Köşe YazarlarıSürmanşet

“America First” (Amerika Birinci)


Tanrı’nın bildiği kuldan saklanmazmış. Aslında bu deyimi, söylenmemesi gereken şeyleri söylemek istediğimiz zaman, hatta söylenmesi ayıp olan şeyleri söylemek ihtiyacı duyduğumuz zaman kullanırız. Böylece ayıbımızı bir miktar örtmüş oluruz.

Ben de şimdi Tanrı’nın bildiğini kullarına itiraf ediyorum. Brezilya Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro’nun Kovit-19’a yakalanmasına memnun oldum hatta, ne yalan söyleyim, sevindim. Bir de Donald Trump yakalanırsa daha çok sevineceğim.

Bunlar aynı kalıptan çıkmış insanlar. Kimse umurlarında değil. Tek kaygıları kendi istikballeridir. Ölen insanlar umurlarında değil. Hele ölenler fakir fukara ise hiç umurlarında olmaz. Ölü sayısında Amerika’nın birinci, Brezilyanın ikinci olması bir rastlantı olmasa gerek.

Dört yıl önceki Amerika cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Trump’ın en gözde sloganı, “America First” (Amerika Birinci) idi. Salgın hastalıklarda bile “birinci” olmak istemiş olabilir mi? Hiç belli olmaz. Hani, deriz ya: “Baş olsun da isterse soğan başı olsun”. O da demiş olabilir: “Birinci olsun da ne olursa olsun”.

Dünyanın en zengin ve en güçlü ülkesi. Önüne geleni “ambargo” ile tehdit ediyor. Dünyanın en gelişmiş hastanelerine sahip. Ama teşkilat varlıklı insanlar için kurulmuş. Ödeyebilen sağlığına kavuşuyor. Ödeyemeyenin işi Allah’a kalır.

Amerika nüfusu dünya nüfusunun, ortalama, 21’de birini oluşturur. Bu gelişmiş hastane sistemiyle bir salgın sırasında Amerika’da ölenlerin oranı 50’de bir, bilemedin 40’ta bir olmalıydı. Bu haftaki vak’a ve ölüm sayılarına baktığımız zaman dünyada kovit-19 nedeniyle hastalanan veya hayatını kaybeden her dört kişiden biri Amerikalıdır. Uzmanların tahminine göre, Trump bu işi doğru dürüst yürütebilmiş olsaydı en az 40 bin kişi ölümden kurtulmuş olacaktı.

Bu rakamları göre göre Trump, bu konuda başarılı olduklarını ve Amerikan halkının Kovit-19 savaşını kazandığını iddia ediyor. Bu nedenle okulların ve iş yerlerinin açılmalarını talep etmektedir. Cumhurbaşkanının bunları söylemesi normal karşılanabilir. Amerika’da 4 ay sonra seçim olacak ve Trump yeniden seçilmek için her türlü yalanı söyleyecektir. Benim anlamakta zorluk çektiğim konu başkadır. Nasıl oluyor da Amerikalıların %40’ı bu adama hala inanıyor ve peşinden koşuyorlar.

Kuşkusuz sözünü ettiği iş yerleri arasında, plajlar, lokantalar, barlar, jimnastik salonları da yer almaktadır. Cumhurbaşkanlarının sözünden çıkmayan Cumhuriyetçi valiler, eyaletlerini hemen açmışlardır. Onları birçok Demokrat vali de izledi. Ve birden vak’a sayısında patlama oldu. Şu sıralarda California, Teksas, Florida gibi eyaletler, rekor üstüne rekor kırıyorlar. Aklı başında bazı eyalet valileri, salgının yaygın olduğu eyaletlerden gelen Amerikalılara 14 günlük karantina uygulumaya başladır.

Brezilya’nın hali içler acısı. Amerika gibi ne zengin ne de sağlık teşkilâtı gelişmiş. Ancak cumhurbaşkanları Trump’ı taklit etmeye çalışyor. Sonuçta korona nedeniyle ölen insan sayısı Amerika’dan sonra ikinci sırada. Cumhurbaşkanının kendisi Kovit-19’a yakalanmış olmasına rağmen hala insanlara maske takmanın gerekli olmadığını söyleyip durmaktadır.

Üçüncülük konusunda Rusya ile Hindistan yarış halinde. Ne var ki arkadan gelen Hindistan çok daha hızlı koşmakta. Bu nedenle Rusya’yı kesinlikle geride bırakacağa benziyor.

Bu dört ülkenin ortak tek bir yanları var. Dördünün de liderleri popülist ve otokrattırlar. Benmerkezci ve aşırı milliyetçi ve dindardırlar. Gerçi Trump’ın dindar olduğuna kimse inanmıyor. Ne var ki her fırsatı bulduğunda eline İncil’i alıp kilise önünde fotoğraf çektirmeye bayılıyor.

Trump’ın psikolog olan yeğeni Mary Trump’ın bu hafta piyasaya sürülen kitabında amcası Donald Trump’ın üçkâğıtçılıklarını anlatmaktadır. Bu üçkâğıtçılıklarından biri de kilise ile olan ilişkisidir. “Etrafta kamera olmadığı zamanlarda kiliseye ayak basmazdı” diyor Mary Trump “Too Much and Never Enough: How My Family Created The World’s Most Dangerous Man” (Haddinden Fazla ve Her Zaman Yetersiz: Sülalem Dünyanın En Tehlikeli Adamını Nasıl Yarattı) adlı kitabında.

Öte yanda, 68 yaşında olan Rusya cumhurbaşkanı Vladimir Putin, ömür boyu iktidarda kalmayı garanti altına aldı. Orta boylu ve yan yan yürümesine rağmen adaleli bedenini sergilemek için üstü çıplak fotograflar çekmeye, gençlerle buz hokeyi oynayarak gol atmaya bayılan Putin, yapılan anayasa değişikliği oylamasında Rusların dörtte üçünün desteğini sağlamıştır. Anayasadaki bu değişiklikle 2036 yılına kadar cumhurbaşkanı olma hakkını elde etmiştir. O zamana kadar sağ kalırsa bakarsınız bu süre sekiz yıl daha uzatılır.

Bu da Rusya’daki demokrasinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve Türkiye’nin bile gerisinde olduğunu göstermektedir. Türkiye’de herhangi bir Putin, buna benzer bir oylamaya gitse alsa alsa oyların yarısını alır. Üç aşağı beş yukarı yarısını, daha fazla değil.

Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki Putin, Trump’tan daha sağlıklı görülmektedir. Trump’ın elleri titremekte, sağ eliyle bir bardak suyu ağzına götürmekte zorluk çekmekte ve sol elini de kullanmak ihtiyacını duymaktadır. Merdivenleri inerken, her zaman olmasa da arada sırada yardıma gereksinim duymaktadır.

Buna karşılık, Putin, en azından şimdilik maşallahı var, peşenk gibidir. 84 yaşına kadar yolu var.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı