Köşe YazarlarıSürmanşet

Dedikodu dedikodu yaptırma! Kafamın tasını attırma!






Kahve sohbetlerinin vazgeçilmezi dedikodu! İnsanlara aidiyet duygusu kazandırmasına rağmen barındırdığı nitelikler nedeni ile çoğunlukla dürüst olmamakla özdeşleştiriliyor, dedikodu yapmak adi ve bayağı bir şey olarak nitelendiriliyor. Yine de, bir kahve buluşması ya da sosyal medya aracılığıyla da olsa, çoğumuz dedikodu yapıyor ve bundan keyif alıyoruz. Peki nedir bu hep kötülüğünden yakınıp bir türlü yapmaktan da kendimizi alıkoyamadığımız dedikodu? Faydası var mıdır, sınırları ne olmalıdır?

Dedikodu yani gıybet, en az 2 kişinin bir araya gelerek 3. bir şahıs hakkında onun haberi olmaksızın konuşması demektir. İftira, ara bozma vb amaçlarla yapılmadığı zaman insana iyi gelen bir şeydir de aslında. Çünkü insan, ortak görüşlere sahip bir grup içinde daha güvende hissedecek şekilde programlanmıştır. İnsan normal olmak ister. İnsan belli bir topluluğa ait olmak ister. Bu insana kendini güvende hissettirir. Ayrıca çoğunluğun normal sayıldığı günümüzde normal hissetmenin en kolay yolu bir gruba dahil olmak ve o grupla ortak görüşte kalarak paylaşımda bulunmaktır. Yani aslında dedikodu, insanın aidiyet duygusunu besleyen, o grup içindeki bireyleri birbirine yakınlaştıran bir faktördür. Öte yandan insan paylaşmak ister, duygusunu, düşüncesini, yaşadıklarını paylaşıp görünür olmak, duyulmak ister; kendisine yapılanları paylaşıp duygusal anlamda desteklenmek ve onaylanmak ister. Bu kapsamda yapılan paylaşımların adı da her ne kadar dedikodu olarak nitelendirilse de aslında kişilere bir zararı olmayan hatta anlatana iyi gelen nitelikte olduklarından bunlara ket vurulmasını istemeyiz.

Ama öte yandan inkar edemeyeceğimiz bir şekilde dedikodu, ülkemizin kanayan yarasıdır da aynı zamanda! Küçük ve kapalı bir toplum olmamız nedeni ile herkes herkesin hayatı ile ilgili çok bilgi ve ilgi sahibidir. Keşke tek sorun bu olsa ve iş burda bitse. Ama toplumun çoğunluğunun önemli bir hastalığı da ön yargıdır. Ve ön yargı dedikodu ile birleştiğinde hakkında konuşulan insanlar için çok can yakıcı olabilmekte, toplum baskısına zemin hazırlayabilmektedir.

Haydi bir düşünelim; nedir günlük hayatta en sık maruz kaldığımız baskılar mesela?

-‘Bir kadınla bir erkek baş başa kahve içerse aralarında bir şey vardır. Ne de olsa ateşle barut yan yana olmaz’. Öyle midir ya gerçekten? Öyle olsa da bize ne?

-‘Boşanmış kadınların rahat davranması arayış içinde olduklarını gösterir.’ Pardon? Rahatlık kıstası nedir acaba? Kim belirlemiş? Ayrıca neyi arıyor? Partner mi? Arkadaş mı? Sevgili mi? Arasa da aramasa da ne arasa da bize ne? Ayrıca kendine bir partner aramak son derece sağlıklı bir eylem değil midir?

-‘Sosyal medyadan gelen arkadaşlık isteklerini kabul etmek ‘O da beni istiyor’ demektir.’ Herkesin gelen teklifleri kabul etme nedeni farklıdır. Kimi fenomen olmak ister, kimi arkadaş edinmek, kimi reklam yapmak, kimi her neyse. Bunu o söylemeden bilmeniz imkansız, o nedenle karşınızdakini sınırsızca mesaj yağmuruna tutmadan önce her şeyin sizin düşündüğünüz gibi olmayabileceği ihtimalini de unutmayın derim ben.

-‘Kadın kısa giyiyorsa kötü kadındır!’ Neden bunu söyleyeni ilgilendiriyor bu bilmiyorum. Bence gözünüze sahip çıkmanız başkalarının hayatlarına müdahale etmekten daha kolay ve etkili olacaktır, deneyin derim.

-‘Dövmenin dozunu kaçırsan serserisindir, bir baltaya sahip olmazsın.’ İnsanları gerçekten sadece dış görünüşü ile yargılayacak kadar sığ mı düşündü acaba bunu söyleyen? Ben mi yanlış anlıyorum!

-‘LGBT bireyi isen asla düzgün bir aile ve iş yaşantın olamaz, harcanır gidersin.’ O kadar çok, iyi yerlere gelmiş LGBT arkadaşım ve danışanım var ki, hem de bunca önyargıya rağmen bunları başardıkları için onları tebrik ediyorum.

Bunlar sadece birkaç örnek, ama gün içinde maruz kaldığımız baskılar sınırsız! İnsan olmak, özgür olmak çok zor bu toplumda! Çünkü kapalı bir toplumuz. Yeni insanlar yeni kültürlerle temasımız az. Yetiştiriliş tarzımız elalemden laf gelmemesi üzerine kurulu! Tüm bunlar kendi kendinize de yaptığınız bir haksızlık aslında. Kendi potansiyelinize ulaşamadan yaşayıp gitmeniz demek çünkü.

Sonuç mu? Baskılar ve önyargılar altında boğulan bir toplum görüyorum! Ama düzeni değiştirmek bizim elimizde. Nasıl mı? Beynimizin içinde konuşan elalemi susturup kendi doğrularımıza sarılarak. Ve tek bir doğru olmadığını kabul edip kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda hayatımızı şekillendirerek.








Başa dön tuşu