Demokrasinin gereği olarak dün ülkede bir seçim yaşandı. Seçim öncesinde eğitim çok fazla gündeme gelmese de demokrasi ve eğitimin ciddi bir ilişkisi olduğu biliniyor.
Demokrasi ve eğitim ilişkisi her daim tartışılagelmiş, demokrasi mi eğitimi, eğitim mi demokrasiyi daha çok veya daha önce etkilediği sorgulanmaktadır. Eğitimin toplumsal görevleri arasında demokratik toplum bireylerini yetiştirmek de olduğuna göre, demokrasinin sekteye uğradığı ülkelerde eğitimin bunu yerine getirebilmesinin de zor olduğunu biliyoruz.
Bir başka açıdan ele almak gerekirse gelenekselci, otoriter bir okul yapısı içerisinde demokratik toplumu yaratacak bireyler yetişmesi mümkün müdür?
Dolayısı ile burada siyasal iktidarların tavrı da önem kazanıyor. Demokratik değerlere inanmayan, otoriter ve baskıcı rejimlerin yarattığı eğitim sistemlerinden yetişen çocuklardan demokratik toplum olgusunu yeşertmek çok da kolay görünmüyor.
Çağımızın da önemli düşünürlerinden Noam Chomsky, bir önceki yüzyılın önemli düşünürleri Dewey ve Russell’ın “eğitimin boş bir kaba su doldurmak olarak değil, tam aksine, bir çiçeğin kendi bildiği yoldan büyümesine yardım etmek olarak görülmesi gerektiği, bir başka deyişle, normal yaratıcı biçimleri geliştirecek koşulları sağlama fikri” olduğunu söyler. Chomsky’nin de desteklediği Dewey ve Rusell’in bu görüşleri aslında özgür birey ve demokratik toplumun temellerini oluşturur.
Peki bizde durum nedir?
Geleneksel kültür yapımıza baktığımız zaman otoriter, demokrasinin yeterince olmadığı bir organizmadan bahsetmek mümkündür. Gelecekte demokratik toplumun özgür bir bireyi olacak çocukların ve gençlerin yetişme sürecine baktığımız zaman çok da demokratik bir süreç yaşadıklarını söylemek pek de mümkün görünmüyor.
Çocuk, aile içerisinde “dur, otur, yapma”, daha sonraki dönemlerde ise okulda “sus konuşma, otur yerine”, askerde “yat, kalk”, işyerinde “patron benim, benim dediğim olur” ve hayat boyu bu böyle devam eder. Peki demokrasi bunun neresinde?
Katılımcılık ve çoğulculuk bunun neresinde? Hayatın hangi evresinde çocuklar ve gençlerle ilgili karar verirken onların fikirlerine değer verdik mi? Çocuklarımızı hep kendi isteklerimiz doğrultusunda yetiştirmedik mi? Bugüne kadar ne yazık ki hep böyle oldu.
Peki okullarımız demokratik mi?
Okulun en önemli öğesi olan öğrencilerin okulun işleyişi ile ilgili görüşleri alındı mı? Alındıysa değer verildi mi? Okuldaki yönetim süreçlerinde öğrenci hangi aşamasında yer alıyor. Alıyorsa bile etkileme şansı var mı?
Peki böyle bir ortamda demokrasiden bahsetmek mümkün mü? Hal böyle iken demokratik toplum, demokratik yönetim, demokratik eğitim, fırsat eşitliği ve adaletten tam anlamı ile bahsetmek çok zor.
İşte demokrasi kültürünün gelişmediği yapılarda, çalışanın emeğinin karşılığı da alması mümkün görünmüyor. Yönetenler, çoğu zaman ilgili kesimlerin düşüncelerini almadan ülkeyi yönetmeye çalışıyor.
Zaten ne gereği var ki demokrasi ve adalete!!!
İşin ilginç tarafı, anti demokratik uygulamaları hayata geçirenler bunların bir de hak olduğunu düşünüyor. Ama vatandaş hak arayışına girdiğin zaman bu hakkı zaman zaman kullanmasına izin verilmiyor.
İşte onun için eğitim bu noktada bir kez daha önem kazanıyor. Daha demokratik bir toplum için, daha özgür, daha hoşgörülü, daha demokrat bir birey gerekiyor. İşte o zaman demokrasi kültürünü içselleştirip yeni nesillerin demokratik toplumu yaratmasına olanak tanıyacağız.
































