Bence günün haberi, Merkez Bankası Başkanı’ndan….
Hani hep sürekli olarak “Merkez Bankası Başkanı bizden olsun” deriz ya; bir düşünün bakalım, ya Merkez Bankası’nın başında siyasi kadroların, sırf partilerine yakın diye atadığı, partisini her şeyin üstünde tutan, partisinden aldığı emri bire bir uygulayan, yani kısacası özgür ve objektif olmayan biri olsa, şimdiki gibi acı gerçekleri duyabilecek miydiniz?
Sayın Rifat Günay şöyle bir genel değerlendirme yapmış, kendinden önceki onlarca Başkan gibi…
“KKTC’de para politikası yok, bu yüzden krizlere tepki veremeyiz…. Bütçe güçlü olmalı ama şu anki
bütçeyle cevap veremeyiz”…
“Kaynak ihtiyacı Türkiye’den karşılanıyor.
“Ödemelerin yüzde 85 civarı maaş ödemelerine gidiyor”.
“Ülkede üretime yönelik planlama yapılmalı, üretime yönelik teşvik sistemi geliştirilmeli”.
“Ülkenin ekonomik lokomotifleri turizm ve eğitim alanlarında da yeni düzenlemeler şart”….
Ama en önemlisi ve vurucusu, KKTC’yi yiyip bitiren, hantallığından ve kalite kaybından dolayı ucubeye
dönüşerek, ekonominin gereği gibi yönetilememesine sebep olan kamuyla ilgili söyledikleri….
“Devlet küçültülmeli, daha az sayıda nitelikli insanla çalışılmalı”….
Dedik ya, yeni değil bunlar… Bırak çağdaş dünyayı, yüzyıllardır geliştirilen ekonomi ve idare biliminin temel gerekleri.
Gelen söyler, giden söyler… Protokollarda yazılır, altına gösterişlerle imzalar atılır ama kırk küsur senedir tam tersi ısrarla yapılmaya devam edilir.
İşte bugün hala içinde yaşadığımız ortam… Zaten dibe vurmuş KKTC ekonomisini ve oluk oluk kan akıtan kamu bütçesini bir o kadar daha berbat eden uygulamalar devam ediyor.
Gerçekler bunlar… Bu tükenmişlikte bile ortaya konan icraat, iyileştirme asla değil, tedbir alma, tasarruf hiç değil, tam tersine arka kapıdan kamuya yığılan, yeni personeller.
Ne? Çünkü seçim var. Bizde seçim, ekonominin bütçe dengesinin, devletin verimliliğinin, her şeyin üstündedir.
Adalet, liyakat, kalite de seçim önceliğinin gerisindedir.
Ne kadar da dünyalı olduklarını iddia etseler, okudukları okullarla övünseler, değişmez.
Abilerinden gördüklerini yaparlar.
Bana göre bunun tek bir nedeni var; o da bu rezilliği bizzat talep edenlerin, karşı çıkanlardan fazla olmasıdır…
YERİN KULAĞI VAR
BOŞ UMUTLAR:
“Kötü yönetimin faturasını halka ödetmek yerine zarara uğratanlardan hesap sorma cesaretini gösterin”… Bu bir Halkın Partisi açıklaması. Ağustos 2016’dan. Konu da batmış Toprak Ürünleri Kurumu’nu kurtarma adına tüm ithal mallara getirilen yüzde 3’lük dolaylı vergi. Altında o gün yazılmış bir sürü yorum “umudumuzsun” diyor insanlar… Oysa HP iki dönemdir ve 2,5 yıldır iktidarda. Ben şimdi sorarım, o vergi kaldırıldı mı tarafınızdan? Başardınız da bizim mi haberimiz yok? E hadi, sterlin 10 lirayı vurmuşken kaldırın bakalım, ahali de biraz nefes alsın.
UMUT UMUTSUZLUK OLDU:
“Halkın Umudu” diyerek yola çıktılar ama, bırakın umut olmayı, kısa sürede umutsuzluğun timsali oldular. Ortaklarının onca hakaret ve aşağılamasına, partizanlığına ses çıkarmak yerine sırf o koltuklarda oturmak adına sineye çekmeyi marifet saydılar. Tek dertleri başkanları Özersay’ı cumhurbaşkanı yapmak. Hem de olmayacağını bile bile…
ETME BULMA DÜNYASI:
Hükümetin cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi partizanca yaptığı yüzlerce yandaş istihdamı bana rahmetli İrsen Küçük’ün başbakanlık dönemini hatırlattı. İrsen bey de tıpkı bunlar gibi seçim öncesi bir gecede binlerce istihdam yapmıştı. Sonuç; İrsen bey sandıktan çıkamamıştı. Bakın görün bunların da sonu aynı olacak. Üç beş oy uğruna yüzlerce kişinin ahı yerde kalmayacak…
BELLEK ZAYIFLIĞI:
Toplum olarak yıllardır bizi yöneten siyasilerden hep şikayet ederiz ama, seçim günü geldi mi de, gider o şikayet ettiklerimize oy veririz. Ve seçim sonrası kurulmuş plak gibi şikayet etmeye devam ederiz. Halbuki politikacıların iş başında kalmalarının en önemli sebebi seçmenin, yani bizlerin bellek zayıflığıdır. Yani yapılanları çabuk unutmamızdır. Halbuki unutmasak, günü geldiğinde her kim olursa olsun hesap sormasını bilsek, inanın toplum olarak bugün çok farklı yerlerde olurduk…
PARA VERMEDİNİZ, BARİ YEMEK VEREYDİNİZ:
Pandemi sürecinin görünmez kahramanları hemşireler, bir kez daha hükümetin gazabına uğradılar. 7 aydır ek mesailerini bile alamayan sağlık çalışanlarına yıllardır verilen yemek servisi bakanlığın aldığı kararla durduruldu. Yıllardır doktor ve hemşireler hastane bünyesinde yemek yiyorlardı. İşin ilginç yanı bu karar, dışarısı ile bağlantı kurması yasak olan pandemi servisi hemşirelerine de uygulanıyor. Anladığınız d,lden sorayım; devlete doldurduğunuz yüzlerce yandaşın maliyeti ne, sağlık çalışanlarının yemek maliyeti ne? Ha, birincisi oy getirir değil mi? Ama ikincisi de götürür, biliyorsunuz. Yazıklar olsun…
NEREYE KADAR SEYREDECEKSİNİZ?:
Yurt Dışında Yaşayan Nijeryalılar Komisyonu bir açıklama yapmış, bunu da Nijerya Haber Ajansı dağıtmış. Ailelere çağrı yapıyor, “Kıbrıs’ın Kuzey’inde Nijeryalı çocuklar gizemli bir şekilde öldürülüyor. Çocuklarınızı oraya göndermeyin”. Bu konuyu bir ara çok yakından takip etmiştim. Sanırım tek bir tanesi hariç, diğerlerinin şüphelileri yine kendi ülkelerinden insanlar. Tabii bu bizi haklı çıkartmaz. Nedeni anlaşılamayan ölümlerden çoğunluğu gerçekten de faili meçhul kaldı. Yani adalet sağlanamadı. Bu çocuklar burada suçun her türlüsüne rahatça karıştılar. Başlarına ölüm de dahil her türlü felaket geldi, biz izledik, izlemeye devam ediyoruz. Elimizi tutan mı var? Bu kadar küçük yerde bunları sonlandırmak o kadar mı zor? Alın uğraşın şimdi…

































