Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Devlet işleri duygusallık kaldırmaz

Sivilceyi kurcalarsan çıban olur. Çıbanı kurcalarsan yara olur.
İnsani duyguları devlet işlerine karıştırmaya başladığın an, sivilceyi kurcalamaya başladın demektir.
Sadece Selçukluları ve Osmanlıları hesap edecek olursak, nerden baksan, bin yıllık bir devlet geleneği olmalı diyorsun. Bu da devlet adamlarına engin bir deneyim mirası demektir. Öyle de, deneyimlerden yararlanan var mı? Sorun orda.
                                                       XXXXX
Gidersin Beşar Esat biraderle el ele, kol kola fotoğraflar çektirirsin. Kırk yıllık sürtüşmelere son verdik diye övünürsün. Mayınlar temizlenir, sınırlar açılır. Bir olay olur, birader birden düşman olur. Sınır boyunca hendekler kazılır, duvarlar yükselir. “Esed bizi dinleseydi, bunlar olmazdı” diyerek gönül avutursun.
Putin’le can ciğer kuzu sarması olursun. Hayali “Türk Akımı” projeleri hazırlanır. Karşılıklı ticaretin 15 milyar dolara çıkarılması öngörülür. Bir olay olur. Her şey alt üst olur. Dimyat’taki pirinç bir yana, evdeki bulgurdan olursun. “Kendilerine rica ettik, hassasiyetlerimizi bildirdik. Şu birkaç Türkmen köyünü bombalamayın dedik, dinletemedik” diye teselli bulursun.
Son yıllardaki sıkı fıkı dostluklar da nedense hep dikta eğilimli insanlarla oluyor. İngilizce “Birds of a feather, flock together” (“Kaz kazla, daz* dazla; kel tavuk topal horozla”, “Herkes dengi dengine” veya “Derviş dervişi tekkede bulur”) atasözü mucibince öyle oluyor herhalde. Teker teker saymaya gerek yok, kol kola girilen Müslüman ülke liderlerinden hiçbiri demokrat değil. Halbuki beş-altı yıl öncesine kadar Batı ülkelerinde muteber bir devlet adamı sayılırdı. Büyük irtifa kaybı var.
                                                     XXXXX
Geçende Davutoğlu’nu dinliyordum. Amman’da Türkiye-Ürdün İş Forumu’nda yaptığı konuşmayı izledim televizyonda. Başbakan, üstadı ve hamisi Erdoğan’ı  taklit etmeye çalışıyor. “Sevgili biraderim” falan filan.
Kendi ölçüleri içinde münevverane bir konuşma yapıyordu. Ben şahsen çok yararlandım. Başbakan’dan Ürdün’de Ehl-i Keyf mağarası bulunduğunu öğrendim. Halbuki ben onun eski adı Efsus, daha sonraki adı Tartus (Tarsus) olan kentte olduğunu sanıyordum.
Ürdün’de Şeceret’ül Mübareke diye bir de mübarek ağaç varmış. Ürdün Turizm Bakanı’nın bile bundan haberi yokmuş. O ağacı keşfederek Ürdün turizmine katkı yapmış oldu. (İlâhiyat Fakültesi’ndeki hocalarımız da tekmil cahillermiş. Bu mübarek ağaçtan hiç söz etmediler. Sadece, “Şeceret’ül Mübareke”nin Fahrettin er-Razi’nin bir kitabının adı olduğunu öğretmişlerdi. 
Bu bilgilere sahip olsaydım Ürdün’ü ziyarete gittiğimizde bunları da görmeye gayret ederdik. Ürdün’e “Van Minüt” olayından biraz sonra gitmiştik. Türk olduğumuzu öğrenen herkesin bize karşı tavrı hemen değişiyordu. Gülümseyerek “Erdogan, Erdogan” diyorlardı. Erdogan oralarda tam bir efsaneydi. O hava hala devam ediyor mu? Hiçbir fikrim yok.
                                                           XXXXX
Karikatür sivilcesini kurcalayalım. Türkiye’de Erdoğan’ın karikatürünü yapmak olur olmazının harcı değil. Üç-beş ay hapisliği göze almak gerekir. “Cumhurbaşkanı’na hakaret” olarak algılanır. Ve öyle anlaşılıyor ki Erdoğangiller bunun bütün dünyada da böyle olmasını istiyorlar.
Görmezlikten gelinse kapanıp gidecek. Ama hayır, protesto edilecek ve onların yasaklanması istenecek. Almanlar afallayıp kalıyorlar: “Ama buna benzer karikatürler Angela Merkel için de yapılıyor. Gülüp geçiyoruz. Onları  yasaklamıyoruz. Sizinkini nasıl yasaklayalım?” diyebiliyorlar ancak.
Türkiye’nin protestosu sosyal medyaya meze oldu. Karikatürler ve fıkralar yayıldı, yaygınlaştı. Bu işte reyting olduğunu gören bir TV yapımcısı, “bu işten birkaç kuruş da biz kazanalım” düşüncesiyle konuya el attı. Zaten işi, politikacıları ti’ye almakmış.
Popüler bir Alman şarkısının nakaratı “irgendwie (herhangi bir biçimde), irgendwo (herhangi bir yerde), irgendwann (herhangi bir zamanda)” imiş. Bu şarkıyı fon müziği yaparak Erdoğan’ın çeşitli nutuklarından klipler, büyük TV adamı Acun Ilıcalı’nın organize ettiği futbol maçında o dönemin başbakanının attığı goller, basınçlı sular ve biber gazları, Güneydoğu’daki çatışmalardan sahneler gösterilmiş.
Ancak fon müziğindeki nakaratta hafif bir değişiklik yapılmış: “irgendwie, irgendwo, irgendwann” yerine “Erdowie, Erdowo, Erdogan” kelimeleri kullanılmış.
Toleranslı bir devlet adamı bu durum karşısında ne yapar? Yapımcıya hemen bir haber uçurur ve “Yaratıcılığınıza hayran kaldım. Tebrik ederim. Lütfen bir kopya da bana gönderin. Çocuklarıma miras kalır” gibilerinden bir şeyler yazar.
Zekice espri yapmak için ille de İngiliz ve İrlandalı mı olmak lâzım? George Bernard Shaw bir tiyatro oyunun galası için Winston Churchill’e iki davetiye gönderir ve şu notu ekler: “Ekselantlarını piyesimin galasına davet ediyorum. Yanınıza bir arkadaşınızı da alabilirsiniz. Öyle biri varsa.” Churchill hemen yanıt verir: “Nazik davetinize teşekkür ederim. Bu hafta çok meşgul olduğum için gelemeyeceğim. Ama gelen hafta muhakkak gelmek istiyorum. O güne hala oynuyorsa”.
Ama bizde böyle olmuyor. Türkiye ile Almanya arasında karikatür krizi çıktı. Çünkü devlet işlerine bireysel duygular karıştırıldı. Her daim olduğu üzere.
*Daz: Kel, dazlak