Bütün yaptıkları toplumu birbirine kırdırmak. Sonra da çıkıp “birlikte mücadele edeceğiz” lafları.
Toplumda adalet duygusu kalmadı ki? Herkes her durumda birilerinin kayırıldığını düşünüyor.
Başta da çoktandır otorite yok, idarenin yaptığının doğru olduğuna halk nasıl güvensin.
İşte özel sektör çalışanları ile memurlar birbirine düştü.
Ne gariptir ki, kavgayı körükleyen de ülkenin üvey evladı özel sektör çalışanları değil.
Tam tersine, özel sektör çalışanlarını korumasız bırakan sermaye.
Evet bu ülkede memurun hak ve menfaatleri, özel sektörde yok. Bunun çözümü, memurun haklarını kısmak mı olmalıdır? Yoksa diğerlerini aynı seviyeye çıkartacak önlemleri almak mı? Devlet memurunu koruduğu kadar işçisini korumaz ki…
Evet, bu ülkede devletin kasası ancak da memuru ödemeye yetiyor. Asıl soru şudur; bu topraklarda dünya sıralamasına giren zengileşmeler varken, devletin kasası boşsa, ortada bir yanlışlık yok mudur? Bugün “memura maaş ödemekten başka yaptığınız iş yok” diyenler, bu soruya cevap vermelidirler…
Sadece 2019’un kurumlar vergisini ödemeyen yüzsüzlerin verdikleri zarar 462 milyon lira. 2020’yi düşünmek dahi istemiyorum. Hiç duydunuz mu birine haciz gitsin? Devlet yakasına yapışsın?
Ya muafiyetler? Herhalde 1974’de özel sermaye palazlansın diye konulmuş muafiyetler hala devam. Sosyal medyada kişisel vergiler yayınlanıyor kaç gündür, en alt düzeyde bir memurun ödediğinden az. Bir düzeltme yapılmış, küçük yatırımlarından muafiyet kaldırılmış, bu sefer büyük büyük gayrimenkuller, yatlar falan almaya başlamışlar ki vergiden düşsünler.
Kısaca devlet fakir, devletin sırtından zengin olanlar her gün adaletsizce daha da zengin. Şu pandemi döneminde kendi çalışanlarını ödeyen kaç işletme var? Parmakla sayılır. Buna rağmen, memurdan kesilsin diye talep edebiliyorlar, hiç sıkılmadan…
Ha bu arada, ortaya çıktı ki, memurun hayat pahalılığını kesen hükümet, bunu da çalışanların yatırımları için işverenden kesilmesi gereken payı ödemek için kullanacakmış. Kıyağa bakar mısınız? Çalışanın yatırım payını dahi ödemeyen işveren, memur maaşına göz dikiyor. Bunu da Başbakan çıkıp şikar iş yapmış gibi açıklıyor. Bunu duyan insanlar çıldırmaz da ne yapar?
Devlet her zaman için işverenin yanında olmuştur. Bu bir gerçektir ve inkarı mümkün değildir. Eğer özel sektör çalışanı eziliyorsa, bunu işveren-devlet birlikte yapmaktadır. Birincisi örgütlenmelerini engelleyerek, ikincisi devlet kasasına zarar verme pahasına işverene ayrıcalık uygulayarak. Vergi adaletini sağlamayarak, ekstra katkılar, muafiyetler, şunlar bunlarla.
Şu anda bir varlık vergisi tartışması var. Taaaa 10 ay önce “olağanüstü hal ilan edin, devletin gelirleri bu dönemde sıfırlanacak, belki varlık vergisi falan çıkartmak gerekebilir” diye yazmıştık. Önünü gören bir çok insan da aynı şeyleri söyledi. O zaman Cumhurbaşkanı Akıncı tek yetkili olacak korkusuyla yapmadılar. Zaten çıkartsalardı da böyle bir vergiyi koymazlardı. Fıtratlarına ters.
Her neyse, varlık vergisini bu eküri çıkartmaz. Elleri yanar. Varlık nedenleri olan sermayeyi ürkütürler mi hiç. Geçin. Israr etmeyin, olmaz…
Ama eğer gerçekten kamuoyu oluşturulup, baskı uygulanacaksa, toplanmayan vergiler için oluşturulsun. Bu daha akılcı. Hem de hukuki.
Mesela hükümet, elinde yasa gücünde kararname silahını kullansın ve vergisini ödemeyenlere ek yükümlülükler getirsin. Ya da vergiyi toplayacak mekanizmalar geliştirsin. Haciz kararı mı olur, başka bir şey mi olur. Ama önce bu 462 milyon lirayı ödemeyen yüzsüzleri açıklasın, deşifre etsin, kim olduklarını biz de bilelim, saklamaktan vaz geçsin. Diyarbakır Sağlık Platformu üyelerinin talebini okudum dün; aşılara kaynak sağlanması için kurumlar vergisinin arttırılması çağrısı yaptı. Niye olmasın? Varlık vergisi diye olmayacak duaya amin demek yerine, biz de artırmaktan vaz geçtim, en azından devletin göz yumup da toplamadığı kurumlar vergisinin peşine düşelim.
Aynı şeyi, geri dönüşsüz krediler için de yapmaları talep edilsin. Bakın Rumlara, nüfuzlu kişilerin batık kredileriyle ilgili listeyi, Meclis kararıyla, kendi sitelerinde yayınladılar, kıyamet kopuyor. İşte şeffaflık.
Bunların hiçbirini yapma, birileri devletin sırtından zenginliğine zenginlik katsın, devlet dilenci duruma düşsün, hala daha bölücülük, ayırımcılık, kışkırtma.
Böl ve yönet. Onu bile becerseler canım yanmayacak…
YERİN KULAĞI VAR
YOK ARTIK:
Bakanlar Kurulu’nun 26 Ocak 2021 tarihli kararı. “Sanayi, turizm, tarım, üniversiteler, restoranlar ve Eğitim Bakanlığına bağlı yurtlara kilovat başına 0.25 TL olarak verilen teşvik tutarının, 010 TL tutarındaki kısmının Ekonomi ve Enerji Bakanlığı bütçesi altında yer alan ‘elektrik ödemelerine teşvik’ kaleminden, 015 TL kısmının ise Maliye Bakanlığı Bütçesinde yer alan, “corona virüs ile mücadele projesi’ kaleminden karşılanmasına ve bahse konu kararların bu yönde tadil edilmelerine”… İnsanlar evine ekmek bile götüremezken sizler hala daha ayrıcalıklı kesimlerin elektrik paralarını salgın ile mücadele kaleminden kesip ödeme kararı alıyorsunuz. Erhan Arıklı, “hayatı ucuzlatacağım” derken dar gelirlileri değil, onları kast etti sanırım…
SİYASET BUGÜNLER İÇİNDİR:
Siyaset yapma günü değildir diyor Başbakanımız. Yapılacak tek siyaset halk sağlığıymış. Peh… Siyaset asıl bugünler için var. Yanlış yapanı caydırmak, doğru yapmasını sağlamak için. Hele de bizim gibi sürekli yanlış kararlar altında ezilen topluluklarda. Devletin kasasını tam takır bıraktığınızı, vergileri toplamadığınızı, yanlış kararlarınızla ülkeyi virüs cenneti haline getirdiğinizi söylemesin mi kimse? Asıl bugün söylenecek bunlar. Onun bahsettiğine siyaset denmez, particilik denir ki, onu da yapan zaten kendileri…
AMELİYAT SIRASI BEKLİYORLAR:
Covid dışında başka rahatsızlıkları olanların yaşadığı sorunlar görmezden geliniyor. Hastanede acil kalp ameliyatı bekleyen hastalar var. Birçoğu 10 günden fazladır yatıyor. Hatta bir tanesinin hayatını kaybettiği söyleniyor. Bir çocuk hasta günlerdir kalp pili takılmasını bekliyor. Durumu acilmiş. Bunlar riskli hastalar olduklarından evlerine de gönderilemiyorlarmış. Kendilerine ameliyat için en erken 2 hafta deniyormuş. Bypass bekleyenlerin ise bu süreyi beklemeleri oldukça riskli. Esas sorun hemşire eksiğiymiş. Yeni hemşire alınmış ancak, çift PCR istendiği için iş başı yapamıyorlar. Salgının patladığı bu günlerde bu hastalar için yapılacak bir şey mutlaka olmalı…
GÜNDE 7 BİN TEST YAPABİLİR MİSİN?:
Güney’in nüfusu 900 bin civarında. 29 Ocak günü yapılan testlere baktım, güneyde 18 bin 972, kuzeyde 3308… İkide bir dünyayla, güneyle karşılaştırma yapanlar bundan hiç bahsetmezler. Bu hesaba göre bizim de günlük 7 bin civarında test yapmamız gerekiyor. Oysa en çok çıkabildiğimiz rakam, 3 bin küsur. Siz nereden bahsediyorsunuz? Düşünün bu kadar test yapılsa, çıkan sonuç felaket olacak o kesin de en azından ciddi sayıda pozitif vaka tespit edilebilecek. Şu anda tespit edilen devede kulak. Onun için siz kendinizi korumaya bakın…
İLETİŞİM DESTEĞİNE ASIL DEVLETİN İHTİYACI VAR:
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği, DAÜ İletişim Fakültesi ile halkın hastalıklar hakkında güvenilir kaynaklardan doğru bilgiye ulaşabilmesi, sağlıklı iletişimin önünü açmak için akademik iş birliğine gitti. Ne güzel ne doğru bir adım. Asıl devletin, hem de her kademede iletişim desteğine ihtiyacı var. Aldıkları kararları bile doğru anlatmaktan acizler…
GELSİN GELMESİNE DE:
Hala daha Nisan’da 35 bin öğrenci getireceklerini söylüyorlar. Kendileri inanıyor mu merak ederim. Ülke virüse bulaşmış, can güvenliği yok, üstelik Türkiye’nin durumu ortada, bu öğrenci sağlığını tehlikeye atmayı göze alsa, hangi parayla gelip okuyacak ve ekonomiye katkı sağlayacak. İkincisi 1 Temmuz’daki açılma kararının ülkeyi ne hale getirdiğini gördük. İkinci bir Temmuz vakası yaşamayız inşallah…
FOTO GÜNDEM: MİLYONER VERGİSİ: Arjantin Senatosu, Covid-19’la mücadele için gerekli olan tıbbi malzemeleri alabilmek ve zor durumdaki işyerlerine yardım edebilmek için ihtiyaç duyulan parayı ülkenin en zengin kesiminden almaya karar verdi. Bir kerelik getirilen bu özel vergi ile 2,3 milyon dolar’dan fazla serveti olanlar ülke içindeki varlıklarının yüzde 3’ünü, ülke dışındaki varlıklarının da yüzde 5’ini devlete verecek. Hükümet bu sayede 3 milyar dolar vergi toplamayı umuyor. Nasıl? Yaparlar mı bizimkiler? Ne lüzum var, gider Ankara’ya ağlarlar, o kadar…

































