Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dejavu

Doğduğumda annemle babam Koçat köyünde öğretmendiler.
1963 olayları başlamış, yollar kapanmıştı.
Ben Lefkoşa’da doğdum.
Babam köyden çıkamıyordu.
Bir oğlu olduğunu bir ay sonra köye giden bir Barış Gücü askerinden öğrenecekti.
Koşullar çok zordu.
Kıbrıs Türkü gettolara hapsedilmiş bir şekilde yaşamını sürdürmeye çalışıyordu.
Yıllar geçti, 1968’de yollar açıldı.
Köyün dışında da bir yaşam olduğunu öğrenmeye başladık.
Girne’ye uzaktan baktık.
Bu arada Kıbrıs meselesine çözüm arama adına toplumlar arası müzakereler de o günlerde başladı.
Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides toplumlarını temsilen görüşmeci oldular.
1974’te 15 Temmuz sabahı Makaryos’a yapılan darbe haberi gündeme bomba gibi düştü.
Önce “Makaryos öldü” dediler. Sonra hayatta olduğu açıklandı.
Ve 20 Temmuz yaşandı.
Kıbrıs’ta şartlar değişmişti.
Türkler adanın kuzeyinde, Rumlar güneyinde toplanmıştı.
Resmen taşlar yerinden oynamıştı.
Kantonal çözüm modelleri geldi önce gündeme.
Daha sonra iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm modeli konuldu hedef olarak toplumların önüne…
1977 ve 1979’da imzalanan üst düzey antlaşmalarla birlikte bu hedef resmi çözüm modeli olarak kabullenildi.
1986 yılında çözüme yaklaşılmıştı ama olmadı.
1990’lı yılların başında Gali Fikirler Dizisi ve Güven Yaratıcı Önlemler Paketi gündemdeydi.
Yüzde 90’ının üzerinde uzlaşılan bu paket, geriye kalanı üzerinde uzlaşılmadığı için çöpe gidecekti.
Ardından gergin bir dönem yaşandı.
Rumların Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırlarını hedef alan eylemleri yaşandı, ölenler oldu.
Bu arada “Kıbrıs Cumhuriyeti” AB üyesi olurken Türkiye AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını uygulamaya koydu.
1990’lı yılların sonunda Kıbrıs konusunda başlayan yeni arayışlar sonucunda 2004 yılında ortaya kapsamlı bir plan çıktı.
Dönemin Genel Sekreteri Annan’ın adını taşıyan bu plan iki tarafta eş zamanlı olarak referanduma sunuldu. Referandumda Türk tarafı plana onay verirken plan Rumlar tarafından reddedildi.
Bu Türk tarafında en büyük hayal kırıklıklarından birinin yaşanmasına neden oldu.
Belki de bu karşı tarafı daha iyi tanımak için bir fırsat yarattı.
Referandum sonrasında görüşme süreçleri başka başka isimler altında devam etti.
Masada müzakere eden liderler bu arada değişti.
Ama bir türlü bir sonuç alınamadı.
Karşılıklı suçlamalar devam edip gitti.
Bu arada mevcut durum her yeni günde daha da çok kanıksandı.
Geçen zaman ile birlikte kuşaklar değişti.
1963’te doğanlar yarım asrı geride bırakırken, 1974 doğumlular kırklı yaşlarında bugün.
Kıbrıs’ın her iki tarafında yeni hayatlar kuruldu geçen zaman içinde.
Hiçbir şey bugün 1963 ya da 1974’te bırakıldığı gibi değil.
Çok şey değişti.
Ama Kıbrıs sorunu hala bir sorun olarak gündemde.
Liderler bugünlerde yaz tatili nedeniyle biraz ara vermiş olsalar da müzakere masasında soruna çözüm aramaya devam ediyorlar.
Yıllardır en zor olan konu başlıkları yine en zor konu başlıkları olmaya devam ediyor.
Mülkiyet, toprak, garantiler gibi…
Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında liderlerin varacakları bir uzlaşıyı toplumların nasıl karşılayacağı konusunda kimse bir şey söyleyemiyor.
Ekonomi başlığı bir diğer kritik başlık.
Varılacak olan uzlaşmanın AB’nin birincil hukuku olup olmayacağı meselesi hala bir soru işareti.
Sonuçta bizler yarım asrı geride bıraktık, çocuklarımız çeyrek asrı ama Kıbrıs sorunu bütün hayatımızı esir almaya devam ediyor.
Çocukluk ve gençliklerini yaşayamayan anne ve babalarımızın “çocuklarımız bu sorundan kurtulur” diye taşıdıkları umutları torunları için bile gerçekleşecek gibi değil.
Her yeni yılın Kıbrıs için çözüm yılı olarak ilan edildiği anımsandığında insan umutlarını korumakta gerçekten zorlanıyor.