Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Davutoğlu’nun Yunanistan ziyareti (Sıfıra sıfır elde var sıfır!)

Türkiye’nin içte ve dışta büyük sıkıntılarının olduğu bir dönemde Başbakan Davutoğlu’nun ezeli ve müzmin muhatabı olan Yunanistan’a resmi ziyarette bulunmasını hem olumlu hem olumsuz yorumlayabiliriz.

Olumluydu: Çünkü Kıbrıs sorunu yanı sıra Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ile sismik araştırmalar sorunları baş ağrıtıyordu. Dolayısıyla bu sorunları Yunanistan’ın payitahtı Atina’da karşılıklı konuşup neşterlemek doğru politika olmalıydı, Davutoğlu’nun resmi ziyareti bu yönü ile olumluydu.
Olumsuzdu: Çünkü ne Kıbrıs siyasi sorunu ne de Doğu Akdeniz’deki gaz arayışlarından kopan tartışmalarla karşılıklı suçlamaları, Atina’da “barışçı çağrılarla paylaşımcı öneriler” hamasetinde değiştirip yeni bir dostluk sayfası açmak mümkün değildi!
Tabii ki Davutoğlu bunları bilerek, tartarak gitti Atina’ya… Ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan’ın Kıbrıs ve Münhasır Ekonomik Bölgeler sorunlarıyla ilgili açıklama ve kararlılıklarını bile bile Yunanistan Başbakanı Samaras’a kabulü imkansız “öneriler, ortaklıklar, dostluklar” söylemlerine sarılı görüşlerini sundu…
Davutoğlu ya Samaras’ın tüm bunlara “hayır” diyeceğini biliyordu… Yahut diline ve belâgatine o kadar güveniyordu ki o kendine özgü nutkunu attıktan sonra Samaras’ın ellerine sarılıp “biz yaptık sen eyleme” diyeceğini sanıyordu!
SONUÇ DEĞİŞMEDİ. Yunanistan GKRY’nin Doğu Akdeniz’deki sondajlarından vazgeçerek müzakerelerin yeniden başlamasına zemin yaratmaya yanaşmadı! Türkiye ise müzakerelerin yeniden başlaması için bölgedeki sismik araştırmalarından vazgeçeceğini söyleyemedi! Dolayısıyla nezaket ve politika icabı “ortak görüşümüzdür” dedikleri bir açıklama ile “doğal gaz kaynaklarının tüm Kıbrıslıların bütününe ait olduğunu ve bu gazın çözüme katkıda bulunacağını” ifade etmekle yetindiler!
Dolayısıyla iki ülke arasındaki esas sorunlar ortada kalakalırken bir cami onarımı gibi sıradan konularda anlaştılar gibisinden bir sonuç çıktı! (Yorumumuzu yaparken henüz ortak açıklama yapılmadıydı.)
BELLİ Kİ TÜRKİYE İLE YUNANİSTAN HÂLÂ KAVGA HALİNDEDİRLER! Çünkü birinin “evlat acısı vardır ötekinin kuyruk acısı!” Ve bu acılar “tarihten gelen” gerçeklerdir. Nitekim Yunanistan’da yayınlanan haftalık “Kontranews” Gazetesi, Davutoğlu’nun Atina’yı ziyareti nedeniyle bir “açık mektup” yayımladıydı. Günün konusu olan bu mektubun başlığı gazetenin birinci sayfasını kaplayacak şekilde ve Türkçe olarak yayımlanırken, içeriğinde de özetle şunlar hatırlatılıyordu:
“Yeter artık kabadayılık, gelin her konuda anlaşalım. Sizleri dost ve partner istiyoruz. Düşünün nasıl bir güce sahip oluruz Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs denildiğinde… Saygıdeğer Sayın Başbakan bizi 400 yıl köle tuttunuz. Günün birinde başkaldırdık sizi kovduk, sizi kestik ve sizi Ankara’ya kadar kovaladık. Sonra siz bizi kestiniz ve denize attınız! Öncesinde İzmir’de evlerimizi yakarak. İstanbul’da kalan Rumları kovduktan sonra Kıbrıs’ın yarısını da bizden aldınız! Sn. Başbakan yüz yıldır kavga eden ve birbirinin gözünü çıkarmaya çalışan iki halk görmekten sıkıldık. Yeter artık gelin anlaşalım…”
Açık mektup bu minval devam ediyor… Ve bu açık mektup tutun ki Yunan medyasının “en barışçı olanı” nitelemesinde günün olayı haline geliyor… Şimdi isterseniz bu “en barışçı çağrının” içeriğine bakalım. Bakalım ki o “evlat acısı ile kuyruk acısı” nasıl hâlâ devam etmektedir anlayalım.
NE DİYOR MEKTUP? Gazetenin sahibi Nikos Kuris’in kaleme aldığı bu açık mektup peşin peşin Osmanlı dönemini işaretleyerek, “bizi 400 yıl köle olarak tuttunuz” diyor! (Bırakın yakın zamanı, Osmanlı dönemini unutmayan bir zihniyet işte!)
Ve ekliyor: “Sonra başkaldırdık, sizi kestik, sizi Ankara’ya kadar kovaladık!” (İstiklal Savaşından söz ediyor, sözde yapmamaları gerekeni yaptıklarını itiraf ediyor, günah çıkartıyor ve ekliyor.) “Fakat siz de bizi denize döktünüz!” (Ne bitmez hesaplaşma ne bitmez kin!)
Ve devamla diyor ki “Rumları kovduktan sonra Kıbrıs’ın yarısını bizden aldınız!” (Fakat Osmanlı döneminden, İstiklal savaşından söz ederken Rumları kovup Kuzey’e egemen olunmasından nedense söz etme gereğini duymuyor! Barış Harekâtı, Makarios’a bizzat Yunanistan tarafından yapılan darbeyi hatırlatmıyor! Rum milisleri Türkleri kadın çocuk demeden, topluca katlettiklerinden dolayı lanetlemiyor! Osmanlı idaresinde dört yıl kölelik yaşadıklarını, İzmir’den denize döküldüklerini hatırlatıyor ama söz konusu Kıbrıs olduğunda Türkiye’nin adayı işgal ederek “Rum’u kovduğundan ve Kıbrıs’ın yarısını aldığından öte laf etmiyor!)
Yine dikkatinizi çekerim: Çünkü şeytan her zaman ayrıntıda gizlidir. Dolayısıyla dervişin fikri ne ise zikri de odur… Nitekim açık mektupta Kıbrıs’a da değinirken, ifade şu oluyor: “Bizim Kıbrıs!” Rum için o kadar yalın ve o kadar sahi!
Kıbrıs Türk halkı işte bu Yunan ve Rum zihniyetinin tarihi saplantıları ile mücadele ediyor! Nitekim gazete de vurguluyor. “Yüz yıldır Türkiye ile Yunanistan kavga ediyor…” Fakat sorulmalıdır: Kimdir bu kavganın sorumlusu? Kimdir kavgayı sürdüren?
ASIL AŞILMASI GEREKEN TARİHTEN GELEN DÜŞMANLIK DUYGULARIDIR: Atatürk İstiklal savaşını yazık ki Yunan ordusu ile savaşmak zorunda kalarak sonlandırdıydı. Oysa Türkiye işgal altındaydı ve İngiltere, Fransa, İtalya orduları da vardı. Onlar seyirci durumunda kalırlarken Osmanlı’nın 400 yıllık hükümranlığını unutmayan Yunanistan, Anadolu’da Trikupis komutasındaki ordusu ile yorgun Türk askerlerini Ankara’ya kadar kovaladıydı.
Ki Yunanistan’ı Anadolu içlerine kadar sevk eden duygu sadece “intikam” değil, “yayılmacı, işgalci” tutumuydu… Atatürk ise savaşı sonlandırdığında ilk evrensel politikasını, “yayılmacılıkla işgalciliğe” son veren “Yurtta sulh cihanda sulh” söylemiydi ki Türkiye’ye vasiyeti olduydu. O politika bu gün devam etmektedir.
Pekala Kıbrıs’a neden Barış Harekâtı gerçekleştirildi? Yunanistan ve Yunan halkı ile Rum’lar “bizim Kıbrıs” demeden önce bu soruya cevap vermek zorundadırlar… Tarihi gerçekleri içinde o cevabı verdiklerinde ne sorun kalır ne de düşmanlıklar kalır… Üstelik Kıbrıs’ta çözüm de olur…