Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Demokrasi nedir sahi?..

Bizim ülkemize dıştan bakanlar “En üstü düzeyde demokrasi var” yorumu yaparlar. Aralarında, demokrasi aşığı Ecevit de vardı hatırlarım.
O dıştan bakan gözler, nüfusun büyük bir kısmının politize oluşunu görürler, her konuda her kafadan bir ses çıkmasına bakarlar, eleştirilerin bolluğundan etkilenirler ve “ne güzel demokrasi” derlerdi. Oysa demokrasi, halkın yüzde yüz politize olması mıdır, yoksa yönetime bir şekilde katılması mıdır? İyi olanı seçip, kötü olanı göndermesi midir? 4-5 yılda önüne konan o sandıkla hesap sormayı bilmesi midir?
Gerçekten de, çoluk çocuk herkes bir partilidir Allah’a şükür. Bileklerini kesseler, parti renkleri akar. Peki ama bunun ülkeye ne faydası vardır ki..?
Parti yönetimleri önlerine kimi koyarsa, hiç düşünmeden mührü basarlar. Çünkü partilidirler. O adaylar ellerine yetki verildiğinde ne yapabilirler, kapasiteleri nedir düşünülmez çoğu zaman. Ya da bir koltuğu bir şekilde kapan, eğer bazası biraz yüksekse, ölümüne adaylığı garantidir, kimse sorgulamaz. Parti yönetimleriyle partililer arasında görünmeyen bir emir komuta zinciri vardır, gider bir daha, bir daha seçer. Ha arada bir kaç aykırı ses çıkmaz değil, çıkar, ama onun da başarılı olup olmayacağına bakılmaz, kazanması ihtimali varsa, aday gösterilir, partilinin önüne sürülür.
Tam da yerel seçimler öncesi, sanki ilahi bir işaret…
En başarılı denilen, mevcut başkanın yeniden seçilmesine garanti gözüyle bakılan Güzelyurt’ta, yollarda biriken, yağmur suları bir kez daha evlere girdi. Çünkü rögarlar kapalıydı. Başkan “Meteoroloji uyarmadı, hazırlıksız yakalandık” dedi. Bu iş bir temel hizmet değil mi? Senede bir kaç defacık olsun rögarların temizlenmesi gerekmez mi, yani illa da Meteoroloji mi uyarmalı…
Her bir kaç yılda bir bu insanlar bu çileyi çekmekteler. 2010’daki büyük baskından anlaşılan hiç ders alınmamış, yaraları da hala sarılmamış. Toplanan milyonlarca liranın, yine bir seçim arifesinde adaletsizce dağıtıldığını hatırlıyoruz.
Konu sadece Güzelyurt değil, ben eminim bu yağış nerede yaşanırsa yaşansın, sonucu aynı olacaktır. Sorun halkın idareyi denetleme kabiliyetinin yeterli olmamasındadır.
Talep etmeliyiz, hesap sormalıyız, biz buna layık mıyız diye sorgulamalıyız.
Bunun yolu da seçimdir. İşte sandığı önümüze getirmeye hazırlanıyorlar. İşte adaylar belirleniyor. Bence herkes sonradan dizlerini dövmemek için, bu aşamadan itibaren olaya particilik değil, başarı-hizmet gözüyle bakmalıdır. Hem adaylar belirlenirken, hem oy verirken…
Parti kodamanlarının hesaplarını bozmak elimizde…

 

Hazırlanın! Zehirli etler, sütler yolda…
Bu ülkede insan sağlığı bu kadar ucuz işte…
520 ton arpa… Gemide nemlenmiş, yani sağlığa zararlı hale gelmiş. Ne hammadde olur, ne hayvan yemi. Malum aflatoksin denilen zehir böyle oluşuyor. Önce nem, sonra küf… Tarım Dairesi, arpayı Gazimağusa Belediyesi’nin çöplüğüne boşalttırmış. Ama ne boşaltma… Ortalık yerde, salma… Bu andan itibaren de yasalar çiğnenmeye başlıyor. Çevre Yasası’nda, yükün boşaltılmasından, imhasına ve hatta sorumlulara uygulanacak cezaya kadar hepsi yazılı… Kuralların hiçbirine uyulmamış. Uyanıklar da toplamış…
İnsan sağlığına zararlı tonlarca arpayı ortalığa saçan, saçılmasına göz yuman her kimse yakasına yapışılmalıdır. Tarım Dairesi müfettişleri mi, belediye mi, ithalatçı mı, gümrük mü, her kimin ihmali varsa…
Daha iki ay önce Süt Kurumu, 15 ton sütte aflatoksin tespit etmişti. Olayın küflenen yemlerin hayvanlara yedirilmesinden kaynaklandığı açıklanmıştı. Hep beraber bağırdık, çağırdık ne oldu, hiç…
Memlekette her gün gıda güvenliğiyle ilgili bir çalıştay var. Ama bakın, o masa başı çalıştayları yapan makamlar, bizzat kendileri yasaları uygulamıyorlar. Şimdi sorsanız, “Gıda Yasası yok” diyecekler. Ben de “hadi canım siz de” diyeceğim.
Bu olayda, Çevre Yasası yeterli. İçinde yol da var, yöntem de var, ceza da var. Problem, sorumluların yasalara uymamasında.
Hazırlanın yakında yine aflatoksinli etler, yumurtalar, hellimler yiyecek, zehirli sütler içeceğiz…

 

YERİN KULAĞI VAR
AYAĞINA GELEN FIRSAT:
UBP ile DP’nin yerel seçimlerde yapacağı iş birliği o kadar önemliyken ve iki partinin oyları birçok bölgede kazanımı getirecekken, kaprisleri nedeniyle ellerine geçen bu fırsatı harcıyorlar. Gerçek anlamda yapılacak bir iş birliği, mevcut adaya %50’nin üzerinde bir oy getirecekken, ya uygun adayın tespit edilmemesi, ya da “paralel aday” nedeniyle fırsatları tepiyorlar…

PARTİLER YANILTMIYOR: “Belediyelerin meclis üyelerini belirleme süreci başlasın, daha ne maskaralıklar yaşayacağız bakalım” demiştim. Bir gün geçmeden haberler gelmeye başladı. Yok benim listem girecek, yok senin listen girecek… Yine söylüyorum, yine söyleyeceğim, bakın Allah aşkına, bu kavgaların sizin daha iyi hizmet almanızla bir alakası var mı söyleyin… Seçmen bu defa da gözünü açmalı, genel seçimlerde yaptığını yapmalı, iş yapacak olan belediye meclisine sokmalı, partilerin kodamanlarının dayattıklarına değil…

ADAMA SORARLAR:
Hükümet ilk kez, kendine bağlı bir kuruma ceza keserek tarihe geçti. Teknecik Santrali’ne, bacası olmadığı ve havaya zehir saçtığı gerekçesiyle, asgari ücretin 6 katı bir para cezası verildi. Olay başlı başına komik de, UBP’nin yayın organı bu haberi manşetine taşımış, “Komik Ceza” başlığını kullanmış. Miktarı az bulmuş belli ki. Şimdi adama demezler mi, “Siz onu bile yapamadınız”…

UTANIYORUM: Torunları tarafından darp ve tecavüze uğrayan yaşlı kadın vefat etmiş. Bu hepimiz için bir utanç olmalı. Malum olaydan sonra hastaneye kaldırılan kadın, taburcu olduktan sonra koruma altına alınmak yerine, yine o canilerin yanına, evine yollanmıştı. Sözde Sosyal Hizmetler Dairesi var, sözde uzmanlar var… Yazıklar olsun.

DİŞİNİN KESTİĞİNE:
Henüz üç buçuk yaşında lösemiye yakalanan küçük Derin için, kendisi gibi kanser tedavisi gören Devran Vudalı ve Melisa Tünay’ın düzenlemiş olduğu yardım kampanyası, devletin vergi çelmesine takıldı. Vergi Dairesi düzenlenecek konser için 7500 lira vergi talep etmiş. Oysa, organizasyona yol gösterilse, bilet satmak yerine, bağış toplama yolu önerilse, bu olmayacak. Benzer yardım derneklerinin hepsinin yaptığı bu… Böylesi insani bir durumda, biraz vicdan gerekir… Ama ne yapacaksın, milyonları kaçıranlara göz yumanların dişi ancak bunları kesmeye yetiyor…

TÜKETİCİYİM, ŞİKAYETİM VAR:
Dün haberi vardı, Tüketici Konseyi toplanmış. Halktan gelen şikayetleri değerlendirecekmiş. İşte buyurun, ben bir tüketici olarak şikayetçiyim. Çöplükteki arpaları götürenlerin peşine düşün. Gerçekten iş yapmaya niyetiniz mi var, hiç beklemeyin bir kaç ay geriye gidip basına bakın, sosyal medyaya bakın, şikayet kabul edin. Boş verin oraya onu, buraya bunu atama merasimlerini….

ZİRVEDEKİLER
Bengü Şonya: “CTP yerel seçimleri şu veya bu şekilde atlattıktan sonra sağın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde benzer bir iş birliği içerisine girmesine sıcak bakmayacaktır. Yerel seçimlerden çıkacak sonuçlara ve Kıbrıs görüşmelerinin seyrine göre eylül-ekim aylarında bir erken genel seçimi gündeme getirebilecektir. CTP içerisinde saf tutanların daha fazla komik duruma düşmemek için evliya havalarından kurtulmaları gerekmektedir. Bunun için ya bıyıklılar bıyıklarını kesmeli veya bıyıksızlar bıyık bırakmalıdır…”

DİPTEKİLER
Martin Schultz: Schultz, Avrupa Parlamentosu Başkanı. Bir Rum milletvekilinin sorusuna karşılık, “Türkiye yetkililerinin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı takındığı (saygısız) tavrın devam etmesinden duyduğu üzüntüyü defalarca ifade ettim” demiş. Peki biz de ona soralım; referandum öncesi Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri ve attıkları imzaları unutan sizlere ne demek lazım? Saygısızlık kelimesi hafif kalır… İkiyüzlülüğü bırakın artık…