Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Döviz kur artışları ve yarattığı sorunlar…

Bugün KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandığa gidilecek, seçim sonuçlarının halkımıza, ülkemize hayırlı olmasını dileriz.

Bugünkü konumuz, geçen hafta piyasaları sallayan döviz kurları ile ilgili olacak.
Doların kısa süre içinde son günlerde yükselişi, Türkiye’de piyasaları alt üst etti. Aslında salı gününden itibaren dolar, genelde gelişmiş ve bazı gelişmekte olan dünya ülkeleri paraları karşısında değer de kaybetti. Doların son zamanlarda sürekli dalgalanması ABD ekonomisi ile ilgilidir. Ekonomik veriler ABD’de iyileştikçe ve muhtemel dolar faiz artışı söylemleri, doların değerinde bir yukarı bir aşağıya oynaklık yaratmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda da bu dış faktör dolayısıyla kurlarda biraz hareketlilik yarattı. Ancak Türkiye’de diğer ülkelerdekine göre doların TL karşısında değer artışı, çok fazla oldu. Bunun izahı ne olabilir? sorularına “seçimler” diyenlerin sayısı çoktur. Siyasi belirsizlikler ve risk priminin dışarıdan bakıldığı zaman çok yükseldiği gerekçeleri de yüksektir. Çünkü seçim dolayısıyla yeni ekonomi yönetiminin seçim sonuçlarına göre değişiklik ihtimalleri piyasaları dalgalandırmaktadır. Seçim dönemlerinden önce de ekonomi yönetimlerinde değişiklik haberleri yayıldığında, piyasaların hemen dalgalandığını çok gördük. Bu, ürkek olan sermayenin, güvene ve istikrara ve kurumların bağımsızlığına verdiği önemi göstermektedir. Önemli ölçüde yabancı sermayeye dayalı yatırımların söz konusu olması ve bu bağımlılığın azaltılması gereği ile yapısal reformların ihmal edildiği görüşleri, uluslararası para ve kredi kuruluşlarının görüşü ve Türkiye’ye tavsiyeleridir. Türkiye hükümet yetkilileri de yapısal sorunların çözülmesi konusunda programlar öngörmekte ve açıklamaktadırlar. Ancak fiiliyatta bu konuda temel sorunların çözülemediği de yetkililerce birçok kez beyan edilmiştir. Faizler konusunda yapılan tartışmalar esnasında da, bazı Hükümet yetkililerinin, TCMB’ye enflasyon ve düşmekte olan büyüme konusunda fazla yüklenilmemesi gerektiği, çünkü ekonomik sorunların sadece para politikaları ile çözülemeyeceği ve esaslı bir yapısal değişime gidilmesi gereği konusunda beyanatları bulunmaktadır. Yapısal reformlar konusunda genelde fikir birliği söz konusudur. Hükümet yetkililerince de bunu son açıkladıkları 25 ana başlık altında yapısal reform programları ile önlemlerin alınması gereğine vurgu yapılmıştır. Ancak uygulamada yapısal reformlar gerçekleşmediği cihetle dolara bağlı ekonomi dolayısıyla, dolar kurundan fazlasıyla etkilenmektedir. Çünkü 400 milyar $’lık bir borç söz konusudur. Ve dolara olan talep yüksektir.
İhracattaki tıkanmanın bu yıl bir gelişme gösterememesi, ithalata dayalı yapısından kaynaklanmaktadır. Esasen bu konu temel sorunlardan biridir ve ara malları üretiminin arttırılamamasından, döviz sorununa ve döviz açığına, önemli bir nedendir. Bu yıl, 2015 yılı petrol fiyatlarının düşmesi sonucu, enerji ithalat miktarı civarında olan cari açık azalmıştır. Ancak bu uluslararası gelişimlerden kaynaklandığı için fiyatlar uzun süre kalıcı olmayabilir ve yükselebilir. Öte yandan özel sektörün döviz borçları yüksektir. Özel sektörün uzun vadeli borçları 165 milyar $, kısa vadeli borçları 42.5 milyon $’dır. Toplam ise özel ve kamu, uzun, orta ve kısa vadeli borçlar 400 milyar $ civarındadır. Dolayısıyla özellikle ödeme dönemlerinde döviz talebini arttırmakta ve döviz fiyatlarını etkilemektedir. Bu yıl içinde vadesi gelen borçların 180 milyar $ civarında olduğu göz önüne alındığında, dolar talep yüksekliği önemli seviyededir.
Döviz eksikliği ve büyük yatırım ihtiyaçları suretiyle dış sermayeye bağımlılık olduğu sürece, döviz fiyatlarının diğer ülkelere göre daha çok etkilenmesi doğaldır. Dolayısıyla bu ve diğer üretim, “mal ve hizmet üretimi” ve ihracat yapısının değişmesiyle düzelebilir.
Euro bölgesindeki ekonomik durgunluk da Türkiye’deki ihracat miktarının artışını geliştirememiştir. Türkiye, ihracatının % 40’ı Euro bölgesinedir. 150 milyar $’lık ihracatın 67 milyar $’lık kısmı Euro bölgesinedir. Dolayısıyla doların birdenbire TL karşısında yükselmekte olması ve Euro’nun daha düşük seyirde gitmesi, dolarla yapılan ara mal ithalatının pahalılaşmasına karşılık, Euro karşılığı ihracat bedelleri, maliyetler açısından da dezavantajıdır.
Diğer yandan döviz kur artışları, üretim maliyetlerini de etkilemektedir. Geçen gün TCMB Başkanlığı, tarım üretiminde döviz artışlarının etkisinin maliyetlere %20 yansıdığını açıklamıştır. Bu şekilde bir taraftan yapısal ve diğer ifade ettiğimiz nedenler döviz fiyatlarını arttırırken, artan döviz fiyatları da emtia fiyatlarını ve maliyetleri arttırarak bir fasit daire yaratmaktadır. Fiyatlara bağlı olarak enflasyonun yükselmesi ise, başka sorunları da gündeme getirmeye neden olur. Maliyet artışları, alım gücünün azalmasıyla gelir dağılımının bozulması yanında, dış pazar sorunu yaratır.
IMF baş ekonomisti Blanchard, geçen gün dünyada bu dönem gelişmekte olan ülkelerin zayıfladığını, finansal ve jeopolitik risklerin arttığını, gelişmiş ülkelerin de gelişme trendine girdiğini söyledi.
2008 Kriz döneminden sonra dünyada gelişmekte olan ülkeler dış sermaye bolluğundan yararlanarak süratli bir yüksek ekonomik büyüme sürecine girmişti. Bu sürecin, geçen son birkaç yıl ve şimdi yapılan tahminlerle ve IMF tahminleriyle 2015’te bu büyümenin hız kestiğini görüyoruz. Bu da diğer gelişmekte olan ülkelerin de, bu süre zarfında genel olarak bollaşan sermaye ile kalkınmalarını sağlamayı tercih ettikleri ve ülkelerindeki yapısal reformları ertelediklerini göstermektedir.
Şimdi Türkiye’de gözler, birkaç gün sonra yapılacak TCMB toplantısında, döviz kur artışlarına karşılık TL’nin korunması için ne gibi önlemler alınacağı konusuna çevrilmiştir. Ancak etkili tedbir olarak faizlerin yükseltilmesini “seçimler” üstü yapabilecek mi şüpheleri vardır. Diğer munzam karşılıkların arttırılması ihtimalleri de bu safhada pek etki yapamayacak çünkü Merkez Bankası’nın da parasal önlemler ve döviz rezervlerini eriterek piyasaya süreceği dövizler yukarıdaki çerçeveler içinde kalıcı bir etki olmayıp geçici önlem olacaktır. Çünkü döviz kurlarının baskısı dıştan geldiği gibi, içte yapısal reformlar ertelendiği cihetle dövize ve özellikle dolara ihtiyaç ve bağımlılık devam etmektedir. Kurlar ve enflasyon KKTC’yi de oldukça etkileyecektir. Çünkü bu hareketlilik, fiyat artışlarını, maliyet artışlarını, alım gücünün zayıflaması ve gelir dağılımını, daha bozacak etkenlerdir.