” günlerdi.

Dr. Hami 28 yıl önceki konuşmasında: “Biz, Kuzey Kıbrısın Türkiyenin ne Sicilyası,ne de Şeysel adası olmasını istiyoruz. Biz, Akdeniz’in ortasında küçücük coğrafyamızın, Türkiye ile Yunanistan arasında bir barış köprüsü olmasını istiyoruz” demiş ve adaya döndüğünün ertesi gününün sabahı kliniğine gelen iki sivil polisin sorgulaması ile karşılaşmıştı. İki sivil polise cevabı: “Başsavcıya söyleyin, bildiklerimi mahkeme aşamasında anlatırım” idi.

Bir daha da polis kapısını çalmadı.

Dr. Hami’nin tam 28 yıl önce dile getirdikleri bugün Kıbrıs’ın kuzey coğrafyasında misliyle artmış durumda olduğunu söylüyor:

“Uluslararası kuruluşların değerlendirmelerinde,  coğrafyamız kara paranın aklandığı, hırsızlık, yolsuzluk, insan ticareti, silah kaçakçılığıyla, uyuşturucu trafiğinin ve bunların doğuracağı her tür yasa dışılıkla en üst sıralarda yer almaya aday bir coğrafya durumunda.  Bet ofislerimiz uluslararası alanda tartışılıyor ve interpol’ün gündeminde yer almasına karşın, bizim gündemimize bir sorun olarak  giremiyor. Kadın ticareti, seks köleliği, devletin özel izni ve denetimi altında yürütülüyor, Hasta hakları ise yıllardır yerinde sayıyor…”

Dr. Hami devamla: “Aradan geçen bunca yılda köprülerin altından çok sular geçti. Kutlu Adalı Cinayetinden  sorumlu olduğu iddiası daha kuvvetli bir iddiaya dönüşen “Derin Devlet/Mafya” işbirliğinin Kuzey Kıbrıs’ta siyaset alanında ve özellikle seçimlere müdahalelerde sorumlu olup olmadığıyla ilgili soruları tetiklediği günlerden geçiliyor. Kıbrıs Sorunun devamı ve hele “iki devletlilik” teziyle çözümsüzlüğün uzatılması, statükoyu, yani bütün bu yasa dışılıkları körüklemekten öte bir işlev görmüyor.”

28 yıl öncesinin Kıbrıs’ında Dr. Hami gibi az sayıda solcunun dillendirdikleri, iç hesaplaşma nedeniyle şimdilerde Sedat Peker tarafından itiraf olarak ortaya dökülüyor. Buna rağmen Tatar ve hükümetten konuya ilişkin bağımsız olabileceklerini düşündürecek bir ses bile çıkmıyor.

 







Başa dön tuşu