Tahtaravallinin bir ucunda “Maraş ile Güzelyurt” var! Diğer ucunda da “Ercan Havaalanı ile Mağusa limanı!” Müzakereler başlayalıberidir Türk ve Rum tarafları bu tahtaravallinin iki ucuna oturmuşlar haşe heya diye diye bir inip bir çıkarken pazarlık yapıyorlar: Mesela diyor ki Anastasiadis “Maraş’ı iade edin Mağusa limanını AB gözetiminde ortaklaşa yeniden dünya deniz trafiğine açalım…”
“Yok” diyor Türk tarafı. Önce siz Ercan Hava alanının üzerindeki ambargoyu kaldırın, sonra düşünürüz!
Ve Anastasiadis’ın aklına Ankara anlaşması gelirken Türkiye’ye o rutin teklifini getiriyor: “Limanlarını Rum gemilerine aç biz de AB’deki başlıklar üzerindeki vetomuzu kaldıralım!..”
Başından beridir bu “al-ver” önerileri Türkiye ile Rum liderliği arasında sürüp gidiyor!
YİNE GÜNDEME GELDİ: Geçtiğimiz günlerde Brüksel’de “mülteci sorunu” görüşülürken Başbakan Davutoğlu ile Anastasiadis arasında dolaylı bir görüşme olmuş. Bu görüşmede Anastasiadis TC’nin Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açması karşılığında “AB’de görüşülen başlıklar üzerindeki vetosunu kullanmayacağını” söylemiş. Ne var ki Davutoğlu “siz Ercan Hava alanındaki ambargoyu kaldırın biz de çözüme yardımcı olalım” demiş… Ve beklendiği gibi Anastasiadis teklifi ret etmiş…
ŞUNU ANLIYORUZ: taraflar mandepsiye basmak istemiyorlar. Çünkü bu sorunlar aslında “müzakere masasının” konularıdır. Orada görüşülmeden bu tip “ikili anlaşmalarla” gündeme geldiklerinde tabi ki “al-ver” gibi kalıcı ve somut kazanımlar gözetilecektir. Ki müzakereler başarısızlığa da uğrasa bu kazanımlar “kadük hale gelip iptal edilmesin.” Çünkü taraflar birbirlerine müzakereler dışında taviz vereceklerler. Ancak fark etmişsinizdir: Anastasiadis Türkiye ile pazarlık yapmaya çalışırken KKTC’nin ambargolardan dolayı yaşamakta olduğu sosyoekonomik mağduriyetlerini “yok” sayıyor! Masada görüştüğü Türk tarafını “illegal devlet” esamesine düşürüyor, Maraş Güzelyurt zaten benimdir diyor…
MADALYONU ÇEVİRİYORUZ: Davutoğlu AB’deki başlıklarının Rum tarafınca veto edileceğini bile bile Anastasiadis’in teklifini ret ederek yerine “Ercan Hava alanını üzerindeki vetonun kaldırılmasını teklif ediyor.” Kimin için? Kıbrıs Türk halkı için.. Kuzey’in dünyaya açılmasını sağlamak için..
Buna “Türkiye’nin KKTC için kendini AB üyeliği yolunda bile feda etmesidir” denir… Pakala “bizimkiler” bu fedakârlığı bu himmet ve korumacılığı anlıyorlar mı? “Anlamak” ne! Mesela Maraş Belediye Başkanı Galanos’la kolkola girerek “verin gitsin” diyorlar! Hem de şartsız şurtsuz!
**********
SEÇİLMİŞLERİN DENETİMİ: (DENETLEYECEK MERCİ DE KALMADI!)
Seçilmişlere “niçin seçildiniz” diye soracak bir merci var mıdır? “Evet vardır, ombudsman…” Başka? Sandık başında seçmen!
Sadece bir sorun vardır: KKTC’de “Yüksek Yönetim Denetçisi” denilen ombudsman müessesi henüz “kurumlaşmadı!” Yanılmıyorsam Emine Dizdarlı da “nereye dokunayım nereyi denetleyim” derken büyük sıkıntı çekmektedir. Çünkü “yüksek denetim” denmesine karşın, Bakanları ve Bakanlıklarını “hadi ben seni denetleyeceğim demek hâlâ babayiğitliği gerektiriyor!
Öyle de olunca geriye “seçilmişlere” sandık başında seçmenlerin dualarını okuyup yolcu etmeleri kalıyor! Ne var ki o da netameli! Çünkü hiçbir hükümet iktidarda 2 buçuk yıldan fazla dayanamamışsa da belli ki seçmen iki buçuk yıl beklemek zorunda kalacak!. O sürede de hükümet memleketi zaten harabe haline getirir ve anca gider! Ondan sonra da seçimle gelenler onca vaatlerine karşın enkaz toplayıp yıkılanları onarmaya çalışırlar derken… Zaten icraat yok, bir erken seçimle bu kez onların duası okunup yolcu edilirler… Pire ısırdı çık yukarı!
Ha belediyeler mi? Bakın onlar talihli! Göndermek için beş yıl bekleyeceksiniz! Onlar oturacak siz saydıracaksınız! Onlar carta çekecek siz çatlayacaksınız! Onlar üzerlerine vazife olmayan ne kadar fuzuli iş varsa peşlerinde koşacak siz yorulacaksınız… Fakat çatlasanız da patlasanız da beş yıl bekleyeceksiniz ki süreleri dolsun ve iş yapmadan çekip gidiversinler!”
DENETİMSİZ SEÇİLMİŞLER: Gelip giden hükümetler için çok eleştiriler yapılıyor.. Mesela geçen gün Tıp Bayramıydı. Tek bir Allahın kulu çıkıp da “devletimizin sağlık servisleri iyi çalışıyor” demedi. Aksine öylesi “özel bir gün” bir dokun bir ah dinle oluverdi! Hastahanelerin hastalara şifa veremediğinden çalışma koşullarının ağırlığına kadar sorunlar, şikâyetler tesbih taneleri gibi uzayıverdi…
“O kadar mı kötü” diye sormaktan bile korktuk! Demek ki çok kötü! Gerçekte öyle mi? Eğer hastası hastanesi ile doktorundan, doktoru sistem ile koşullarından sürekli şikâyetçi ise evet öyledir…
Dün Eski Bakanlar’dan Eşref Vaiz’in bir lafını aktarmıştım. “Her gelen hükümet icraatlara yeniden başlıyor.” Son günlerde sıkça söylüyoruz. Hükümetlerde devamlılık yok! Nitekim mevcut koalisyon hükümeti de her bir icraatı tu baştan ele alıyor ve tabi zaman kaybediyor. Buna karşın belki bu kez zevahiri kurtarır diye düşünüyoruz.
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (AKINCI NE DEDİ)
Öyle bir laf etti ki yüreğimi deldi vicdanımı titretti… Çünkü kaç zamandır o “yürekle vicdanı” her bir sorunun önüne koyup çözümlerini öyle aramaya çalışıyorum. Ve diyorum ki “halka hizmeti devlet sevgisi yapmadan başarıyı yakalamak mümkün değildir…”
Nitekim Tıp Bayramı dolayısıyle Sn. Akıncı şöyle diyordu: “hiçbir doktor cüzdanını vicdanının önüne çıkarmamalı…”
Vurgulayıcı bir söz.. Tüm toplum kurum ve insanlarını kapsaması, herkeslerin payına düşeni içinden alması gereken bir söz… Çünkü: İtiraf edelim bu halk 1974’den beridir rant ekonomisinin memelerini emmektedir. Ganimet çok erken bittiydi. Fakat rant bitmedi! Kendini paraya tahvil ederek ilerliyor. Artık bir “merhaba” bile alınıp satılacak meta haline geliyor!
Oysa bu toplum hâlâ 1974’lerin seferberlik toplumudur. Öyle olduğu içindir ki hâlâ çözüm için müzakereler devam etmektedir. Fakat “yaşanan hayatlara, beklentilere, kurumlara, mesleki kesimlere bakıyorsunuz ve sadece “para” odaklı bir koşuşturmaca görüyorsunuz. Oysa hâlâ seferberlik toplumuyuz!
































