Dört Yanımız Deniz Kesildi

24 Haziran 2018 Pazar | 10:39
Kıbrıs Town Houses

Dünya’nın yüzde 70’i su ile kaplı fakat ne yazıktır ki bu suların çok çok az bir kısmı içilebilecek kalitede. Neden mi? Çünkü bu sular içilemeyecek kadar tuzlu. Bu yüzdendir ki içme suyu bakımından gerek ülkemizde gerekse dünyada ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Dört yanımız deniz kesildi diye elimiz kolumuz bağlı oturmak yerine gelişen teknolojiyi kullanarak kaliteye ulaşmak elbette mümkün.

2050’ye kadar dünyada su talebinin yüzde 55 artış göstermesi bekleniyor. Buna karşılık ülkemizde meydana gelen nüfus artışı ve küresel ısınma nedeniyle tatlı su kaynakları giderek azalıyor. Bu sorun karşısında elbette ki yöntemler geliştiriliyor araştırıyoruz.

Bir daha başka bir ülkeye gidip de gazoz ya da kola alırsanız içerdiği suyun nereden geldiğini bir düşünün. Hindistan’a baktığımızda bu işlenmiş yağmur suyu, Maldivler ’de arıtılmış deniz suyu olabilir. Su kaynaklarının bu kadar çeşitli olmasının nedeni ise dünya yaşanan tatlı su krizi.

Dünyanın yüzde 70’i suyla kaplı ve bu suyun miktarı 1,386,000,000 kilometre küp. Bu miktar değişmediği halde su sorunu neden kaynaklanıyor?

Bu suyun yüzde 97,5’i tuzlu su olduğundan insan tüketimine uygun değil. Hem dünya nüfusu hem de sıcaklığı arttığı için tatlı su sorunu yaşanıyor. Tatlı suyun bir kısmı tarımda kullanılıyor. Artan nüfusu beslemek için gıda üretiminin yıllar geçtik sonra artacağı malum. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’nın araştırmalarına göre, dünyada tatlı su tüketimi bu kaynakların yeniden oluşması sürecinden çok daha hızlı işliyor. Dünyanın en büyük 37 akiferinden (çakıl ve kum dolu yeraltı su havzaları) 21’i küçülüyor. Şunu belirtmem gerekir ki ‘Dünyanın her yerinde su seviyesi düşüyor ve su kaynakları sonsuza dek kalıcı değil.

Peki, bu durum tatlı su kaynaklarının azalmasının yanı sıra başka ne ifade ediyor?

Verilere baktığım zaman ilerde su sıkıntısının savaşlara yol açacağına inanıyorum. Suriye’deki iç savaşı da bu nedene bağlayanlar var. 2007-2010 yılları arasında Suriye tarihinin en kötü kuraklığını yaşadı ve kırsal bölgelerden yüzbinlerce kişi şehirlere göçe zorlandı”. Fakat bazı ülkelerde yeni ve etkili çözümler üretiliyor. Örneğin 1997-2009 arasında en kurak dönemini yaşayan Avustralya bu süreçte su tüketimini yarıya indirmeyi başardı. Dünya Bankası Su Uygulamaları programı ekonomisti Richard Damania bunun suyun yüksek parayla satılması yoluyla sağlandığını belirtiyor. Tercih etmiyorum ama son çare olarak düşünülebilir bence…

Bir başka örnek ise suyu ulusal güvenlik meselesi olarak gören İsrail. Tel Aviv yakınlarındaki atık su artıma tesislerinde 140 milyon metre küp su üretiliyor ve tarımda bu su kullanılıyor. Bugün sulamada kullanılan suyun yüzde 40’ı atık sudan sağlanıyor. Ayrıca ayrıştırılan diğer maddelerden elde edilen metan gazı da yenilenebilir enerji üretiminde kullanılıyor. Çöldeki bir ülke olarak İsrail bunu yapabiliyorsa, doğru teknoloji, ekonomik kaynaklar ve siyasi kararlılıkla ülkemizde de yapılabileceğine inancım var. Yani İsrail atık suların yüzde 86’sını arıtarak yeniden kullanıyor. Bu bakımdan dünya birincisi. İkinci sırada ise yüzde 19 ile İspanya geliyor. İsrail’de bugün içme suyunun yarıdan fazlası deniz suyunu tuzdan arındırma yoluyla sağlanıyor.

Peki, dünyadaki tatlı su krizi deniz suyunu arıtma yoluyla giderilebilir mi? Uzmanlar bunun pahalı bir yöntem olduğunu ve bunu yaparken harcanacak enerjinin bırakacağı karbon izinin çok büyük olacağını söylüyor. Kuveyt ve Dubai gibi petrol zengini ülkelerde bu yönteme başvuruluyor. Ancak bunun ekonomik boyutu kadar ekolojik boyutu da var ve denizdeki ekosisteme zarar veriyor. Coca-Cola fabrikası 30 kadar kıyı fabrikasında deniz suyunu arıtma yoluyla su ihtiyacını karşılıyor. Ancak bu alandan sorumlu kişiler geleceği bu yöntemde görmediklerini söylüyor. Ülkemiz için de ilk aklıma gelen daha basit ve ucuz bir yöntem yağmur sularının depolanması olabilir. Aslıda bu oldukça eski bir yöntem. Örneğin Manchester’da bir üniversitede tuvaletlerde sifon suyu olarak yağmur suyu kullanılıyor. Birçok büyük çokuluslu şirketin su kullanımı üzerine araştırmalarının devletlerden daha ileri düzeyde olduğunu söylüyor. Örneğin Coca-Cola Kamboçya’da ve Bangladeş’te kurduğu fabrikalara hammadde sağlayan tarlaların damlama yöntemiyle sulanması için yatırım yapmış. Dünyanın birçok bölgesinde tarım sulama teknikleri hiç de verimli değil. Oysa etkili teknikler mevcut. Termik santrallerin soğutulmasında çok miktarda su kullanmak gerekiyor. Oysa güneş ve rüzgar enerjisinde buna gerek yok. Bu konularda politika belirlemek, teşvikler ve yatırım önemli. Suyu etkin kullanan bir toplum haline gelmek istiyorsak bu yöntemleri kullanmamız gerekiyor. Şunu altını çize çize söylemeliyim ki ülkemizde tatlı suyun muhafaza edilmesi konusunda bir an önce strateji belirlenmesi büyük önem taşıyor.