Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Değeri hep bilindi, erken gitti Rezvan…

Önemli bir değerdi…

Öyle “kıymeti bilinmeyenlerden” de değil.
Sonuna kadar kıymeti bilinenlerden…
Bir hedef koydu kendine, bir ömür öyle mutlu oldu…
Evi ile Kubilay’ın Yeri arasındaki yol, en mutlu olduğu yoldu…
İki kızı, kendisine çok saygı duyan bir eşi vardı…
Ötesi, binlerce seveni…

Kurşiniler Müzik Grubu, Larnaka’nın tarihi ile eşdeğerdir…
Onlarsız eğlence, düşünülemez…
“Hafif Batı Müziği” hayranlığının aksine…
Bir keman, bir ut, bir döblek…
Müziğe olan aşk…
Yeter ki bir defa duysun kulağı…
Geleneksel Kıbrıs müziği mi dediniz…
Kına geceleri onlardan soruldu yıllarca…
Sünnet törenleri…
Düğünler…
Hem öyle bir gecede, 3 saat da değil…
Günlerce süren düğünler…
Larnaka’da değil sadece…
Baf’tan Limasol’a…
Lefkoşa’dan Londra’ya…
Bir dönem, millet düğününü onlara göre ayarlardı…
“Neden bugün?”
“E Gurşiniler’in boşu yoğudu, ne yapalım…”
Öyle bir gelenek…
Halk ozanı da diyebilirsiniz…
Aşık da…
Ama müzisyen…
Öyle dediği gibi birilerinin, “kıymeti bilinmedi” değil…
Medya kıymet bilmedi belki…
Halk bildi…

Halk, yıllarca “Kurşiniler” dedi, Kurşiniler’i bildi…
Babadan oğla bir hikayeydi onlarınkisi…
Salih Kurşiniler de babadan miras aldı…
Oğlu İbrahim Kurşiniler ve Rezvan Kurşiniler’e miras bıraktı…
Rezvan Kurşiniler, kardeşi İbrahim Kurşiniler’den 8 yaş küçüktü…
Mukadderat…
Birinin elinde keman, diğerinin ut…
Binlerce kez sahneye çıktılar…
Dünyanın her yerinde…
Her yerde, bilindi kıymetleri…
Ve sadece müzikten para kazandılar…
Kubilay Aşık sormuş bir gün, “Be hastaysan gidelim doktora…”
Rezvan, gülmüş Kubilay’a:
“Ne hastası be sen da… Bana şimdi desen kanser oldun… Ben onu da yenerim. Bana hastalık mı işler…”
O kadar rahattı…
Otopsi yapan doktor, abisi İbrahim’e demiş ki, “Üç damar da tıkalı. Hem de öyle bir tıkalı ki, sanki de damarlara bilinçli kurşun döktüler…”
Bir kez bile, “hasta” hissetmedi kendini Rezvan abi…
9 yaşında, Kurşiniler’de çalmaya başladı…
48 yıldır aralıksız çalıştı… Sadece müzik yaptı, evine müzikten kazandığı parayı götürdü…

Anasının ak sütü gibi helal…
Kurşiniler, gurbetlerin ülkemizdeki müzik topluluğuydu…
Bir simgeydi…
Rezvan, ailenin en son temsilcisi…
Kaldı mı bize, İbrahim abi…
Rezvan, yine bir yolunu buldu, şakasını yaptı…
Çok şakacıydı çünkü…
Üzerinde “kuru saçlar için” yazan şampuanı, sırf muziplik olsun diye, susuz kafasına sürüp, bununla dalga geçecek kadar…
Bir dönem kapandı Rezvan ile…
Rezvan ile önde şarkı söyleyen Kubilay’ın mikrofonu öksüz kaldı…
En sevdiği şarkıları ona seslendiren Ayhan Başkal’ın stüdyosu öksüz kaldı…
Eyva öksüz kaldı, İskele Balık Lokantası öksüz kaldı…
İbrahim Kurşiniler’in kemanı öksüz kaldı…
İskele öksüz kaldı…
Larnaka öksüz kaldı…
Sadece iki çocuk, bir torun, bir eş değil…
Bir kültür öksüz kaldı…
Rezvan yine bir yolunu bulup, şakasını yaptı…
Anne- babamın düğünde de çalmıştı…
1967’de…
Bizim sünnette de…
Babam, bizim düğünde de Kurşiniler’in çalmasını çok istemişti…
Biz Grup SOS ile anlaşmıştık Gülsev ile…
“Kısa bir süre program yapsınlar” diye aradık…

İngiltere’ye gitmişlerdi düğün için…
“Horoz” muhabbetini anlatırdı bana uzun uzun babamla…
Babamın ölmesi ile birlikte, “Baba yadigarı” derdik birbirimize…
Rezvan, yine bir yolunu bulup şakasını yaptı…
Ve kısa süre önce Türkiye’den özel yaptırdığı udu öksüz kaldı…
Notalar öksüz kaldı…
Osman Berkel’in, “o olmazsa tadı yok” dediği içki masası öksüz kaldı…
İskele öksüz kaldı…
Larnaka öksüz kaldı…
Ve bir kültür öksüz kaldı…
Bağrı açık…
Boğazındaki kolyesi görünen…
Tepede olmayan saçını, ensesine doğru uzattığı hali ile…
Birini kullanamasa da, hep gülen gözleri kaldı aklımıza yadigar…
İskele’de, her şarkı çalışında, Rezvan Kurşiniler’i anacak herkes…
Sevdiği şarkılarla anılacak…
Rezvan Kurşiniler unutulmayacak…
Unutmayacağız…
Unutturmayacağız…


 

Udu daha yeni gelmişti Türkiye’den… Özel yaptırmıştı, özenerek yaptırmıştı… Yine yanında, bir an olsun ayrılmadığı Kubilay Aşık ile… Yine iki düğmesi açık… Yine kolyesi görünüyor… Yine gözleri gülüyor… Öyle hatırlanacak hep…