Köşe Yazarları

DEVLET İÇİN VAR OLMAK!



KÖŞEMDEN:    

 

      Her vesileyle “Devleti” konuşup anıyorsak  “varlığını” kendi varlığımızda hissetmemizden olmalıdır.. Mesela ben, sık sık “Devletten” söz ederim. Olmasaydı “millet” de olmazdı derim. Olmadığı yerlerde bile devlet görevini yüklenen “liderler” vardır derim. Hatta topluluklarını “Devlet” gibi örgütleyip yöneten yöneticiler, aşiret reisleri,  teşkilatlar vardır derim..

Nitekim  Kıbrıs Türk toplumu tüm bu safhalardan geçerek, ulusal savaşını da vererek nasıl Devlet olduğunun ispatını çakan ender topluluklardan biridir..

Ve daha düne kadar Güney komşusuyla çekişip didişerek, iki yakası bir yere gelmeyen sosyoekonomik yapısıyla cebelleşerek,  çapına bol geldiği için sorunlarından kurtulamadığı Kurumlarıyla didişerek…                                                      Bugünlere kadar gelen “KKTC Devleti” bugün de Koronavirüsle mücadele etmek zorunda kalmaktadır..

ANCAK: Ne bu kez karşısında mevziye girip kendini silahı ile koruyacağı bir “düşman” ne de somut seyri ile izlenecek türlü çeşitli olaylar vardır. Olay sadece bulaşıcı bir  “virüs” ve bu virüsten “korunmak için tedbirler alınırken çareler  üretmektir.

Olay ne kadar korkunç olursa olsun ayni zamanda   “Devlet olarak rüştümüzü ispat etmemizin de fırsatıdır.”                                Nitekim daha “virüs”  hem bizde hem dünyada ilk canları almaya başladığında (artık köhnemiş de olsalar) elindeki ilgili kanunlarla   harekete geçen Hükümet, peşi peşine aldığı tedbirlerle bir yandan  insanları zorunlu eve kapatırken, olanca işyerlerine de kilit vurdurmuştur..

Tutun ki devletimiz bize ne kadar  basiretli ve kudretli olduğu gerçeğini de bu şipşak yasaklarla bir kez daha hatırlatmıştır.

HEM de  1963’ler sonrası “Paşalar Devrini” hatırlatarak! Şöyle ki meğer “Devlet olarak nereden nereye” geldik derken, “Paşalar Devrine” kadar gerilere gitmişiz!   Anlatayım:                                             O yıllarda da “Yönetim” dediğimiz Devletin “bütçesi” nanaydı! İş aslanın ağzındaydı, o zamanlar da  Türkiye yine parasal katkılarda bulunur,  İlçelerdeki “Paşalar” da adları tümden “Mücahit” olan emrindeki ahaliye o paraları bölüştürürdü..

Bizzat Mağusa Sancağında  tüm ilçedeki  Mücahitlerin adını yazıp Bordrolarını hazırlayanlardan biriydim. Hatta kendi bordromu da ayda 3 Kıbrıs lirası olarak hazırladımdı..

…VE yıl 2020… Aylardan Mart! Yine fakat bu kez adına Koronavirüs denilen  bir düşmanla savaşıyoruz. Nereden nereye geldik, bu kez Paşalarımızın yerinde Hükümetimiz,  Meclisimiz, Başbakanımız, Bakanlarımız, kısaca Devletimiz vardır.            Bu çok zor günleri sağ salim atlatabilmemiz için tüm memleketi çiftçisinden işçisine, öğretmeninden memuruna, bahçecisinden hayvancısına  kadar  kısmi sokağa çıkma yasağıyla evlerine kapatan Hükümet, hemen ardından da hazinesinde  olmayan paraya çarede;   Bazı devlet memurlarının maaşlarından kesintiler yaparak  hem bütçesini deldirtmekten acil parasal yardımları denkleştirdi  hem de ödemeler dengesini korudu..

Yani devlet 50 yıl geriye,  mevcut parayı paylaştıran “Paşalar dönemine” gitti!..            Başlarken  ne diyecektim? Devlet yurttaşları için vardır. KKTC yurttaşları ise  hep devlet için var oldu!                                                                              ***                                          VİRÜSLÜ GÜNLER VE  HATIRLADIKLARIM.

Siyasi sorunu özledim. Anastasiadis’i, Akel’in barışçı numaralarını özlediğimce. Ne var ki kara cadı gibi Koronavirüs girdi aramıza!

Oysa ne güzel Cumhurbaşkanlığı seçimleri de geldiydi, Kıbrıs siyasi sorununu konuşacaktık.

Bir yanda “Devletçiler” bir yanda “Federasyoncular” ne güzel kapışacaktık!

Şimdi “ölüm korkusu” yayan Koronavirüsle uğraşıyoruz..

NİTEKİM sayesinde “temizlik maddeleri hijyenik bazı ilacımsı ürünler ekmek su gibi satılıyorlar..” Bugüne kadar eczanelerde bile görmediğim tanımadığım  “hijyenik maddelerin pahası  cepleri yakıyor..

Anlıyorum ki her devrede vardır bir vurgun..

ÖTE yandan düne kadar trafikten şikâyet ediyordum.  Bir gün  birilerine çarpacağımdan yada birilerinin bana çarpmasından! Şimdilerde  hem “gazetecilik merakım” hem de acilen almam gereken bazı gıdalar için kısa sürelerle dışarı çıkıyorum hatırıma geliyor:

BİR ara “nüfus sayımı merakına düştüydük” Sayımı yapmak için milleti evlerine hapsederdik. O yıllarda ben de  sayım görevlilerindendim şimdilerdeki boş yollar sokaklar bana o sayım günlerini hatırlattı.                                                           Galiba bugünkü gibi düşündüydüm o günlerde de: “İnsansızlık, tenhalık, ıssızlık hiç hoş değil hatta çok sıkıcı ve boğucuydu… İnsana ölümü hatırlatıyordu!

Bir de savaşı hatırladım: Bir farkla ama. Savaş dediğinizin haberi ile sesi  davullu zurnalı gelirdi.. Önce “siyasi büyükler” varolan sorunu çözmek  için masa başına otururlar,  kavga ederlerdi.. Ajans haberlerinden  gene anlaşamadıklarını  öğrendiğimizde anlardık ki “arbede” kaldığı yerden devam edecek!”..

…TABİ  kafam çok karışık! Ve her halde sizlerin de. Çünkü bugüne kadar Devlet olarak çok yol kat ettiğimizi, çok değiştiğimizi, geçmişe göre çok daha iyi olduğumuzu  falan sanıyordum da üzerine titrenilen Devlet’in virüse karşı elinde kanunlarına dayalı “yasaktan” başka çaresinin olmadığını görmek üzücü oluyor…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı