Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dönüşümlü “BAKANLIK”

Müzakere masasında en çok tartışılan konu, “dönüşümlü başkanlık…”

Biz Kıbrıslı Türkler bu konuda oldukça tecrübeliyiz.
Her beş senede bir cumhurbaşkanı değişiyoruz, o ayrı…
Ama bakınız yakın tarihe…
Üstüste 2 yıl aynı bakanlıkta kalan kaç kişi var…
Bir gün usanmayıp o rakamları da önümüze alacağız elbet…
Lakin…

Bizde demokrasi falan kalmadı…
“Dönüşümlü BAKANLIK” ile sistemi çeviriyoruz.
Sık sık bakan değişiyor…
Ya da bakanların görev yerleri…
Bakan olamayan da parti değişiyor…
Yuvarlanıp gidiyoruz…

***
Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun

Anyasa mahkemesinin kamuda çalışan doktorların aynı zamanda özelde de çalışmaları ile ilgili bir kararı var.
Doktor Turhan Korun’dan dinledim.

1964’te Bayraktarlık bir emir yayınlamış ve tüm doktorları Hastaneye çağırmış.
Dönemin sorumlusu Necdet Ünel…
Bütün doktorlar hastanelere toplanmış, sigara fabrikası da hastane olarak düzenlenmiş.
Kıbrıslı Türklerin bilinen bütün doktorları orada…
30 TL maaş…
Herkes aynı parayı alıyor…
Bu işlemler yapılırken, kliniği olan özel doktorlar da hastanede…
Lakin…
Gelen her telefonda “özelden gelip zoraki hastanede görev alanlar” kliniklerine gidiyorlar…
Klinik doktoru ya hepsi…
Ama devletten de 30 TL maaş…

Tüm doktolar aynı maaşı alıyor.
Bir kısmı devlette…
Bir kısmı hem devletten 30 TL hem klinikte…
O zaman devlet doktorları şikayet etmeye başlamış…
Yıl 1964….
Bu iş kartopu gibi büyür,  tartışmalar artar…
Bu kez de hastane doktorlarına, “E o zaman siz de hastane işini aksatmadsan, özelde de bakın…” denir…
Oysa yapılması gereken, “klinik isteyen kliniğe dönsün” demekti…
Yapılamadı, kaostan korkuldu. Savaş zamanı, kimin nasıl hasta geleceği belli değil…
Lefkoşa o zaman her tarafı klinikle dolan bir kasaba olmuş…
Sonra Denktaş geldi…
Hastane doktorlarına, “Yahu öğlene kadar olsun hastanedfe kalın da klinikleri öğleden sonra işletin” dedi.
Bir süre de böyle devam etti.
Sonra Mustafa Erbilen Sağlık Bakanı oldu.
İlk kez bir bakan kliniklerin üzerine gitti.
Hastanede çalışan doktorlara, “size maaş artışı yapacağım ama klinikleri kapatacaksınız” dedi, öyle de yaptı.
Lakin…
3- 5 doktor bunu kabul etmedi, “Devletten ayrılırız” dedi ve kliniğine gitti, devletin kendisine “fazla para” vermesini reddetti.
Hastane doktorlarına yüzde 50 artış yaptı ve “Hastanede kalın” dedi.
Ama gene olmadı.
Hem yüzde 50 artış alındı.
Hem hastanede çalışılmaya devam edildi.

Gelelim bu güne…
Şimdi de…
Bileğine güvenen devlete girer…
Maaşın az olduğunu bile bile…
Ama iyi doktorlar…

Yarattıkları cazibe ile, hastanede de kliniklerinde de dolu dolu çalışıyorlar…
10 yıl eğitim alan, ihtisas yapan birisinin kamunun düşük maaşı ile çalışması ile mümkün değildir.
Bu zafiyet yaratır…
“Hekime hakim maaşı” bir öneridir.
Ancak, özelde dönen paralara bakınca…
Ben de doktor olsam, devlette kalmam, gider özelde işime bakarım…

Devlette kalacaksam da…
Mesleğime harcadığım zamana ve yıpranmama uygun bir maaş sistemi beklerim.
Bu döner sermaye mi olur…
Performansa dayalı bir sistem mi olur…
Ama böyle olmayacağı kesin…

Ama mahkeme kararı?
Şimdi ortada bir mahkeme kararı var…
Bakan “uygulayamam kaos olur” diyor…
Ortada bir yargı kararı varsa…
Bir de hukuk ihlali var demektir.
O zaman…
Tedbiri alınır, yargı kararı uygulanır.
Ne derler:

“Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun…”
Beni, “kamu doktorunun kliniğinin de olması” rahatsız etmez.
Hastanede bana “gel kliniğe orada bakayım” sana derse eder…
Hastane ortamında ameliyat yapar, “bıçak parası” alırsa rahatsız eder…
Hastanede olması gereken bir zamanda, kliniğinde olursa, rahatsız olurum…
Etik değerler vardır, ona bağlı kalındığı sürece problem yoktur.
Evet, doktor, doktordur…

Ama ya “mahkeme kararı…”
Hem de Anayasa Mahkemesi…