TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bugün KKTC’ye gelecek. Son zamanlarda Türkiye’nin zar zor “siyasi kişilik” kazandırdığı dış politikasını viran eyledikten sonra yeniden “restorasyon” çalışmalarına başlayan Davutoğlu’nun, Atina’nın ardından Kuzey’e yapacağı bu ziyaretini iki yönden önemsiyoruz.
BİR: Davutoğlu KKTC’ye meslektaşı Yunan Dışişleri Bakanı Venizelos’la görüşmesinin hemen ardından geliyor. Kesinlikle Kıbrıs sorununu da konuşmuşlardır ki bugünkü temaslarını bu “siyasi gelişme” içinde yapacaktır. Hangi konuları nasıl yansıtacağını tabi açıklamalarından öğreneceğiz.
İKİ: Davutoğlu Atina’yı, sözünü ettiğim “dış politikada restorasyon dönemi çalışmaları çerçevesinde ziyaret etmiştir. Programında önümüzdeki günlerde Yunanistan’da başlayacak olan Yüksek Düzey’li İşbirliği Konseyi 3. Toplantısı hazırlıkları da vardı, bölgesel sorunlar da ele alındı açıklamaları yapıldıydı…
Kısaca Davutoğlu KKTC Lefkoşa’sına hem müzakerelerin başlamasına yardımcı olmak hem de son zamanlarda gitgide sertleşen siyasi havayı yumuşatmak için geliyor diyebiliriz.
ANCAK: Şeytan ayrıntılarda gizlidir diyorum ve ekliyorum. Davutoğlu’nun Kıbrıs’la ilgili son dönemlerdeki açıklamalarıyla demeçlerine baktım ve şunları gördüm:
29 Ekim’deki konuşmasından: “Kıbrıs konusunda taviz yoktur…” (Hangi yönden olduğu belirsiz!)
7 Kasım’daki açıklaması: “Müzakereler hemen başlamalıdır. (Füle ile görüşmesinin ardından…”)
24 Kasım’daki açıklamasından: “KKTC ilk kez Tahran’daki Ekonomik İşbirliği Toplantısına katılacaktır.” (Davutoğlu bu katılıma özellikle dikkat çekiyor ve KKTC’nin gitgide tanınmaya başlayan bir devlet olduğu imajını çakıyordu.)
Genele baktığımızda, Dışişleri Bakanı olmasına karşın Kıbrıs sorununun ve gelişmelerinin, Ahmet Davutoğlu’nun gündeminde çok da yer tutmadığını görürüz… (Yeri geldi yazalım: Buna karşılık TC’nin AB’den Sorumlu Temsilcisi Egemen Bağış tam tersi tutumda düşünme gereği duymadığı için ağzından çıkanların da ne olduğuna aldırmadan makineli tüfek gibi Rum’a ve AB’ye laf yetiştirmektedir!)
Sonuçta Davutoğlu’nun Eroğlu ile konuşmasında neleri söyleyip neleri önereceğini ve “ortak açıklama” konusunda ortaya nasıl bir siyasi tavır koyacağını her halde açıklamalar ve gelişmeler sonrasında öğreneceğiz…
Ancak şunu hiç unutmuyoruz: Ahmet Davutoğlu sadece Başbakan Erdoğan’ın dış politikadaki hedefleri ile örtüşen Dışişleri Bakanı değildir… Bildiğimiz kadarı ile Erdoğan’ı da “yönlendiren” eski “danışmalarından” biridir de. Üstelik her ikisi de Annan Planının savunucuları olmuşlardır! “Unutmuyoruz” derken bunları hatırladığımız içindir! Çünkü Annan planının Kuzey’e kaybettirirken, Güney’e neleri bahşettiğini de unutmadık!
**********
ALLAH KIBRIS TÜRKÜ’NÜ “KURULTAYSIZ” BIRAKMASIN, BAŞIMIZDAN EKSİLTMESİN…
İrsen Küçük’lü kurultaydan sonra beşinci çocuğunu da doğuran ve adını UG koyan UBP, sonuçta muhalefete düşerek herkeslere, “hah işte, şimdi yerini buldun” dedirtirken, geçtiğimiz hafta da CTP Kurultayı’nı gerçekleştirdiydi.
Ki yüreğimiz küt küt atmıştı: “Olmaya ki UBP’nin başına gelenler bu kez CTP’nin başına gelir” diye… Neyse ki CTP henüz UBP kadar kıvamına gelmediğinden vartayı hafif sıyrıklarla atlattı! Ne var ki yine de partide koca bir çatlak oluştu. Bir yakasında Yorgancıoğlu ve ekibi, öteki yakasında Akansoy ve yandaşları…
Ooo! Bir de baktık bu kez, çok önem vermediğimiz için atladığımız DP sıraya girmiş! Yanılmışız! Çünkü artık bilmeliydik ki “Kurultaylar” demek Kıbrıs Türk halkının en büyük siyasi meselesi demek olmaktadır! Nitekim seçim sonrası TDP koskoca Çakırcalı Mehmet Efe’sini kaybediverdiydi…
ŞİMDİ SIRA DP’DE: Bu 2013 Nisan seçimleri siyasi partilerimizi fena vurdu! Seçimden sonra hepsi de sallan yuvarlan gidiyorlar ki sıra Tüzük Kurultayı ile Serdar Denktaşlı DP’ye geldi. Nitekim S. Denktaş’ın seçimden sonrası başarısızlık nedeniyle genel sekreter Bengü Şonya’dan zılgıt yediği malum. Tüzük Kurultayı’nda “nisap yok” demiş, S.Denktaş ise on beş gün sonraki toplantıda Şonya’nın görevden alınmasını istemiş… Kıyamet koptu. Her kurultay öncesinde koptuğunca tabii!
Şonya ise inadına, 26 Ocak’taki olağan kurultayda “DP’nin başkanlığına adayım” dedi… Biline ki Şonya artık medyanın en değerli ve reytingi yüksek haberleri ile yorumlarının odağı olacaktır. Tabii “S. Denktaş ne dedi” dediğini de yanına alarak. Kısaca hazırlanın cümbüşe!
**********
“MARAŞ BELEDİYE BAŞKANI” KİM İSTERSE OLSUN. MAĞUSA’YI RAHAT BIRAKIN!
Geçen gün refikim Moreket de köşesinde sorduydu. “Kayalp başka, hükümet başka mı” demişti? Konu Mağusa Belediye Başkanı Kayalp’in yine “Mağusa Belediye Başkanı Galanos” olarak lanse edilen zatı muhteremle iş birliği yapması ve Maraş’ın sahiplerine iadesi için çalışmaları idi… Moreket hem Başbakan Yorgancıoğlu’nun hem de Dışişleri Bakanı Özdil Nami’nin, “Maraş bütünlüklü çözümün bir parçasıdır” açıklamalarını hatırlatıyor ve soruyordu: “Kayalp de CTP’nin bir üyesi olduğuna göre bu ciddi politika farkı nasıl izah edilecektir?”
Önce bir hatırlatma yapalım: Kıbrıs Cumhuriyeti Makarios’un Anayasa’da değiştirmek istediği 13 madde nedeniyle yıkıldıydı. Bunlardan bir tanesi, beş büyük kentte ayrı ayrı Türk ve Rum Belediyelerinin kurulması gerekirken, Makarios’un “Birleşik Belediyeler” konusundaki ısrar etmesiydi! Bu durumda Belediye seçimlerinde çoğunluk Rum halkında olduğu için hep Rum belediye Başkanları seçilecekti.
Zaten ötesi 13 madde de tümden Rum çoğunluğuna dayalı siyasi ve idari tasarruflardı…
Yukarıda yazdıklarıma “bir” diyelim. İkincisine gelince: Kıbrıs Türk halkı “belediyelerinin devri” konusunda büyük mücadele vermiş, bu konuda Evkaf’tan sonra da hakkını almıştı…
Şimdi Mağusa’daki bazı çevreler “barış ve çözüm” adına sadece Maraş’ın Rum’lara iadesini değil, tümden Birleşik Belediye” tasavvuru içinde tek bir “Türk-Rum Mağusa belediyesi” görüşü de icat ediyorlar!
Tıpkı “Türk-Rum Birleşik Kıbrıs” gibi… Yahut “Türk Rum yoktur Kıbrıslılar vardır” mantığından hareketle “tek vatan” mefhumu gibi!
STÖ’lerinin çabaları beni ilgilendirmez. Bu memlekette “Ulusal dava” gibi bir anlayış yokken, dileyenin dilediğince barış ve çözüm için çalışması umurumda bile değildir.
Fakat oyumu verdiğim, desteklediğim bir “siyasi makam” söz konusu olduğunda olayın rengi değişir. Çünkü ben Kayalp’e, samimiyeti ile insaniyeti, barışla çözüm anlayışının ne olduğunu bilmediğim “Maraş Belediye Başkanı olması gereken Galanos” ile Mağusa’yı paylaşması için oy vermedim…
Ha, “ister ver ister verme” demek hakkı var ama Mağusa Belediye Başkanı olarak Mağusa’yı “Maraş’ın Rum Belediye Başkanı’na” peşkeş çekmesi hakkı yoktur!”
Uzatmadan kısa keseyim: Keşke bir mucize olsundu! Keşke Galanos efendi ile Kayalp, Mağusa Belediye Başkanlığı’na birlikte adaylıklarını koysalardı! Keşke Mağusa Maraş halkları kullu makka oylarını bu iki aday için kullansalardı!
Kim çıkardı sandıktan? Kayalp tek Rum’un oyunu almadan Galanos çıkardı!
Demek istediğim şudur: Mağusa’yı rahat bırakın! Aha Maraş. İstediğiniz kadar uğraşın!
































