Ülkemizi ve tüm dünyayı ektisi altına alan Covid-19 virüsünden kendimizi ve çocuklarımızı en iyi şekilde izole etmek ve korumamız gerektiği kaçınılmaz bir gerçek. Okulların kapatıldığı çocukların okul içerisinde değil de bilgisayar, tablet, telefon veya televizyon başında eğitim aldığı bir dönemin içerisindeyiz. İzole ve güvenli bir yaşam için gerekli olan şey de bu aslında öyle değil mi? Fakat okul çocukların yalnızca eğitim aldığı bir bina mı? Çocuklarımız okullarından uzakta arkadaşlarından sosyal yaşantılarından ve en temel ihtiyaçları arasında olan oyun ihtiyacından da mahrum kalmıyor mu?
Peki ama virüs dışarıda gezerken ne yapabiliriz ki dediğinizi duyar gibiyim. Biz yetişkinler kendi hayatlarımızı kendimiz organize ederiz ve ne yapacağımıza ya da ne yapmayacağımıza kendimiz karar veririz. Fakat çocuklarımız için bu durum böyle değil. Çocuklarımızın ne yapacağına ya da ne yapmayacağına da biz karar veririz. Peki çocuklarımız adına aldığımız kararları neye göre alıyoruz? Ya da çocuklarımızdan beklentilerimizi neye göre belirliyoruz?
Dünyayı etkisi altına alan ve bir süre daha da almaya devam eden bu salgın, yaptığımız planların seyrini sürekli bozuyor. Hedeflerimizi veya hedeflerimizin tarihlerini sürekli kontrolümüz dışında değiştiriyor. Tıpkı sürekli değişen ve gelişen dünyamızın da ezberlerimizi bozmaya, alışkanlıklarımızı değiştirmeye ve yeni alışkanlıklar kazandırmaya başlaması gibi. 80’li veya 90’lı yıllarda bir sabah uyandığınızda şu anda hayatımızda olan ama o zaman hayatımızda olmayan şeyleri gözümüzün önüne getirelim. Mesela akıllı telefon, internet veya kahve makinesi benim aklıma ilk gelenler bunlar. Peki ya sizin aklınıza neler geliyor?
Hepinizin “bizim zamanımızda…” diye başlayıp devam ettirebileceğiniz bir sürü anınızın olduğuna da eminim. Şimdiki zaman ile bizim zamanımız arasında ne gibi farklar var? Mesela 1981 yılında okula başlayan çocukların bilgiye erişimi ile 2021 yılında okula başlayan çocukların bilgiye erişimi aynı zorluk derecesinde mi? Bu soruya “elbette hayır” diye cevap verebileceğinize eminim. Peki, bilgiye erişimin bu denli kolaylaştığı bir dönemde sadece bilgiyi bilmek ne derece önem taşıyor? Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir zamanda, eğitimin görevi önceden belirlenen müfredatlar veya programlar doğrultusunda sadece bilginin aktarılması mıdır?
Okul öncesi dönemde eğitimin amacı çocuklara yalnızca bilgi aktarımı yapmak değildir. Okul öncesi eğitim, çocukların belli başlı bilgileri öğrenmelerinin yanı sıra, yaşamak ve gelişmek için beceri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu dönemde kazanılan beceri ve alışkanlıklar çocukların ilerleyen yaşlarda nasıl bir birey olacağını da büyük ölçüde belirler. Peki bizler neden onların sosyal duygusal gelişimlerine odaklanıp ilerleyen yaşlarda kendini ifade edebilen, sorumluluk sahibi, ne istediğini bilen, sağlıklı bireyler olmalarına yoğunlaşmıyoruz? Neden onların sürekli tablet, televizyon, telefon zinciri arasında kalmalarına izin veriyoruz? Neden bunu yapmak yerine sporu yaşam biçimi haline getirmesine yardımcı olmuyoruz?
Okul öncesi dönemde çocuklar, dünyaya karşı oldukça meraklı ve sürekli neden, nasıl, niçin sorularını soran birer bilim insanı gibidirler. Peki! Biz yetişkinliklerin bu bilim insanlarından beklentileri ne?
Bir an önce okuma yazmayı öğrenmesi mi?
Matematik becerisini geliştirmesi mi?
Sanat etkinliği adı altında kusursuz bir kelebek yapması ya da bir elmayı kusursuz bir şekilde kırmızıya boyaması mı?
Renkleri ve sayıları hem Türkçe hem de İngilizce olarak söylemesi mi?
Özellikle ülkemizde okuma yazma bilmeyen insan sayısı yok denecek kadar az. Bu bilim insanları zamanı geldiğinde zaten okuma yazmayı öğrenecek ve temel matematik becerisini kazanacakken, neden şimdi yapmaları gerektiği konusunda bu kadar ısrarcıyız? Neden içlerindeki yaratıcılığı ortaya çıkartacak materyali onlara sunup ne yapacaklarını heyecanla izlemiyoruz?
Kısacası demokratik bir yönetim şekli ile yönetilmeyi isteyen bizler, neden çocuklarımıza demokratik eğitim ortamları sunamıyoruz? Demokratik eğitim, eğitim ortamında çocuğu merkeze alan, çocukların ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda materyaller sunan ve tüm bunların yanı sıra çocukların kişilik gelişimlerine önem veren, çocukların gelişim süreçlerini her açıdan bir bütün olarak desteklemeyi amaçlayan bir pedagoji türü olarak ortaya çıkmıştır. Dünyada henüz neler olup bittiğini anlamaya çalışan keşfetmek, üretmek ve sürekli yeni şeyler deneyimlemek isteyen çocuklarımız neden kendi öğrenme yöntemlerini keşfetmesini sağlamaya çalışmıyoruz? Neden onlara bilgiyi aktarmaya çalışmak yerine, merak duydukları konularda daha fazla deneyim imkanı sunmuyoruz? Çocuklarımızın kendi potansiyellerini ve dünyayı keşfetmeye ihtiyacı var.
Kısacası çocuklarımızın bilgi aktarımına değil öğrenmeyi öğrenmeye ihtiyacı var… Peki ama nasıl? Bu sorunun cevabı olabilecek şeyleri bir sonraki yazımda sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Sizlerin bu soruya cevapları var ise birlikte beyin fırtınası yapabilir çocuklarımızın keşiflerine ve deneylerine birlikte katkı koyabiliriz.
































