Yıl 1992… UBP içerisinde yer alan 9 kişi, Kıbrıs Türk sağında bir değişim ve dönüşüme ihtiyaç olduğunu ve bunun Derviş Eroğlu başkanlığındaki UBP’de gerçekleşemeyeceğine inanarak partilerinden istifa edip, Demokrat Parti’yi kurmuşlardı.
23 yıl önce, UBP içerisinde Eroğlu’na karşı başlatılan hareket, Kıbrıs Türk siyasi tarihinde “9’lar hareketi” olarak yerini aldı. Kimler yoktu ki o hareketin içinde…
Hakkı Atun, Serdar Denktaş, Taşkent Atasayan, Süha Türköz, Mustafa Adaoğlu, Nazif Borman, Erkan Emekçi, Aytaç Beşeşler ve daha niceleri…
Ve Demokrat Parti, kuruluşunun hemen ardından 1993 yılında yapılan seçimlerde UBP ile atbaşı bir sonuç yakalamıştı. UBP %29.8, DP ise %29.2 oy almıştı… Ve DP girdiği ilk seçimden sonra, CTP ile koalisyona giderek, iktidar olmuştu…
Bilmem kaç defa bozulup, kurulan ortaklık sonunda bitti ve DP, kuruluş sebebi olan Eroğlu’yla sadece 4 yıl sonra uzlaştı ve koalisyonun küçük ortağı olmayı kabul etti. Bu DP için ilk kırılma noktasıydı. Başkanlık kavgaları da arkasından gelince, 1998 yılında yapılan seçimde, %7’ye yakın oy kaybıyla %22.61’de kalmıştı… Eroğlu da seçim sonrası hükümet kurma tercihini, TKP’den yana kullanıvermişti…
2004’en 2006’ya, yine bir kaç kez kurulup, bozulan CTP-DP hükümetlerinin sonu, taşaron olarak kurulan ÖRP ile bitti.
Sağın umudu olarak kurulan DP, her dönem çekişmeler yaşadı ve ardından gelen her seçimden oylarını azaltarak çıktı… 2003’te % 12.93, 2005’te %13.5 ve 2009 seçimlerinde ise %10.64…
DP’nin bu serüveninde bir başka ilginç nokta ise, neredeyse her seçim sonrası milletvekillerini bir başka partiye kaptıran parti olarak siyaset sahnesinde yer almasıydı…
Kuruluş ilkelerinden oldukça uzaklaşan ve her seçimde biraz daha eriyen DP için tek kurtuluş, yeniden toparlanmak, eski DP ruhunu ve dağılan tabanını yeniden toparlamaktı. Ancak Serdar Denktaş’ın 2010 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, UBP adayı Eroğlu’na destek vermesi ve “bükemediğim bileği öperim” sözleri siyasete bomba gibi düştü. Ardından parti, yine küçüldü, yeni huzursuzluk ve krizlerin adresi oldu…
2013 erken genel seçimlerine gidilirken en çok merak edilen DP’nin ne yapacağıydı. Ancak UBP’de de işler iyi gitmiyordu ve Genel Başkanlık yarışı partiyi resmen ikiye bölmüştü. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun desteklediği 7 milletvekili, Kurultay’ı kaybetmelerinin ardından partilerinden istifa etmişti… Seçimler öncesi yeni bir parti kurmaları zaman açısından olanaksız olduğundan, Ulusal Güçler olarak DP çatısı altında seçimlere girdiler…
Bu taze kan, baraj sorunu yaşayabilecek parti için bir silkinme ve özellikle de UG kanadının katkıları ile yeniden doğuş olmuş ve 2013 seçimlerinden %23.16’lık bir oy oranı ile çıkarak, bir kez daha CTP’nin koalisyon ortağı olmayı başarmıştı. Ancak bu göstermelik zafer sonunda DPUG’deki sarhoşluk erken bitmiş ve DP’liler ile UG’liler bir türlü gerçek anlamıyla birlikteliği yakalayamamış, aksine, tam bir bölünme yaşanmıştı…DP’ye hizmet veren isimler bir bir ya istifa etmiş, ya da etmeye zorlanmışlardı. DP artık sadece tabelada kalmış, yönetim tamamen UG’lilerin eline geçmişti…
İktidar olmanın avantajı ile parti içerisinde durulmuş gibi görünen sular, 2015 cumhurbaşkanlığı seçimleri ile yeniden kaynamaya başladı ve birçok DP’linin parti kararı olmasına rağmen, Derviş Eroğlu’na destek vermeyecekleri konuşulur oldu….
Sonuçta, hafta sonu, “DP Misyon ve Vizyonunu Yaşatma İnsiyatifi” adına yapılan yazılı açıklama, DP içinde Serdar Denktaş’a rağmen kurumsal bir oluşuma işaret etti. Açıklamada, “DP’nin niçin ve hangi nedenlerle kurulduğunu unutmayan ve o misyonla hareket edecek olan biz Gerçek DP’lilerin kendi partimiz içerisinden çıkmış bir cumhurbaşkanı adayımız olması arzumuzdu. Kıbrısın en kritik sürecinde, sonuçta Kıbrıs Türk siyasetine büyük kazanımlar sağlayan Annan Planında dahi, gerçek vizyon ve misyonunu göstererek partilisini serbest bırakan DP’ye üye biz Gerçek DP’liler, bugün daha radikal bir karar alarak, 19 Nisan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Dr. Derviş Eroğlu’nu desteklemeyeceğimizi kamuoyuna açıklar, DP’ye gönül vermiş olanlarla birlikte, sağın değişim ve dönüşüm fikrine sahip olan tüm sağ seçmeni de, bu düşünceyle hareket etmeye ve Sayın Mustafa Akıncı ile Sayın Kudret Özersay arasından birini tercih etmeye çağırırız…” denildi…
1992 yılında yeni vizyon ve misyon ile yola çıkan o günün DP’lileri bir bir gemiyi terk ediyor. Kimse bu hareketi, “3-5 kişinin fikri” olarak yorumlamasın. Son 2 yıldır kendi partilerinde adeta misafir olan DP’lilerin, bugünlere gelmelerinin baş rol oyuncusu Eroğlu’na destek vereceğini düşünmek veya onlardan böyle bir talepten bulunmak yanlıştı. Aslında seçime 13 gün kala yapılan bu açıklamalar sadece Serdar Denktaş’ın değil, ilk tur için %55 hayali kuran Eroğlu için de, büyük bir kayıp olmuştur…
Bence de malumun ilanı…
YERİN KULAĞI VAR
YUKARI TÜKÜRSEN BIYIK:
Ercan’ın işletmesini alan şirketin Türkiye hükümeti ve önemli bir siyasetçi ile yakınlığı bizim hükümetin de elini kolunu bağlamış. “Yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal” misali ne yapacağını bilmez durumda. Sözleşmenin iptal edilmesi durumunda olayın daha büyük bir krize neden olmasından korkuluyor. İddiaya göre, Emrullah Turanlı’ya “Bu konu daha fazla uzamadan inşaatı bitir” denildiği ancak, ortağı Terminal Yapı ile yaşadığı sorun nedeniyle elinin kolunun bağlandığı söyleniyor…
ÜLKENİN DURUMU:
Atmaya gelince bizi tutan yok. Kapı bir milyondan açılıp, üç milyon turiste kadar çıkıyor. Ama diğer taraftan turizm mevsimi arifesinde önemli ulaşım yeri olan Ercan’da beceriksizlikler yüzünden insanlar perişan oluyor, ülkeye geldiğine geleceğine bin pişman oluyor. Diğer taraftan Ercan’ı işleten şirket ortaklarının rant kavgası yüzünden, yarının ne olacağı şüphesi sinirleri geriyor. Ülkenin durumu nasıl diye sorarsanız, resmen “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…”.
AKILLARINA ŞİMDİ GELDİ:
İki yıldır kulaklarının üzerine yatan, Ercan konusunda tek kelime etmeyenler, şimdilerde arslan kesildiler. Eline kağıt kalemi alan, mikrofonu kapan herkes “Ercan ihalesi iptal edilsin” diyor. İyi de yıllardır gündeminizde olmayan bu konu şimdi mi aklınıza geldi diye sormak lazım. Geç olsun da, güç olmasın diyelim…
BİZ ADAM OLMAYIZ:
Trafikte radara yakalanmamak için sürücülerin, sensör kullandıkları konuşuluyor. Halbuki hız tesbit kameraları, ülkemizin önemli sorunlarının başında gelen trafik kazalarını ciddi bir şekilde azaltmıştı. Kendi güvenliğimiz için konulan bu hız tesbit kamerlarını aldatmak, bir yerde kendi canımızla oynamak değil midir? Kendini açıkgöz sanan bazıları, bunu yapmakla aslında bizi değil, kendilerini kandırdıklarının farkında değiller… Resmen magandalık.
NE OLDU YANİ:
Rum Meclisi, sözde “Ermeni soykırımı”nı inkar etmeyi suç sayan yasayı geçirmiş. Aman geç kalmışlar. Hani bir söz var ya, ‘kör kendinden bilir’ diye…. Herşeyi bir tarafa bıraktım; Meclis’in Başkanı Yannakis Omiru, bizzat Lisaarides’in terör örgütü olarak kurduğu EDEK’in milletvekili… Rezaletin daniskası…
AB’DEN GÜNEY’YE SİLAH:
Güney Kıbrıs, sualtı komandolarını sayısal ve teknik açıdan geliştirme kararı almış. Bu arada Rum gazeteleri, Rum Savunma Bakanlığı’nın Avrupa Savunma Örgütü’nden önemli miktarda ödenek almayı hedeflediğini yazdı. Hidrokarbon meselesinden olsa gerek, denizaltı savunma sistemlerini geliştirmeye yönelmişler. Böyle giderse, doğal gazın gelirini ellerine almadan, olmayan paralarını da silaha yatıracaklar. Türk tatbikatlarını şikayet edenlere bakın…
ZİRVEDEKİLER
Yenicami: Seyirci olmasa da, futbolcuları bedelsiz başka ülkelere gitse de, spora gönül verenler bu ülke gençlerinin spor yapabilmesi için karşılıksız emeklerini akıtmaya devam edecekler. İşte tüm bu olumsuzluklar içerisinde rakiplerini geride bırakarak bu yıl şampiyonluğa ulaşan Yenicami Spor Kulübü’nü yürekten kutluyoruz. Şampiyonluğu yaşamak ve doyasıya kutlamak onların hakkı.
DİPTEKİLER
Kaçağın Dehşeti: Ticaret Odası ile devletin birlikte ortaya koyduğu rakamlar dehşet verici. Çalışan her beş kişiden biri kaçak… Maliyeti, 4 sene öncesi için, 200 milyon. O kadar da değil, milli gelirin yüzde 30’u kayıt dışı. Bu ne demek, yuvarlak bir hesapla, 1 milyar 200 milyon doların vergisi alınamıyor…. Vergi kaçağı ise, daha korkunç yüzde 60… Başkan Fikri Toros, kayıt dışılıkla mücadelenin “ertelenemez” olduğunu söylüyor. Bence de, bu ülkenin birincil sorunu ve aynı zamanda kurtuluşun da tek çaresi… Devletin kasasına her yıl bu kadar eksik kazanç girdiğini düşünsenize, o parayla neler yapılmaz… Peki ama, bu mücadele neden bu kadar zor, onu anlatan yok…
































