Seyahat

DOMİNİKA


Şirin Süha

Bu hafta sizlerle Gezi Yorum’ da Dominika’ya gidiyoruz. Kim bilir, belki siz de pek çok kişi gibi bu adanın adını duymamışsınız.

‘Dominika’ veya ‘Dominika Milletler Topluluğu’ Küçük Antiller diye bilinen Karayip Denizindedir. Barbados, St. Lucia, Guadeloupe gibi küçük adalar topluluğunda yer almıştır.  Bu ada Kristof Kolomb tarafından Pazar günü keşfedildiği için adanın adı Latince Pazar anlamına gelen Dominika olmuştur. Dominika adası aslında volkanik bir adadır. Ancak siz siz olun ve bu adayı sakın hani pek çoğunuzun televizyon karşısına geçip heyecanla izlediğiniz Acun Ilıca’nın ‘Survivor’ deki yarışma adası ile karıştırmayın. O adanın adı ‘Dominik Cumhuriyeti’ olup Haiti, Porto Rico, Küba ve Jamaika ile ayni bölgede bulunmakta olup bizim adamız başka yerdedir.

Hala hazırda Küçük Antillere kadar uzanmışken ayni bölgede bulunan farklı bir yere gitmenin kaçırılmaz bir fırsat olduğunu düşünerek programımızı yapıp 3 günlük bir gezi için yola koyulduk. Barbados’dan   Dominika’ya her gün karşılıklı 2 uçak seferi yapılmaktadır. En makul seferi bularak BGI Grantley Adams Uluslararası Havalimanından DOM( Dominica Melville Hall) Havalimanına uçuş 1 saat sürüyor.  BGI ‘deki boardları takip ederek uçağımıza gittik. Uçak adalar arası küçük pervaneli uçaklardı. Böyle bir uçağı yıllar öncesi Amerika iç hat uçuşunda kullanmıştım. Bu uçaklar Bombardier Dash, DHC-8-200 olan 39 kişi kapasiteli küçük uçaklardı. Uçağımız havalanmasına havalanmıştı ancak o kadar alçak uçuyordu ki dikkatlice pencereden bakarsanız nerdeyse ağaçların üzerine tünemiş olan kuşları kafalarını kaşırken görebilirdiniz… İşte böyle bir uçakla 1 saatlik uçuşla Dominika’ya vardık. Alan içerisinde muhaceret işlemi yapan 2 kontuar ve her birinde 1 memurun bulunduğu toplamda 2 muhaceret görevlisi vardı. Birinde kendi vatandaşlarına diğerinde ise yabancılara işlem yapılmaktaydı. Sıra bana gelince resmi kıyafetli memur Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportumu aldı evirdi çevirdi sayfalarına dikkatlice baktı.

-‘Ben bu ülkeyi tanımıyorum.’ dedi.

-‘Ben de buraya gelmek için araştırma yapmadan sizin ülkenizi tanımıyordum ‘. Eğer ülkemin adını bilgisayarınıza yazarsanız, Avrupa birliğinde olduğunu ve vizesiz ülkenizde kalabileceğimi görürsünüz’ diye yanıtladım.

Memur araştırmasını yapmış ve söylediklerimin inandırıcı olduğunu kendisi de görmüştü. Ancak yine de ülkesine gelen yabancıların vize gereksinimi olmasa da kalacağı otelde rezervasyonunun yapılmış olmasından emin olmak istiyordu. Benden otel voucherimi alıp önünde duran bilgisayardan rezervasyonumun yapılmış olduğu otele online olarak bağlanıp elimdeki belgenin sahte olup olmadığını kontrol etmiş ve pasaportuma 3 haftalık turist vizesi vermişti. Ülkemin adını dahi duymamış bir muhaceret memurunda böyle bir sistemin 2015 yılında olmasına çok şaşırmıştım. Orada olan bu tip sistemin ne yazık ki günümüzde ülkemde göremememin üzüntüsü içindeyim.

Tüm yolcuların alandan çıkıp kısaca havalimanı yolcu terminali boşaldıktan sonra görevli memurlar başka bir uçak saatine kadar havaalanının kapısını kilitleyip yakın mesafede bulunan restorana gittiler. 17 kişilik sprinterle otele gitmek için havalimanından ayrıldık. Hava henüz kararmamıştı. Muhteşem ötesi tropik dağlar, dağlardan akan nehirler arasından tamamen ıssız diyebileceğim hemen hemen başka araçların geçmediği yollardan geçerek kalacağımız şehir olan, adanın 16.500 civarı nüfusu olan başşehri Rosseau’ya vardık. Otelimiz; deniz kenarında, limana ve pazara çok yakın, restoran ve barların bulunduğu bölgede temiz ama fazla lüksü olmayan, fiyatı ise çok uygun olan bir tesisti.

Sabah kahvaltıya gitmek için gözümüzü açtığımızda geceden limana devasa cruise gemilerinin uğradığını gördük. Yerel rehberler ve süslü tur araçları adaya gelen misafirleri almak için limanda bekliyordu. Tur minibüsleri birbirinden güzel renkli resimler ve yazılarla süslenmişti. Özellikle bir tanesinden gözümü alamadım.’ Hard work no play’ yazıyordu. Gerçekten değişik kültürden gelen insanların beklentileri çok farklı olabiliyor, tıpkı birçok rehber arkadaşın bu kişileri memnun etmenin ne kadar zor olduğunu bildikleri gibi…Biz ilk gün tura katılmayıp denize girip dinlendik yemek sonrası ise kısa mesafe yürüyüşlerle çevreyi dolaştık. Eski Pazar Meydanı çeşitli sebzelerin yanı sıra tropikal meyvelerin satıldığı bir yerdi. Hatta ve hatta bizleri çok şaşırtan bizim meşhur ‘Kolakas’ımızı orada satılan yöresel sebzeler arasındaydı. Tezgahta duran muza benzeyen meyve ise aslında tropikal meyvelerden ‘plantains’ dir. Bu meyvede nişasta olduğu için pişirilmeden yenmez. Genelde yeşili sıcak yağda kızartılarak sarısı ise fırında pişirilerek yeniliyor .….Aslında pazar kurulan yer eskiden köle pazarı olarak kullanılmaktaydı.. Meydanın yakınında, taştan inşa edilmiş bir Katolik Katedrali ve hemen yanında da Anglikan kilisesi var.

1635 yılında ada kısa bir süre Fransız sömürgesi olmuşsa da, 19.cu yüzyılın ikinci yarısında İngiliz idaresine geçmişti. 1978 yılında ada bağımsızlığını ilan etmiştir. O nedenledir ki dünyadaki ülkelerin 3 te 1 inde olduğu gibi adadaki tüm taşıtların  direksiyonu sağdadır. Tıpkı Kıbrıs trafiği gibi düşünün…. Adanın resmi dili İngilizce olmasına rağmen adada Fransızca’ da konuşulmaktadır. Ülkenin resmi parası ise Doğu Karayip Dolarıdır.

Adada ‘Calypso’ müziği en yaygın müzik türleri arasındadır. Nereye giderseniz gidin mutlak surette bu müziği duyarsınız. Hatta sokakta araba içerisinde seyir halindeyken trafik ışıklarında kırmızı yandığında bizim aracımızın şoförü de dahil olmak üzere pek çok sürücünün yeşil ışık yanana kadar arabalarından yola atlayıp müziğin ritmine göre yol ortasında oynadıklarını görünce hayretten gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.

Ada çevresinde çok güzel sahiller  var ancak ada volkanik ada olduğu için genelde kumsallar gri renklidir. Adada doğa yürüyüşü yapmak isteyenlere inanılmaz güzel parkurlar, 360’ın üzerinde nehir, şelaleler ve kaplıca gölleri var. Akarsular tahta borular içerisinde havuzlarda toplanıp ülkenin elektirik üretimine katkı sağlar. Adada bulunan yerel botanik bahçesi mutlaka gezilmesi gereken yerler arasındadır. Kuzey Orman Parkında ise Karayip papağanlarının çok çeşitli nadir türleri yaşar. Bu parklarda dolaşırken rengarenk kuşları ve kuş seslerini dinlemek ayrı bir zevktir. Küçük teknelerle denize açılan turistlere balık tutma veya balina ve yunus balıklarını denizden izleyebileceğiniz gözlem turları yapılmaktadır. Dominika yıllardır diğer adalardan farklı olarak elindeki yeşili koruyarak, koca koca binaların inşaatına izin vermeyerek yani doğasıyla turizm patlaması yaşıyor. ‘Morne Trois Pitons’ Ulusal Parkı, 1997 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Koruma Listesinde olup ülkenin en yüksek dağının adını taşıyor. Parkta bulunan ‘Boiling Gölü’ dünyadaki en büyük 2. sıcak su gölüdür. ‘Morne Trois’ Dağı’na tırmanırken küçük bitkilerin yerini yukarılara tırmandıkça muhteşem orkide çeşitlerinin aldığını görürsünüz. Hele birde kendinize güvenip dağın zirvesine çıkmayı başarırsanız o zaman karşınıza muhteşem manzarası ile’ Laudat’ ve ‘Cochrane’ köyleri çıkar.

Ada nüfusu 73 bin civarında olup burayı gezmeye gelen turist sayısı ise yılda 350 bin civarındadır. Gelen turistlerin pek çoğunu Karayip ülkelerinden, Kuzey Amerika ve İngiltere’den gelen kişiler oluşturmaktadır. Ülke karnaval ve endemik kuş festivalleri ile farklı dönemlerde renklenmektedir. Ülkenin ekonomisi genelde tarıma dayanmaktadır. Ancak geçtiğimiz yıllarda meydana gelen kasırgalar bu sektöre büyük yaralar açmıştır.

3 gün boyunca kaldığımız adadan ayrılırken çantamda çeşitli ‘Calypso’ müziklerinden oluşan CDler ve fotoğraf makinemde ise adada çekilmiş birbirinden güzel yüzlerce resimler vardı. Ancak çantamda yemeye doyamadığım değişik tropikal meyvelerin çekirdekleri yoktu. Çünkü adadan meyve ve çekirdeklerin yurtdışına çıkarılması kesinlikle yasaktı. Orada bulunduğumuz süre içerisinde bu bizlere rehberler tarafından ikaz edilmişti.

‘Gezgin bir yere varmak için değil keşfetmek için seyahat eder.’ Goethe ne kadar da doğru söylemiş….

Haftaya NEPAL Şirin’ce Geziyorum’da buluşuncaya kadar sevgiyle kalın….


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı