Köşe Yazarları

Devlet malı deniz değil, ama yiyen domuzdur!


Yönetenlerin fikri neyse zikri de o doğrultuda olur.

Kapitalizm/liberalizm bir ülkede hakim ise ve o ülkenin yöneticileri de hem maddi hem manevi olarak ondan besleniyor ve semiriliyorsa, dolayısıyla hukuk da yasalar da düzen de sistem egemenlere/sömürenlere/sermayedarlara göz kırmak üzere kurgulanmaktadır.

“Ticari sır” denen saçmalığın adaletin koruması altında olması başka nasıl açıklanabilir ki?

Eski ve yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlarının iki günden beridir süren tartışmalarından çıkarılacak çok önemli bir sonuç vardır.

Banka/bankalar, devleti yolunacak kaz olarak görmektedirler. En azından bazıları!

Bunu da açıkça hiç utanıp sıkılmadan, eski bakanın yüzüne karşı: “Devletten kazanmazsak kimden kazanacağız?” mealindeki, edepsiz ve ahlak dışı sözlerle dışa vurmakta ve yaptıkları “soygunu” deşifre etmektedirler.

Başka bazı bankalar, alınan kredilere %13.5 faiz uygularken, bazıları %26 uygulamakta diretiyor. Bu soygun düzeninde bu yasal mı? Elbette yasal! Dedik ya sistem ona göre kurgulanmış.

Eski bakan, “kardeş kuruluşumuzun sizde yatan mevduatını çekeriz” deyince, ve bunu yavaşca uygulamaya sokunca, önce geri adım atılıyor, ortalık durulunca tekrardan aşırı kar hırsı atağa geçerek, uygulamaya sokuluyor.

Eski faiz oranı ile yeni faiz arasında, aylık 100 bin lira devletin kasasından fazla çıkıyor. Aynı kuruluşların başka iki bankadan %13.5 ile devam eden borç ilişkilerinin hala sürdüğü söyleniyor.

Tartışılması gereken, eski bakanın mı yeni bakanın mı buna imkan verdiği değil, bu bankada yatan devlete ait kurumların mevduatlarının derhal çekilmesi gerekliliğidir.

“Göze göz, dişe diş” mantığını burada uygulamak, sadece ve sadece devletin parasına sahip çıkılması sonucu doğuracaktır.

“Devletin malı deniz” değildir. Esasen devletin malını yiyen “domuzdur”.

 Yeni bakana düşen görev, devleti kazıklamaya çalışan banka/bankaları kendi mevduatından nemalatmamaktır.

Bu birikimler; işçinin, emekçinin yani dar gelirlinin ensesinden kesilerek biriktirilen ve onların yaşlılıklarında tek güvencesi olan birikimlerden oluşmaktadır. Bunu söğüşlemeye kimsenin hakkı da yoktur yetkisi de.

Bu gibi aç gözlü kurumları korumak ne devletin ne de adaletin görevi olmamalıdır.

Ne münasebet?

Sen beni sömür, soy. Ben seni koruyup kollamaya devam edeyim. Sen, neo-liberalist dergilerin sayfalarında habire basamak atla, ben ise soyulup soğana çevrileyim!

KKTC’de bir Merkez Bankası varsa eğer, o da devreye girmelidir. “Serbest Piyasa” kılıfı altında sömürülenin üç kuruşuna göz diken her kimse, yasalar tahtında korunmasına olanak tanınmamalıdır.

Türlü yalan sözlerle iktidara yerleşen ve halkın yanında olduğunu iddia eden partilerin ilk iş olarak bu tür mevzuatı halk yararına değiştirmesi gerekirdi.

Ama tam tersini yaparak, bu kokuşmuş düzen içerisinde onlar da sisteme manivela olmaktan başka bir işe yaramıyorlar.

Devleti koruyup kollamak, böyle olur.

 Tankla, tüfekle, uçakla değil!

Hakkını yedirtmeyerek!

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı