EkonomiKöşe Yazarları

Döviz, enflasyon, dün ve bugün








Enflasyonist olmayan, istikrarlı bir ekonomik büyüme elde etmek, hükümetlerin en önemli görevlerinden biridir. Politikaları daha istikrarlı döviz kurlarına doğru yönlendirmek bir enflasyon çıpası sağlayarak fiyat istikrarının sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca, risk primlerini düşürerek ve kur risklerini azaltarak uluslararası ticareti ve yatırımı teşvik edecektir. Küreselleşen bir dünyada ülkeler, finansal piyasaları vasıtasıyla riskleri paylaşmakta ve zaman içinde tüketim, yatırım ve çıktının paylaşılmasını sağlamaktadır.




Para politikası bağımsızlığını korumak, yani diğer ekonomilerin makroekonomik şokları ve politikaları tarafından kısıtlanmadan para politikasının uygulanması da ekonomik istikrarı sağlamaktadır. Kavramsal olarak, daha yüksek seviyelerde döviz kuru istikrarı, finansal piyasa açıklığı ve para politikası bağımsızlığı, ekonomiyi istikrara kavuşturmaya yardımcı olacaktır. Lakin politika yapıcılar herhangi bir zamanda üç politika hedefini de tam olarak gerçekleştiremezler. Bu durum literatürde imkansız üçlü olarak adlandırılır.



Erdem Öncü, imkansız üçlü, ekonomi, trilemma

“İmkansız üçlü” veya “trilemma”, bir ülkenin bağımsız bir para politikasına (parasal özerklik), açık sermaye hesabına (finansal açıklık) ve döviz kuru istikrarına (sabit döviz kuru) aynı anda sahip olamayacağını belirten basit bir kuraldır.

Bugünkü durumda görüldüğü üzere açık piyasada düşürülen faiz oranları döviz kurunda dramatik bir artışa sebep olmaktadır. Döviz kuru artışı birçok kullandığımız ürünün ithal olmasından dolayı bize enflasyon olarak dönmektedir. Enflasyonun yüksek olduğu yerde ticaret zarar görmektedir. İşletmeler fiyat değişimlerinden dolayı sattıkları malı geri koyamadıkları için ürünleri istiflemektedirler. Bu durumda üretimi negatif olarak etkilemektedir. Görüldüğü üzere sarmal olarak etki ortaya çıkmaktadır.

Peki, enflasyonsuz bir büyüme olabilir mi? Gelin Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarına bakalım. Kurtuluş savaşından çıkmış ekonomi çok kötü durumdadır. Gerekli politikaların oluşturulması için 1923 yılında İzmir İktisat kongresi yapılmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk açılış konuşmasında “Efendiler, Hey’et-i aliyenizin bugün akdedmiş olduğu Türkiye İktisat Kongresi çok mühimdir. Çok tarihidir. Nasıl ki, Erzurum Kongresi felaket noktasına gelmiş olan bu milleti kurtarmak hususunda Misak-ı Millinin ve Taşkilat’ı Esasiye Kanununun ilk temel taşlarını tedarik hususunda amil olmuş, müessir olmuş, müteşebbis olmuş ve bundan dolayı tarihimizde, tarih-i millimizde en kıymetli ve yüksek hatırayı ihraz etmiş ise, kongreniz dahi milletin ve memleketin hayat ve halas-ı hakikisini temine medar olacak düsturun temel taşlarını ve esaslarını ihraz edip ortaya koymak suretiyle tarihte büyük namı ve çok kıymetli bir hatırayı ihraz edecektir.“ diyerek kongrenin önemini belirtmiştir.

 

İktisadi gerekli adımlarım ilki bu kongre olmuştur. Devamında ithalatı azaltacak üretimi artıracak politikalar uygulanmaya başlanmıştır. Kısa sürede Türk Lirası istikrar kazanmış ve dış ticaret açığı kapanmıştır.

İstanbul Ticaret Odası tarafından yayınlanan hayat pahalılığı istatistikleri fiyatlardaki düşüşü göstermektedir.[1] 1930 yılında ihracat beklenenden çok fazla artış göstermiş ve dolayısıyla piyasada aşırı Türk Lirası azalması üzerine bir komisyon kurulmuştur.[2]

Tablo 1. ITO Hayat Pahalılığı İstatistikleri

192919301931
Gıda155512921114
Isınma ve Aydınlanma138212071155

 

1930 yılı itibari ile Devletçilik modelinin uygulanması ile birlikte sanayileşmede ortalama yıllık %9.6 lık büyüme gözlenmiştir.[3] Atatürk’ün 1937 yılında “kesin zorunluluk olmadıkça piyasalara karışılmaz, bununla beraber hiçbir piyasada başı boş değildir” sözleri ile devletçilik ilkesinin liberal bir politika olmadığını lakin içinde liberal unsurları da içerdiği görülmektedir. Atatürk dönemindeki 15 yılda ortalama %5 enflasyonsuz reel büyüme gerçekleşmiştir.  Sonuç olarak Atatürk dönemi Türkiye ekonomisindeki enflasyonsuz ve her yıl istikrarlı büyümesiyle en başarılı dönemdir. Yakın gelecekte de benzeri başarılı dönemlerle karşılaşmak dileğiyle yazımı sonlandırıyorum.

Kaynakça

[1] Hakimiyeti Milliye, 4 Eylül 1930.

[2] Cumhuriyet, 14 Şubat 1932.

[3] Sabahattin, Ö. Atatürk Dönemi Türkiye Ekonomisi. Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, (2).







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu