Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Devlet yoktur! (Çünkü ne felsefesi ne de hukukun üstünlüğünü oluşturan etik değerleri kurallaşmıştır!)

Sıkıntılı günler yaşıyoruz. Üstelik bu sıkıntılar “kendimizden menkul” da değiller! Dışımızda gelişiyor tsunami dalgaları gibi gelip bizleri vuruyor!
Yoksa “Kar-İş’in sorunları ile vicdani retçilerin dertleri beni neden sarıp huzursuz etsin? Yahut “eğer dişimizi sıkarsak dört yıl sonra ve Allah isterse kendi devlet çalışanlarımızı kendi gelirlerimizle ödeyeceğiz” diyen Maliye Bakanı’nın bu müjdeli haberi karşısında neden aptallaşayım! Neden Başbakan Yardımcımıza yönelik tehditlerle canımı sıkayım? Veya polis teşkilatının müdürsüz, DAÜ’nün rektörsüz, yasasına karşın KKTC’nin Ombudsmansız kalmışlığına neden takıp oflayıp puflayım?
Neden tırların zulasında gümrüğü beyan edilmeyen üç bin şişe gizlenmiş kaçak içkiye onar bin TL ceza kesilerek serbest bırakılmalarına canımı sıkayım?
Neden insanlardan intikam alırcasına uyarıda bulunmadan, evlerin elektriklerini “sürprizzz” dercesine kesen Elektrik Dairesi memurlarına kızayım!
Neden arabamla trafiğe çıktım mıydı korkumdan bilmem ne yaparken, sürücüsüne de yollarına da yetersiz trafik işaret ve araçlarına da “hayırdualarda” bulunayım?
Niçin TC’deki Eğitim Şurası’nda alınan kararlara bakıp bakıp ah vahlar çekeyim!
Hatta neden sosyal medya dedikleri iletişimlerin gitgide pespayeleşmesi karşısında feveran edeyim?
Neden, galiba dördüncü kezdir parti değiştiren, bir partiden ötekine ötekinden ötekine dolanıp duran Ahmet Kaşif’e sanki üstüme vazifeymiş gibi “e artık bir yerde dur otur” demek gereğini duyayım? Falan…
BEN DIŞIMDAKİ BU SORUNLARLA YAŞAMAK ZORUNDA MIYIM? Evet! Sıkıntı da buradan kaynaklanıyor. Dışımızdaki sorunlarla sarmalanıyor sonra hep birlikte huzursuzluklarını yaşıyoruz! Çünkü hâlâ bu “devletin felsefesini” yapamadık… Siyasi sorunla ekonomik kalkınmaya odaklanıp bunları sağlayıp kurtarırsak “devlet olacağımızı” sandık! Oysa “devlet” büyük olaydır! Kısaca aktarıyorum bu büyük olayı:
DEVLET dediğiniz yurttaşların hareket ve uğraşlarını düzenlemek için yeterli olmayan vicdanın yerine geçiyor. Mesela söz verip de sözünde durmayan insana etik yönden olumsuz gözle bakmaz mısınız? Ve böyle bir insanı riyakârlıkla suçlamaz mısınız? Kimselerin güvenmemesi gerektiğine inanmaz mısınız?
FAKAT: Hukukun üstünlüğünü anayasasına kazımış devlet için bu “etik değerler ile yargı yeterli değildir.” Çünkü Hukuk için “verilen sözler yerine getirilmiyorlar! Getirilmediği için de sosyal düzen bozuluyor! Nitekim KKTC’de tesis edilemeyen düzenin nedeni bu ve benzeri ahlâk dışı olaylardır! Devlet vardır ama bu devleti “sahtekârlıklarla kişisel çıkar hesaplarından koruyacak hukuki kesinlikte müeyyideler yoktur!” O zaman da hem kişiler hem zümreler dilediklerini dilediklerince yaparlar! KKTC’de yaptıklarınca!           

***********

Korkumuzdur! (Olası çözümde büyük ödünler vermek!)          
Artık bıkıp usandığımız bu nedenle güven sarsıntısı geçirdiğimiz siyasi sorunun peşinde koşmaktan yorulduk. Nitekim bugün aylar sonra ilk defa “siyasi sorunla” ilgili yorum ve değerlendirmelerimi “Köşemin” başından ortalara düşürdüm! Sonra da karşısına geçip “oh olsun iyi yaptım” dedim!
Nedeni şudur: Geçtiğimiz gün o kendine özgü hamaset kokulu nutkunu atarken Başbakan Davutoğlu şöyle dedi: “Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz hiçbir düzenleme yapılamaz!”
Ben ki Türkiye’ye laf söyletmem, onsuz olamayacağımız inancıma gölge düşürmem ne dedim bu lafa? “Breh, brehhh!” Neden? Çünkü o Doğu Akdeniz’deki Rum Yönetimi yıllardır sismik araştırmalar yapmakta, gaza ulaşmakta, neredeyse sondajına geçecek! Ve biz de yıllardır Kıbrıs siyasi sorununu kamburumuzda kahır olarak yaşarken söylüyoruz: “Bu Rum Doğu Akdeniz’de MEB’ler ilan eder, sondajlar yapar, İsrail Mısır ile ittifaklar kurar, Rusya ile aşna fişne olur, Amerika’nın desteğini alırken ey Türkiye niye kıpırdamıyorsun? Yarın bu Rum Yönetimi AB üyeliğinden sonra gazı da bize karşı koz olarak kullanmayacak mı?”
Türk korkmaz! Dolayısıyla Türkiye de korkmaz! Hele hele Güney Rum Yönetimi ne ola ki korkulsun? Mu diyelim? Oysa diyemiyoruz! Çünkü adamların arkasında AB var, Amerika var, Rusya var, Yunanistan var… Ha, bizatihi Rum Yönetimin kendisi Türkiye için öküzün boynuzundaki sinek kadar olabilir ama bilen bilir, vuvuzela gibi durmadan ciyaklar kafa şişirir bir, o yukarıda yazdığımız “güçleri” Türkiye’ye karşı ayağa diker iki!
BUNA KARŞIN BİR DE ŞU ANDAKİ TÜRKİYE’YE BAKALIM. Güneyinde savaş içindeki Suriye var! Öte yandan baş belası IŞİD var! Sınırında IŞİD saldırıları ile hallaç pamuğu gibi atılan Kobani var! Artık TC’nin ezeli muhatabı haline getirilen İsrail var! Urfa’dan başlayarak Tunceli, Diyarbakır ve Van’ı da içine alacak Kürt hareketinin bu coğrafyada yaratmak istediği özerk bölge hayali ile planları var! Ve Türkiye’nin kırk yıldır çözüme ulaştıramadığı Kıbrıs sorunu var!
KISACA: Türkiye haklı da olsa, Rum tarafına Doğu Akdeniz’i yedirmeyiz demiş de olsa, o Rum o bölgede gaza ulaştı, sondajını yapacak ve Türkiye onca sorununun arasından sadece bakacak!
Zaten siyasi soruna yansıyan da “olayın bu yanıdır!” Şöyle ki ne Türkiye bir daha ikinci Barış Harekâtı” gerçekleştirebilir ne de Kuzey’i adadaki askeri ile birlikte ilânihaye koruması altında tutabilir! Ve kaçınılmaz gün gelir müzakereler yine başlar çünkü çözümsüzlüğü çözüm yapmanın başka şansı yoktur! Dolayısıyla Doğu Akdeniz’i Türkiye’ye rağmen Rum’a yedirmeme meselesi sonuçta müzakere masasından öteye taşınmaz…
GELDİK KORKUMUZA: GKRY ile KKTC’nin şu anda müzakere masasında uzlaşma olasılıkları yoktur. Fakat TC ile GKRY dolayısıyla Yunanistan’ın vardır!      Mesela: Doğal gaz borusunun TC üzerinden geçmesine karşılık KKTC sınırlarının yüzde 25’e çekilmesinin kabulü! Rum tarafının Türkiye’nin AB ilerlemesindeki Başlıkları veto etmekten vazgeçmesine karşılık Ankara Anlaşması çerçevesinde TC’nin limanlarını Rum gemilerine açması!
Gelecek suyun Güney’e de akıtılması nedeniyle oluşacak yeni ilişkilerde Türk tarafının “Federal Yönetimde” ödünler vermesi!
KISACA: Nihai çözüm söz konusu olduğunda Türk tarafının kazançlı çıkacağına yahut “kazan kazan” olacağına inanmak (şu aşamada) mümkün değildir. Korkumuz da budur!             
**********

Kısaca takıldıklarımız: (E-Devletten vazgeçtik. Aman klâsik kalsın!) 
Yukarıda da yazdıktı. Elektrik Dairesi haber vermeden evlere baskın yapıyor, ödenmemiş borcundan dolayı akımı kesiyor! Eskiden Mağusa Liman işçileri kendilerine emirler yağdıran işverenlerle yalakalarına canları sıkıldığında, “aldılar ele çıktılar yola” derlerdi! Birilerini kapıyı örtmek için yetkili sorumlu kılarsın, sırtına vurur! El-Sen’e de yetki verdiler, önüne gelenin elektriğini kesiyor! Neymiş “alacaklarını tahsil ederse kuyruğu doğrultacakmış!” Allah inandırsın!
Soruna dönelim: İnsanların ellerinde cep telefonları internetlere giriyorlar, Facebook’larla iletişim kuruyorlar, haberler ceplere anında “did bib” derken giriyorlar…
Fakattt: Bu devletin “kurumları” kendilerine her ay okkayla para veren abonelerini zırnık kadar adam yerine koymadan, en küçük hizmete bile bedel üstüne bedel almadan ve de haber verip uyarmadan şıp diye elektriklerini kesiyor! Neymiş? Milleti hizaya getirecekmiş!           Aynı olay trafiğe çıkan araçların evraklarında da söz konusu oluyor. Hâlâ ruhsatları yenilenmemiş sürücüleri avlamak için yollarda pusuya yatan polislere meram anlatmak için boğuşuyoruz! Büyük zevkle basıyorlar cezayı!
Hani da E-Devlet olacaktık? Pardon! Devlet olalım da Elektroniğinden geçtik, varsın klasik olsun!