Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Döne Neden Çıldırdı? Nasıl Köyün Delisi Oldu?

Ahmet Okan
Ahmet Okan

Çoktandır elimde evirip çevirdiğim kitapta dramatik bir hikayeye rastladım..

Olay, değerli dostumuz Dr. Bilgin Ergene’nin iki cilt halinde yayınladığı “Bir Köyün Anatomisi, Cihangi-Abohor” adlı eserde geçiyor.

Dr. Ergene, gerçekten de Abohor’un anatomisini ortaya çıkarmış. Uzun soluklu ve zahmetli bir çalışma.

Kıbrıslı olan ancak 30 yıla yakındır Konya’da mesleğini sürdüren, bu yıl içinde emekli olacak olan Dr. Ergene, zaman bulmuş ve kendinin doğup büyüdüğü köyün tarihsel, kültürel, sosyal dokusunu iki kalın kitapta toparlamış.

Kitap, sadece köyün tarihi, yaşamı ve kültürel sosyal durumuna ışık tutmuyor, genelde Kıbrıs’ın geçmiş tarihsel ve kültürel yaşam ve değerlerinin bir parçası olarak okura armağan ediliyor.

Ergene’nin uzun yıllar Konya’da çalışıyor olması yaptığı çalışmaya zenginlik katıyor. Bir zamanlar, 1571’den sonra Kıbrıs’a sürgün hükümleri ile getirilen nüfusun taşıdığı dil özelliklerine, ortak sözcük ve deyimlere Konya (Karaman) bölgesinde rastlaması kitapta dikkate değer birsözlüğe dönüşüyor.

kitap1

Kısacası ilgililerin bu kitaba sahip olmasında fayda var.

Biz bu yazımızda, Doktor Ergene’nin kendi köyü Abohor’da meydana geldiği söylenen dramatik bir öyküyü onun kaleminden aktaracağız.

Bu hikayenin gerçek olup olmadığı kanıtlanmasa da dilden dile dolaştığı ve günümüze kadar, en azından Dr. Ergene’nin bilgisine kadar uzandığı anlaşılıyor. Çünkü Ergene bu hikayeyi “Dedemin dedesi dedeme, dedem babama anlatırmış” diyerek, olayın Osmanlı’nın adadan gidiş dönemlerinde ya da İngiliz’in adaya yeni geldiği yıllarda meydana geldiğini belirtiyor.

Abohor’un genç kadınlarından Döne’nin psikolojisi nasıl bozuldu ve evinde mutlu bir hayat sürerken, köyün delisi haline nasıl geldi?

Ruh sağlığı bozulan ve sokaklara düşen genç kadının sonu ne oldu?

Sözü Ergene’nin kalemine bırakalım:

Köyümüz sakinlerinden keçeci Mustafa Ali, işinin ehli çok iyi bir zanaatkar imiş. Keçecilik yanında rençberlikle de uğraşır, iyi para kazanırmış.

Serde gençlik var, iyi para da kazanıyor, evlenmeye karar verirmiş. Köyün iyi ailelerinden kendi akrabalarından Döne’yi ister. Kısa bir süre içinde düğün yapılır ve mutlu bir hayat sürmeye başlarlar.

Keçeci Mustafa Ali, yaptığı keçeleri, ürünleri köy köy dolaşıp satıyor, tarlalarında çalışıyor ve ailesini gül gibi geçindiriyor. Döne de tarladaki işlerde kocasına yardımcı oluyor.

foto5

Geçen yıllar içinde Döne’nin kızlı erkekli art arda beş tane çocuğu olur. Ağır köy şartları içinde beş tane çocuğa bakmaz zor oluyor ama Döne hiç şikayetçi olmuyor. Hem işlerini yapıyor hem de çocuklarını büyütüyor.

Bu ara Döne’nin erkek kardeşinin de evlilik çağı gelmiştir. Döne de bu abla olarak bu işi kendisine bir görev sayar ve köydeki yetişkin genç kızları bir bir gözden geçirir, ölçer biçer. İçlerinden Latife’yi kardeşine uygun görür. Aracılar konur, haber salınır fakat sonuç olumsuzdur.

Latife, Döne’nin kardeşine verilmez. Bir başka köye, zengin birine gelin olarak gider.

Döne, bunu hazmedemez ve dudaklarından bir beddua dökülür: “İnşallah mutlu olmazsın, dul kalırsın ve yine bize muhtaç olursun.”

Fakat zengin diye verilen adam, zannettikleri kadar zengin biri değilmiş. Sıradan biri imiş. Bu evlilikten iki çocukları olur. Geçen zaman içinde aile içerisinde huzursuzluklar ve şiddetli geçimsizlikler başlar. Her iki çocukları da salgın bir hastalık nedeniyle ölür. Artık onları bir arada tutacak hiçbir ortak bağları kalmamıştır. Evlilik sona erer ve ayrılırlar. Latife köyüne geri döner. Kısa bir müddeet sonra adam da hayata veda eder.

Döne’nin bedduası kabul olmuştu ve Latife köye geri gelmişti. Latife tekrar Döne’nin kardeşi Kadir’e istenir. Dünürcülük bu defa olumlu sonuçlanmıştır. Bu evlilikten üç tane çocukları olur. Kadir, ansızın beklenmeyen bir hastalığa yakalanır ve kısa bir süre içinde vefat eder. Döne’nin bitişiğinde tek katlı kerpiç evde çocuklarına bakan Latife tek başına kalır. Çocuklarına bakmaya zorlanmaya başlar. Keçeci Mustafa Ali de Latife’ye yardımlarını esirgemez. , Latife, Mustafa Ali’nin evine, Mustafa Ali de Latife’nin evine girip çıkmaya başlar.

Gel zaman git zaman keçeci Mustafa Ali ile Latife’nin arasında bir yakınlık doğar. Bu yakınlık da ilişkiye dönüşür. Döne olanlardan şüphelenmeye başlar ama yine de Latife’ye toz kondurmaz. Öyle bir şeyin olmadığına, olamayacağına kendi kendini inandırır.

Mustafa Ali eskisi gibi Döne’ye yakınlık göstermez, soğuk davranmaya başlar. Oturdukları hanayın penceresinden bitişikteki  Latife’yi  ve evine girip çıkan Mustafa Ali’yi takip etmeye başlar. Artık şüphelerinin yersiz olmadığını anlar. Bir gün Latife ile Mustafa Ali’nin beraber odaya girmelerini takip eder. Sessizce oda kapısının önüne gelir, içeriyi dinler, aniden kapı kolunu zorlayarak içeri girer, Latife ile Mustafa Ali’yi çırılçıplak uygunsuz vaziyette yakalar.

Artık her şey ortadadır ve ipler kopmuştur. Aile içi şiddetli geçimsizlik başlar. Döne kocası tarafından hırpalanır, hakaretlere maruz kalır. Mustafa Ali daha da ileri gider ve Döne’yi dövmeye başlar. Döne’nin psikolojisi bozulur, aile hayatı zindan olur.

Keçeci M. Ali artık açık açık Latife ile beraber yaşamaya başlamıştır. Döne’den ayrılmak ister fakat Döne buna şiddetle karşı çıkar. İnat eder, nikahını vermez. Diğer taraftan kocası Mustafa Ali’nin nikahsız karısı Latife’den bir kızı olur.

Psikolojisi iyice bozulan Döne artık eve girmez. Sabah akşam sokak sokak gezmeye başlar. Kocası Mustafa Ali ile Latife’ye devamlı beddua eder.

Döne’nin üstüne olan malları elinden almaya kalkarlar fakat Döne buna itiraz eder. Döne’nin elindeki malları almayı başaramazlar.

Döne’nin psikolojisi daha da bozulur. Kendi kendine konuşmaya başlar. Kılık kıyafetine dikkat etmez, üstüne başına yapmaya başlar. Yaz kış, sıcak soğuk, yağmur çamur demez sokak sokak dolaşır.

Nasıl oldu bilinmez, Döne’nin üstüne tapulu malları da el değiştirir.

Döne, artık köyün delisi olmuştu. Kimse onu ciddiye almaz, çocuklar peşine düşüp onu taşlayıp kızdırıyorlardı. Deli Döne, kendine takılanlara, kocası Mustafa Ali’ye, devamlı beddua eder. Çocukları da artık onu anne olarak kabul etmemeye ve eve gelmemeye başlarlar. Bu durum Deli Döne’yi daha da delirtir.

Hayat acımasızdı.

Deli Döne’yi artık kimse insan yerine koymuyordu. Ona acıyıp ekmek verenler oluyordu ama bu onun hayatını değiştirmiyordu.

Deli Döne zaman zaman elini yüzünü çizerek kendine de zarar vermeye başlamıştı. Artık köy dışına, ovalara, tepelere ve dağlara gidiyordu. Bazı geceler eve gelmez olur ama onun gelmemesi, kimsenin umurunda olmazdı. Hayatı artık hayat değildi.

Bir gün Deli Döne yine eve gelmişti. Ertesi gün de gelmemişti.  Deli Döne’yi merak eden köylüler onu aramaya çıkarlar. Beşparmak dağlarının eteklerinde, bir kaya dibinde onun cansız bedenini bulurlar. Ellerinde, yüzünde yine çizikler ve yaralar vardı. Bunları yine kendisi mi yaptı, yoksa yüksek bir yerden mi düştü, kimsenin ilgisini çekmedi. Hele hele intihar mı, doğal ölüm mü, kimsenin umurunda olmadı. Döne’nin bu ölümü, zaptiyelere dahi haber verilmedi ve araştırılmadı. Köyde sade bir tören yapıldı ve Deli Döne’nin cenazesi kaldırıldı…