Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Devlete sahip çıkmak nedir?..

Bir devlete sahip çıkma meselesidir gidiyor.

Slogan Eroğlu’nun…
“Kendi devletine sahip çıkmayan biri seçilirse, yanlış olur”…
“Devlete sahip çıkmak, masada elinizi daha güçlü yapar”…
“Ben devletine inanan bir adayım”…
Bir de propagandistlerinin sloganları var; “Devlete sahip çıkan tek isim”… Daha da ileri giderek, “Devlet demek, Eroğlu demek”…
Sürekli olarak karşısındakilerin, devlete sahip çıkmadığı, KKTC’yi benimsemediği algısı yaratmaya çalışıyor.
Nedir devlete sahip çıkmak, devlete inanmak?
Müzakere masasında satışa çıkartmayacak olmak mı?
Kimsenin devleti sattığı, ya da sahip çıkmadığı, benimsemediği falan yok. Geçmişte aynı suçlamayla karşısına geçtiği Mehmet Ali Talat’ın 5 yıllık icraatı, o tezlerini çoktan çürütmedi mi…
Ha, eğer yeniden “Çözümsüzlük, çözümdür”e döndüyse, onu da bilelim.
Her neyse; bu söylemlerin halk nezdinde iş yaptığını söylemek mümkün değil zaten.
Bence devlete sahip çıkmak,
O devletin ekonomisini, eğitimini, sağlığını çağdaş hale getirmektir…
Halkının gelir düzeyini ve refahını yükseltmektir…
Kamu kaynaklarına gözü gibi bakıp, çarçur etmemektir…
Toplum ve devlet çıkarlarını her şeyin üstünde tutmaktır…
Hepsinden de önemlisi hukuk devletinin gereklerini yerine getirmek, adam kayırmacılık, partizanlık, iş bitiricilikten uzak durmaktır.
Aradan geçen onca yıla rağmen, bir önceki yüzyıldan kalma, her tarafı dökülen bir eğitim sistemi, bir sağlık sistemi devlete sahip çıkıldığını gösterir mi?
Yine onlarca yıldır özellikle Türkiye’den akan kaynaklarla ekonomisi borç batağında, belediyeleri iflas etmiş bir devlete sahip çıkıldığı söylenebilir mi?
Ya kamu?
Partizanlığın,
Adam kayırmacılığın,
İş bitiriciliğin kural olduğu,
Devlet yapısının hantallaştırıldığı,
Çalışan nüfusunun yüzde 70’inin özel sektörde örgütsüz ve onların da önemli bir kısmının açlık sınırında olduğu,
Vatandaşlarının güven erozyonu yaşadığı bir devlet,
Sahip çıkılmış bir devlet midir?
Benim devlete sahip çıkma kriterim bu…
Adayların da, duruşlarına, vizyonlarına ve de “tecrübelerine” işte bu gözle bakıyorum.
Sanırım halkın büyük bir çoğunluğu da bunu yapıyor…
Bakın Yavuz Sultan Selim ne demiş: “Devletleri yıkan bütün hatanın altında, nice gururun gafleti yatar…”

 

YERİN KULAĞI VAR
SONUNDA AÇIKLADI:
Seçime üç kala Cumhurbaşkanı Eroğlu mal varlığını bir TV programında açıkladı. Bankalarda kendisine ait Türk Lirası, sterlin ve dolar olarak yaklaşık 4 milyon TL parası var. Allah arttırsın diyelim. Keşke çocuklarının ve torunlarının mal varlıklarını da açıklasaydı. Meclis’te Sonay Adem tarafından 2.5 milyon TL’si bulunduğu iddia edilen bankadan parasını çektiğini de söyleyen Eroğlu, o zamanlar kaynak olarak “yurt dışında mal sattım” demişti ama o konuda da açıklama yapmadı, sadece başkalarını suçlamakla yetindi…

AZ MIYDI, ÇOK MUYDU:
Adaylar meydanlara inmeye başladı. İlk miting Lefkoşa’da Akıncı’dan geldi. Sosyal medya üzerinden meydana toplanan kalabalıkla ilgili yorumlar yapıldı. Bence saçma bir tartışma. Bir kere, oy verecek herkesin meydanda olması gerekmez. Akıncı’nın iddiaları ile meydanı mukayese ettiğinizde, kalabalığın beklentilerin altında olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, kendine destek veren iki partiye göre ise kalabalık hiç de fena değildi…

DELİ DANA AÇIKLAMAYA MUHTAÇ:
İki kişide deli dana şüphesi vardı. Biri öldü, şüphenin gerçek olduğu ortaya çıktı. Peki bu hastalık buraya nasıl geldi? Nereden bulaştı? İki vakanın arasında bir ilişki var mı, halk panikte, Türkiye basını bile panikte… Sağlık Bakanlığı’ndan hala tatmin edici bir açıklama yok.

KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL:
Eroğlu’nun “Devlete sahip çıkma” iddiasına, Kudret Özersay önceki gün güzel bir yanıt verdi: “Devlete sahip çıkmak, kimsenin tekelinde değildir. Yıllardır partizanlığın ve adam kayırmacılığın önüne geçilmesi için gerekeni yapmıyorsanız, kendi partiniz yıpranmasın diye pek çok yanlışa yanlış diyemiyorsanız, devlete sahip çıktığınızı iddia edemezsiniz…”

UBP’NİN UMUDU EROĞLU:
DP-UG’yi bilemem ama UBP’lilerin tüm umudu, Eroğlu’nun yeniden Cumhurbaşkanı olması. Eroğlu kazandığı takdirde, yeniden hükümet olacaklarına inanan UBP’liler, 2 yıl önce tek başına iktidar saltanatı sürerken kendilerini iktidardan edenin kim olduğunu unuttular herhalde. Baksanıza iktidar olabilmek için tek umutları, kendilerini iktidardan eden Eroğlu…

ÇARE ÖRGÜTLENME:
Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Gürpınar, önü alınamayan iş kazaları konusunda bilgilendirici kampanyalar ve arttırılacak cezalardan bahsediyor. Bence ne yapılsa zor. Çünkü devlet her yerde tam anlamıyla denetime yetişemiyor. Bence tek çare, özel sektörde sendikal örgütlenmeyi zorunlu hale getirmek. Denetimi devlet adına sendika yapsın. Bakın bakalım o zaman işveren yan çizebiliyor mu…

ZİRVEDEKİLER
Sibel Siber: “Dik duruş halkınızın sorumluluğunu almaktır. Bütün uluslararası ilişkilerde bu sorumluluk omuzlarınızda ve halkınız için bir şeyler yapma, başarma heyecanı ruhunuzdaysa oturur konuşursunuz. Uzlaşı, diyalog ve empati ile sorunları çözersiniz. Dik duruş ego tatmini değildir. Kişisel egonuzu tatmin etmek için dik duruş dik duruş değildir. Ne kazandığınız önemlidir. Eğilip bükülmeden bir halkın temsilcisi olmanın gururuyla anlatırsınız ve anlaşılırsınız…”

DİPTEKİLER
Parti Holiganları: Son günlere girilirken adayların afişlerine, seçim bürolarına yapılan saldırılar da artıyor. Bunu, desteklediği aday adına güzel bir eylem olarak gören zavallıların unuttukları bir şey var; o da, seçmenin saldırıya uğrayan adaya daha da sarılmasıdır. Yani bu magandalar aslında kaş yapayım derken, göz çıkardıklarını bilmiyorlar herhalde…