Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin Davos toplantıları ile demeçlerini değerlendirmek henüz erken olmalı. Çünkü yansımaları, devam etmekte olan müzakere sürecinde belirginleşecektir.
Buna karşılık daha önce de vurguladığımızca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatı ile Davos’a giden, orada temaslarda bulunan, açıklamalar yapan Akıncı tutun ki 41 yıl sonra ilk kez Kuzey’deki Türk halkının statüsünü “dünyasal” bir politikada yükseltmekle kalmadı, “varoluşunun” ispatını da çaktı. Her halde diyoruz, KKTC adına yaratılan imaj “adada etnik kimliği ile bir Türk halkının bulunduğu ve kendini tüm adanın tek devleti olarak lanse eden Rum Yönetimi kadar siyasi irade sahibi olduğudur.” Nitekim her iki lider de konuşmalarında aralarında üslup farkları olsa da “çözümün birleşik Kıbrıs formülünden” geçeceğini söylüyor dolayısıyle Kuzey’deki Türk Yönetimini siyasi muhatap olarak alıyorlar.
BUNA KARŞIN: Tabi ki Davos “oldu bitti” yargısının mihengi değildir. Hatta liderlerin konuşmalarına bakıldığında Anastasadis’in çok yüzeysel, Akıncı’nın ise özellikle “siyasi eşitliğin” altını çizen üslubu ile müzakerelere “farklı” yaklaştıklarını görmek de mümkündür. Nitekim Akıncı “siyasi eşitliğe dayalı bir federasyonu” tekrarlarken her halde Anastasiadis’in canını sıktığını da biliyordu! Hidrokarbon ve suyun paylaşımına vurgu yaparken de “tüm bunların ancak Kıbrıslı Rumlar ve Türkler ortaklığı ile birleşik bir Kıbrıs’ın oluşturulması sonucunda sağlanacağını” hatırlatması, hâlâ “çoğunluk azınlık” çözümü peşinde koşan Anastasiadis’i çok da mutlu etmediğini söylemek aşırılık olmayacaktır.
KUŞKULAR DEVAM EDİYOR: Tabi Akıncı’nın Amerika Cumhurbaşkanı yardımcısı Biden’le konuşma olanağı bulması yabana atılacak bir siyasi olay değildir. Ban Ki Moon’u da bu temasların ve gelişmelerin içine koyduk muydu “çözüm neden olmasın” diyoruz da şu ana kadar ne “mülkiyet sorununda” kesin bir uzlaşı sağlandı ne de toprak konusunun görüşülmesine başlandı! Artı, biliyoruz ki Rum tarafı “siyasi eşitliğe” de sıcak bakmıyor.. Üstelik “birleşik Kıbrıs”tan anladığı “Kuzey’i de içine alacak Rum ağırlıklı bir egemenlik hakkına sahip olmasıdır.”
Kısaca henüz yürünecek çok yol vardır. Yani ne referandum kapının arkasındadır ne de çözüm diyoruz! ********** SİYASİ PARTİLERİN İFLASI: (MEVCUT KAOTİK ORTAM SONUCUDUR!)
Yıllarca yakındık: “Yetişen gençler düşüncelerinin sahibi olamıyor, “düşünenlerin düşünceleri arkasında koşturuyorlar!” Belki böylesi bir yargı çok da olağandır. Çünkü olay bizatihi siyasi partilerin kendi yapısallıkları içinde vardır. Mesela o yapılanmalarda “partililerle liderlikleri” bir arada tutan etkenler, “herkesin kendi düşüncesini serdetmesi değil, liderliklerin saptadığı ilkelere kayıtsız şartsız biat etmesi üzerine kurulu bir geleneksel süreci çakar! Siyasi partiler bünyesindeki bu olmazsa olmaz prensibi sulandığında ise önce homojen yapı sonra da disiplin yiter!
ZAMAN DEĞİŞTİ. Olay şöyle gelişti: Siyasi partiler düşünce fukarası haline geldikçe güven yitirdiler. Kurultay kavgaları ile rüşt ispatına soyundularsa da o kaybettikleri güveni hâlâ kazanamadılar. Dolayısıyle çevreleri boşandı. Önce “gençlik kollarını” kaybettiler sonra da partileri oluşturan politika sevdalısı partilileri..
FAKAT: Siyasi partilerden umutlarını kesenler, kendilerine siyasi parti bünyelerinde yer bulamayanlar bu kez kendi “düşüncelerine kıvrılıp kendi yollarına düştüler.” Nitekim eğer memlekette türlü çeşitli ve 1928 Sivil Toplum Örgütü varsa bu sentezin sonucudur! Siyasi parti bünyelerinden kopanlar kendi siyasi anlayışlarının yollarını kendileri çizmeye başladılar.
KAOS YILLARI: İtiraf edelim. Demokratik ülkelerde siyasi partilerin memlekete yansıtacakları siyasi iradeleri dolayısıyle “Meclis” gerçeği her bir ötesi “sosyal örgütlemenin” üzerindedir. Fakat ne oldu KKTC’de? Siyasi partiler zafiyete düşüp güven yitirdikçe Meclisi de olumsuz etkilediler.. Dolayısıyle mevcut iktidar kadroları da devleti! Nitekim:
Meclis’e bakın: Yaprak bile kıpırdamıyor! Zaman zaman Bakanlar bakanlıklarının “cek caklı” vaatlerini de seslendirmeseler sanırsınız memleketin üzerine ölü toprağı serptiler. Nitekim tek bir siyasi partinin kendi inisiyatifinde kilitlediği “su sorununun” adını bile anmıyorlar! Ki “milletin mabedi olması gereken o Meclistir” bu tip sorunların esas muhatabı! Hayret ama, koalisyon olan hükümet bile sorumlu olamıyor! HER STÖ BİR SİYASİ PARTİ OLDU. Memlekette siyasi iradenin ortalarda bıraktığı bütün boşluklara felik oluyorlar. Sağlıktan kadın haklarına, spordan çevre sorunlarına, trafikten kültürel hareketlere kadar… Üstelik “siyasi parti işlevindeymişler gibi oluyorlar!” Özellikle sendikalar… Ki son zamanlarda siyasi partiler onlara çok kızıyorlar ve haksızlık yapıyorlar! Çünkü yıllarca bu sendikaların desteğini aldıkları için güçlü oldulardı. O destek kalktığı gün “güç” de asıl sahibine geçti. Bu kadar basit!
KISACA: Çoktan beridir siyasi iktidar bir yandan “dağılan siyasi kadroları ve güçlü liderler yoksunluğu ile yönetim zafiyeti gösterirken dolayısıyle KKTC’yi de “krizler ülkesi” yapıyor. **********
KISACA TAKILDIĞIM. (BÜROKRASİ HASTADIR!) Geçtiğimiz günlerde KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan bugün benim de Köşemde ayazlatmaya çalıştığımca siyasi iktidarı eleştiriyor ve nasılsa çoktan beridir “unutturdukları” için bizim de unuttuğumuz “esas sorunu” hatırlatıyordu. Kısaca gelip giden hükümetlerin “yönetim zafiyetlerini!” Bu nedenle ortaya çıkan sorunları ve çözümsüz kalışlarını! Ki artık KKTC’de “hükümet icraatlarından değil, kapanmayan yaralar haline gelen sorunlardan söz edilmektedir! (Kaptan’ın eleştirilerine önümüzdeki günlerde döneceğiz de şimdi sadece şunu hatırlatalım.)
BÜROKRASİ YENİDEN YAPILANMALI. Kalıcı ve güçlü.. Hükümetler gelip gidecekler.. Değişecekler.. Kalıcı olan “kamu görevlileridir.” Oysa bakıyoruz onca vaatlere, Hükümet programına karşın bu konuda “ciddi” diyeceğimiz bir girişim olmadı! Galiba olamaz da çünkü bu girişimi bile gerçekleştirecek olan işte o “bürokrasiydi!” Oysa bizde bürokrasi çoktan beridir hastadır!

Sonraki Haber

























