Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dört Sevgili Dostum, Dört Saygın İnsan…

Seçimlere giderken, CTP’de çok ilginç gelişmeler oldu.

CTP’li tam 4 eski Başbakan, 2018 seçimlerine katılmayacaklarını, siyasetten ayrıldıklarını duyurdular.

Sibel hanım hariç, diğerleri benimle aynı kuşak ve CTP ile özdeşleşmiş isimler.

2016 Kurultayında yeni nesilden Tufan Erhürman’ın tek aday olarak başkanlığa getirilmesiyle birlikte, bir yenilenmenin olacağının işaretlerini almıştık…

Ancak ne yalan söyleyim, bu kadarını beklemiyordum…

Kararlarıyla ilgili olarak, bir tek Ömer Kalyoncu’nun açıklamasını görmedim, ama diğerleri çok güzel, duygusal açıklamalar yaptılar…

Bazılarıyla, kararlarını öğrendikten sonra konuştum.

Hiç birinin de kırgın olduğunu düşünmüyorum…

Aksine, partilerine bir nefer gibi çalışacaklar. Aldıkları kararlar, kişisel olduğu kadar, partinin gençleşmesini istedikleri için de alınmış…

Siyasete yıllarını vermiş, hele CTP gibi, hiç bir şeyin hazır bulunmadığı, hep bir mücadeleyle kazanıldığı bir partide, o mücadelenin içinde olmuş insanların kendi iradeleriyle kenara çekilmeleri takdir edilmez de ne yapılır…

Dediğim gibi Ömer arkadaşım bir açıklama yapmadı. Ancak diğerlerinin söylediklerinde öyle vurgular vardı ki, ayrılırken birer ders verdiler…

Sibel Siber, bir kız çocuğunun “büyüyünce başbakan olacağım” özgüvenini kazanmasını istediğini söyledi. Bunu da başardı bana göre. Toplumda ciddi bir rol model oldu. Ayrıca, toplumun en önemli acı gerçeğinin, devlette henüz kurumsal yapıyı gerçekleştirememek olduğunu söyledi. KKTC’de “siyasetçiye göre, keyfi bir şekilde kurumların idari yapısıyla oynandığı, kurumların siyasetçiye göre şekillendiği” imasında bulundu. Gerçekten de en temel sorunumuz bu, “ben yaptım oldu” mantığı. Bu rahatlık da arkasından partizanlığı, usulsüzlükleri getiriyor zaten. Siber, halkın siyasetçiden, kişisel menfaat değil, toplumsal sorunlara çözüm üretmesini beklediği mesajını vermesini diledi.

Özkan Yorgancıoğlu, CTP’nin seçime, “yeni CTP ve yeniden CTP” şiarı ile katıldığını, yeni ufuklara yelken açma kararlılığında olduğunu söyledi ve seçimlerde yeni isimlere fırsat verilmesi gerektiğini dile getirdi. Yorgancıoğlu da “yeniyi” içine sindirdiğini gösterdi ki, bizde pek sık görünmeyen bir tavırdı…

Adı mücadeleyle birlikte anılan partinin en eski üyelerinden olan Ferdi Sabit Soyer de, “Değerlerimize bağlı olarak, ne minnetle gül kokladık, ne zorbalık ve saldırganlıklara, çamur atmalara boyun eğdik, ne de bizden farklı olanlara dönük gönül kırdık” diyerek siyasi yaşamında en belirgin özelliğini, insancıl tarafını belki de farkında olmadan ortaya koydu. O da yapılması gerekenin, “eski, yeni demeden kuşaktan kuşağa, barışın, demokrasinin, hümanizmanın ve emeğin değerlerini taşıyan ilkeleri geliştirerek aktarmak” olduğunu söyledi. Bu da gönlünün rahat olduğunun bir ifadesiydi bence.

Bu dört insanın ortak özellikleri neydi derseniz, pek çok şey sıralanabilir. Ama bence en önemlisi “temiz” olmalarıydı. Adları herhangi bir allengirli işe bulaşmadı. Hiç kirlenmediler. Güzel izler bıraktılar…

Dördünü de siyasi yaşamlarının öncesinde tanıdım. Bazıları öğrencilik yıllarında çok da yakın dostumdular…

Keşke politikacı olmayı meslek olarak gören nicelerine de örnek olsa bu davranışları…

Siyasetten, daha doğrusu memleket gailesinden kopacaklarını hiç sanmıyorum. Onların fikirlerine ihtiyacı var bu toplumun…

Yolları açık olsun, sağlıkla, daha uzun yıllar bu toplumda birlikte mücadele edelim ve umalım ki, daha güzel günleri de birlikte görelim…

_______________________________________________________________________________

YERİN KULAĞI VAR

“YAPTIKLARIMIZ, YAPACAKLARIMIZIN TEMİNATIDIR”:

UBP’de de “yeni”yi sloganlaştırmaya çalışanlar görüyorum. Uymuyor be kardeşim… Nesi yeni..? Hani yeni kadrolar..? Kaçta kaçı yeni olacak..? Hangi yeni politika..? İşte son iki yıldır kan kardeşleriyle birlikte iktidardalar, yeni diye ne ortaya koydular..? Eskinin hangi yanlışından kurtuldular..? İğreti bir slogan olur. Bence vazgeçsinler ve “yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır” desinler, daha inandırıcı olur…

PARTİLERİN DEĞİL, ADAYLARIN SEÇİMİ:

Siz anket sonuçlarına pek inanmayın. Zaten bugüne yapılanlarla ilgili türlü iddialar var. Esas anket partilerin adayları belirlendikten sonra yapılan olacaktır. Çünkü partlisi de, kararsızı da adayları görmeden karar vermek istemiyor. Bu defa sonucu  partilerden çok, adayların belirleyeceği bir seçim olacak gibi geliyor bana. Hele adaylar meydana bir çıksın, köprünün altından daha çok sular akacak…

BELGE İMZALATIYORLAR:

Hükümet arsa dağıtım işinde artık işin ucunu kaçırdı. Haspolat bölgesinde içinde moloz ve atıkların bulunduğu arsaları “kırsal kesim arsası” diye yandaşlara dağıtıyorlar. Yolu olmayan, parselasyonu yapılmamış, alt yapısı olmayan devlet arazileri, seçim uğruna resmen peşkeş çekiliyor. Hepsini anladık da, arsa dağıttığınız vatandaşlara, başka bir şey talep etmeyeceklerine dair imzalattığınız “belgeler” neyin nesi oluyor…

DEVİR DEĞİŞTİ:

Kudret Özersay, iktidara gelmeleri halinde muhtarların sorunlarını çözeceklerini söylüyor. Geçtiğimiz günlerde Hüseyin Angolemli de Meclis’te “muhtarları dinleyin” diyordu. Eskidendi o… Kurum kuruluşlar, meslek örgütleri dinlenir, sorunları not alınırdı. Şimdi öyle değil. Özellikle de muhtarlar için. Bugün muhtarlar, sorunlarını anlatsınlar diye çağırılmıyorlar, siyasilerin anlattıklarını dinlesinler, yaysınlar diye makamlara çağırılıyorlar. Bir nevi propaganda aracısı… Türkiye’den gelen bir moda bu. Ne işe yarayacaksa…

UBP’DE ÜYE YAZIMI DEVAM EDİYOR:

UBP’de aday adayları belirlendi ya, artık hedef iyi bir sırada yer bulmaya geldi. Bir bakanımıza bağlı  “üst düzey memurlar” ellerinde listeler ile, üye yazma telaşına düşmüşler. Girne’de bir mekanda, tanıdık simalara, “UBP’ye üye misiniz” sorusu sorarak, üye yazmaya çalışıyorlarmış. Merkezin haberi var mı bilmiyorum ama amaç, ustalarının iyi bir yerde sıra kapmasını sağlamak. Öyle görünüyor ki UBP’de 18 Kasım’daki sıralama kavgası oldukça “kanlı” geçecek…

YAVRU DEĞİL, KARDEŞ:  

Yıllardır “yavruvatan” diye diye bir türlü büyüyüp rüştümüzü ispatlayamadık. Otur yavru, kalk yavru diye hep “yavru muamalesi gördük. Gelen giden siyasetçiler, hatta vatandaşlar bile  yıllardır bizi bir devletten çok “yavru” olarak tanıdı. Ve sonunda Türkiye Baraolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, “Bizim yaklaşımımız, KKTC’nin yavruvatan olmadığı, bir kardeş vatan olduğu, tek milletiz ve iki kardeş  devletiz” diyerek bize kim olduğumuz hatırlattı ya, inanın çok duygulandım…

_______________________________________________________________________________

ZİRVEDEKİLER

Sibel Siber: “Kurumsal yapıyı gerçekleştirmiş ülkelerde gelen giden siyasetçiye göre, keyfi bir şekilde kurumların idari yapısıyla oynanmaz, kurum siyasetçiye göre şekillenmez, aksine kurumsal yapı siyasetçiye yön verir. Birçok temel sorunumuzun altında yatan da budur. Kurumsal hafızanın değerinin ve öneminin hiçe sayıldığı bir sistem yarattık maalesef. Bir kurumun hafızası, iyi saklanmış arşivi ve liyakata dayalı sistemidir.Hafızası olmayan bir kurumdan verim almayı bekleyemezsiniz…”.

_______________________________________________________________________________

DİPTEKİLER

Ünal Üstel (UBP aday adayı): Gençlik ile tecrübenin birleşmesini savunan Üstel, “Ekonomide rahatlama olacaktır. Sektörlerimiz de artık tedbirlerini alacaktır. Bütün bunların mücadelesini vereceğiz. Elimiz kolumuz bağlı oturmamalıyız”demiş. İyi de, iki yıldır iktidarda olduğunuzu unuttunuz galiba, niye yapmadınız, elinizi tutan mı vardı…