Çipras geldi ve gitti! Ne yeni bir “umut” getirdi ne de arkasında bir “umut” bıraktı! Anladık ki Çipras da kendinden önceki Yunan politikacıları kadar resmi ideolojiyle sarmalanmış, Kıbrıs’ta tek egemenlik hakkının Güney Rum Yönetimi’nin elinde olduğuna inanmış bir siyaset insanıdır! Ki bunları dün de yazdıktı. Hem de Güney’de nasıl bir mesaj vereceğini doğru tahmin ederek!
HAYIR: Çipras’ın Kıbrıs sorununu tipik bir Yunanlı gibi değerlendirip algıladığını bilmişliğimizin “ben demedim miydi” lafazanlığına yatacak değilim! Çünkü o dünkü değerlendirmemde “1974’de Çipras bir yaşında bile değildi” dedikten sonra şunu da söyledimdi: “…Siyasi sorunun çözüme ulaştırılmasında bu kırklı ellili yaş jenerasyonunun, “geçmişi bırak geleceğe bak mantığı ile hem Türk hem de Rum saflarında büyük katkısı olabilirdi. Olamadı çünkü “siyasi irade” hâlâ “eskileri yaşamış kuşakların” elindedir…
İşte geçen gün Güney’e gelen Çipras tüm acarlığı ile sol misyonuna karşın, bu değerlendirmemizi ispat ederek gitti adadan! Bir kez daha Yunanistan’ın “Kıbrıs’la ilgili resmi ideolojisini” Güney’de ayazlattı ve Türkiye ile Türk tarafına da şu mesajı verdi:
“KIBRIS ADASI RUM DEVLETİNİN EGEMENLİĞİNDEDİR!” Nitekim tek egemenlik iddiasında olduğu için Doğu Akdeniz’deki MEB’leri ile araştırmalarının hak hukukunun da sadece kendine ait olduğunu savunmaktadır! Üstelik bu hak ve hukukunu Türkiye’nin çiğnemesine asla izin verilmeyeceğini özellikle belirterek!
Kısaca Rum tarafı adanın tek egemeni olma iddia ve inadını sürdürüyor! O kadar ki “gazı çıkartırız, çözüm olduktan sonra Türk tarafına da payını veririz” açıklamasını yaparken, bir “egemen devlet himmet ve lütufkârlığı tutumlarını” sergilemektedir! Çiras işte bu Rum Yunan siyasetinin “yeni nesil eski kafa’larından” birisidir…
ÖTE YANDAN: “Bizimkiler” de kızıyorlar! “Türkiye’nin, ister KKTC adına, isterse kendi adına olsun, Doğu Akdeniz’de ne işi vardır” serzenişlerinde! Tabi En az Rum tarafı kadar bu adada egemen olduğumuz için Doğu Akdeniz’de varız ama bu direnci bile Türk halkına çok görüyorlar!
**********
KKTC Cumhurbaşkanlığı’na hangi amaçla aday oldular?
Geçtiğimiz günlerde DP’li Serdar Denktaş açık ve net şu açıklamayı yaptıydı: “KKTC’ye inanan tek aday Eroğlu’dur. Bu nedenle Eroğlu’nu destekleyeceğim…”
Bir süre KKTC Anayasası’na göre Cumhurbaşkanlığı’na aday olan diğer politikacılarımızın, “sen bizim KKTC’ye inanmadığımızı nasıl iddia edebilirsin” diyerek S. Denktaş’a yüklenmelerini ve şunu da söylemelerini bekledim: “KKTC’ye inanmamış olsaydık devleti temsil eden en üst makamına aday mı olurduk?”
Oysa ne çıt çıktı ne de tıs! Dört aday da bu “suçlamayı” şu nedenle sineye çektiler: “Bizim amacımız Cumhurbaşkanı olup KKTC’yi yaşatmak değildir! Aksine Cumhurbaşkanı olup Federal Kıbrıs Cumhuriyetini kalıcı çözüm olarak gerçekleştirmektir! Dolayısıyla Cumhurbaşkanı seçilirsek evvel emirde Federasyonu tesis etmek için uğraşacağız…”
HER SORUNUN BİR CEVABI VARDIR: Bazan birden de çoktur. Nitekim Cumhurbaşkanlığına, seçildikten sonra “KKTC’yi ilga edip yerine federasyonu ikame etmek için talip oldum” demek de fazilettir! Bunun dışında ötesi hiçbir sosyo ekonomik yetki ve sorumluluğu olmayan alanlarda açıklamalar yapıp vaatlerde bulunmak inandırıcı olmuyor!
ÖTEDEN BERİ AYNI SORUN: Geçtiğimiz günlerde yine bu sütunlarda ayazlattıydım. Şöyle ki bir süre önce 600 kişiyle yapılan bir anket sonucuna göre KKTC’yi vatan olarak tanımlayan seçmenlerin oranı yüzde 44’lerde kalıyordu! Oysa benim dilime pelesenk “insan vatanını sever” nakaratı yapıştı kaldı! Ki 40 yıldır sevgilerde büyürken her türlü nimet ve ikballerinden yararlanılıyor. Şöyle veya böyle toprakları ekilip biçiliyor.. Hatta puanlarla rantla falan yağmalanıyor bile!. Bu topraklar üzerinde devasa oteller, üniversiteler, sanayi tesisleri, basın yayın sektörleri, villalar, konutlar yükseliyor, yollar, köprüler, göletler yapılıyor…
Ve Tüm bu “varlıklardan” yararlananlar sonra dönüp bizlere şöyle diyorlar: “Bize bizim olacak böyle bir vatan değil, Rum halkı ile paylaşacağımız bir Kıbrıs vatanı gereklidir!”
NEDEN OLMASIN? Ne var ki tango iki kişi ile oynanır. Karşınızdaki Rum yukarıda da anlattık, tüm Kıbrıs’ın egemenlik hakkını ister, bunun için mücadele ederken; Türk tarafı olarak ekmeğine yağlar ballar sürüp, “buyur dilediğin olsun” denemez ki? Ha, “biz çözümü de hallederiz” diyenler, Rum’u kandırıp ortak bir federal devlet kuracaklarını zannederler… Hay hay! Uğraşmaya devam edilsin ama ayaklarınızın bastığı, ekmeğini yiyip parasını ceplediğiniz bu “vatan topraklarına” da “şükredin!”
**********
Kısaca takıldığım: (Politikacı dediğin az biraz varlıklı olur!)
Önce Cumhurbaşkanları adaylarımıza takılmadan kendime takılayım:
MESELA: Es kaza şu geçmiş dönemlerde ben de şeytana uyup politikacı olacağım diyerek seçilmek için “aday” olsaydım… Ve deselerdi: “Hadi bakalım açıkla mal varlığını!” Ve açıklasaydım! Ne olurdu bilir misiniz? “Döverek söverek ve yerlerde sürükleyerek beni kapı önüne koyarlardı ki “utanmaz herif cebinde on paran yok, borcun da cabası, bir de “adam oldum” diyerek aday oluyorsun” takazalarında!
Bakın bir kanun çıkartmalılar, “parasız pulsuz insanların aday olarak seçimlere katılmalarını yasaklamalılar, çünkü seçilirlerse önlerine ellerine ne geçerse “ham” yapacaklar!”
AKINCI DA MAL VARLIĞINI AÇIKLADI. Ve daha siftah bismillah demeden “Mustafa Akıncı adına kayıtlı her hangi bir mal yoktur” dedi! Ee nasıl olur? Ömrü politikanın içinde geçti! Belediye Başkanlığı da yaptı milletvekilliği de Bakanlık da Parti Başkanlığı da! Siyasi ünü yanı sıra düzgün bir aile yaşamı da oldu…
İnsan “politikacı kimliği ile ve yıllarca “tepelerde” başarılarla uçarken ve de Cumhurbaşkanlığına aday olacak kadar kemale erdiğinin idrakinde ılgıt ılgıt eserken, “adına kayıtlı herhangi bir mal varlığı olmaz mıydı? Dolayısıyla sormazlar mı? “Onca yıl tek pulun sahibi olamayacak kadar beceriksizken neden sana KKTC’nin kaderini teslim edelim?”
Tabii açıkladı ama: “Ne varsa karısı Meral Akıncı adına imiş… Öyleyse adaylık konusunda bir “yer karışıklığı” olmalı! Yine de Akıncı’ya başarılar…
































