Bu hafta Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu başladı. Dünyada gelecek yılların ekonomik resmi çizilmeye çalışılıyor. Tahminler ve hedefler konuşuluyor. Tahminlere göre ABD’de başlayan iyi göstergeler 2015 için de geçerli. Özellikle son 4-5 yılda 11 milyon istihdam yaratılması önemli gelişme olarak değerlendirildi. ABD’de faiz artırımlarının bir süre önce 6 ay içinde yapılmayacağı söylemleri şimdi yıl sonu olarak telaffuz edilmektedir. Bu birçok ülkeleri rahatlatacak bir durum. Esasen küresel ekonomilerin bu kadar zayıf olduğu bir dönemde faiz artışı düşünülmesi genelde tenkide uğradı.
AB/Euro Bölgesi’nin ise ekonomik durgunluğunun devam edeceği, bir sıçrayışın gerçekleşemeyeceği kanaatleri kuvvetli. Değişikliğin gerek AB’de gerekse diğer ülkelerde yapısal reformlardan geçtiği konusunda genel bir görüş birliği mevcuttur. Şimdiye kadar para ve maliye politikalarının yeterince kullanıldığı ve her ülkenin yapısal sorunlarına eğilerek zayıf halkalarda artık reform önlemlerinin alınması ve yatırımların yapılması gereğinin büyüme için şart olduğu vurgulanmaktadır.
Büyümede genelde gelişmiş ülkelerde yatay seyir mevcuttur. Ve dünyadaki küresel ekonomik büyüme hedefleri de bu ekonomilerde bir miktar düşürüldü. Bu güne kadar Merkez Bankaları hükümetlere yeteri kadar zaman kazandırmış ve para politikaları oldukça çok kullanılmıştır. Şimdi artık hükümetlerin yeni atılım programlarını yapması ve yapısal sorunlara eğilme zamanı geldiği üzerinde duruluyor. Gelişmekte olan ve petrol ithalatçısı olan ülkelere petrol fiyatlarının düşüşü bir avantaj olacaktır. İhracatçılar için de büyük bir zarar getirecektir. Burada Türkiye açısından, en yakın ticari ve ekonomik ilişkileri olan ülkeler, AB, ABD, Rusya olarak bakarsak AB’nin malum durgunluğu ve Rusya’daki ekonomik kriz, pazar açısından yeni alternatifleri düşündürecektir. Gerçi geçen yıl AB’nin tüm durgunluğuna karşılık ihracatta azalma değil bir miktar artış olmuştur. AB’de geçen gün Avrupa Merkez Bankası’nın yeni para politikası ile ilgili programı çerçevesinde bir kımıldama ihtimali de olduğuna göre, bu bölgede oturmuş bir Pazar vardır.
Türkiye’de büyüme 2014 için % 3.2, 2014 için %4 olarak öngörüldü. Şimdiye kadar büyümesini parasal genişleme politikaları çerçevesinde bollaşan küresel piyasalara ve yabancı sermayeye de dayandıran gelişmekte olan ülkelerin ve Türkiye’nin kendi piyasalarında da derinleşmeye gitmeleri gerekiyor. Davos’ta küresel terörizm, petrol fiyatları ve Rusya’nın Ukrayna konusundaki duruşu konusunda endişeler dile getirildi. Küresel büyüme de bu nedenlerle İMF tarafından revize edildi. Ekim ayında 2015 için %3.8 tahmin, %3.5’a düşürüldü. ABD’nin büyümesi de % 3.1’den % 3.6’ya çıkarıldı. Gelişmiş ülkeler içinde yukarı doğru büyümede tek ülke. Diğer gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin büyümesi daha düşük. Türkiye’yi de içeren, “yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler” için ise değerlendirilen 2015 yılı büyümede beklenti % 4.9 iken % 4.3’e çekildi. Bu ülkelere, yapısal reformlara hız verilmesinin, ekonomilerinde büyümeyi sürdürebilir kılacağı ve gelişmiş ülkelerin, iyileşmeyi destekleyici para politikalarına devam etmesi tavsiye edildi.
Davos’ta Dünya Bankası Direktörü Raiser Türkiye ile ilgili görüşlerini açıklarken Türkiye’nin kritik bir aşamada olduğu ve son 10 yılda çok büyük bir başarı elde ettiğini bunun yeni reformlarla desteklenmesi gereğini dile getirdi. Türkiye’nin OECD’ye olan katkıları da methedildi ve Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelere rol model olabileceği, bu dönemde % 5 büyüme sağlayabilen tek ülke olduğu, bunun da makroekonomik ve milli stratejiler açısından ülkenin ne kadar ileri olduğu, son 10 yılda mali açıkların yönetiminde önemli başarılar elde edildiği, yabancı yatırımların 10 kat arttığı vurgulandı. Türkiye’nin AB ile ortak çıkarlarına da değinilerek ihracatının % 45’inin AB’ne olduğu, ve AB’nin Türkiye’nin karşılaşacağı güçlüklerde yardımcı olacakları belirtildi. AB’nin muazzam bir potansiyelinin bulunduğu ve krizden geri dönüş olacağına inanıldığı da dile getirildi.
Davos toplantısı devam ederken Avrupa Birliği Merkez Bankası Başkanı da perşembe günü para politikaları konusunda açıklamalar yaptı. Ve belli bir fiyat etkisi yaratana kadar tahvil alımlarına devam edileceğini açıkladı. Yani AB’de parasal genişleme politikalarına bu yıl da devam edilecek. AMB Başkanı açıklamasında faizleri değiştirmedi. Parasal genişlemenin detaylarını açıkladı, enflasyonu canlandırmak ve Euro bölgesi ekonomisini desteklemek için Mart 2015’ten itibaren Eylül 2016’ya kadar 18 ay boyunca her ay 60 milyar € tahvil alımı gerçekleştireceğini ifade etti. Bu para merkez bankaları ve bankalar kanalıyla uzun vadeli, düşük faizle kredi olarak piyasalara yansıyacak. Bu sürede toplam rakam 1 triyon 80 milyar €’nun yatırımlara ve üretim sektörlerine verilmesi öngörülüyor. Rakamın büyüklüğü beklenmedik büyük bir rakam olarak değerlendirildi. Ayrıca kredilerin maliyetleri de düşürüldü. Tahvil alımlarında esas çoğunluk, ülkelerin tahvilleri alınacak ancak özel sektör tahvillerini de kapsayacak. Bu açıklama piyasalarda olumlu karşılandı ve tahvil faizleri de, daha düştü. Tahvil alımlarına, enflasyonun sürdürülebilir bir ayarlama seyrine girene kadar da devam edileceği açıklandı. Tahvil alımları yapılırken ilgili her ülkenin borç stokunun 1/3’ünü aşmayacak miktarlarda olmasına dikkat edilecek. Bu kararların arkasından Euro/dolar paritesi 1.12’lere düştü. Dolar yükseldi. TL karşısında da. Borsa İstanbul’da kararlar olumlu algılandı, borsa yükseldi.
AMB bu programını açıklarken ayrıca nominal faizlerin de düşürülmesi gereği üzerinde durdu. Nitekim aynı gün içinde ve Cuma günü AB’de faizler daha da düştü. Bu husus Türkiye açısından yararlı. Türkiye’de tasarruf oranı düşüklüğü ve yatırım hamleleri dolayısıyla, düşük faizli sermaye ve kaynak temini konusunda şanslı olacaktır. AMB Başkanı maliye politikasının Euro Bölgesi ekonomilerini desteklemesi gereğine vurgu yaptı. Para politikalarının yapabileceği şeyin büyüme için yatırımlara öncelik verilmesi, yatırımlar için de güvene ihtiyaç duyulduğunu en önemli şeyin güven olduğunu tekrarladı. Umarız bu kadar büyük çaplı bir para operasyonu AB ülkelerini harekete geçirir.
Bu karardan bir gün önce de TCMB Başkanı, Para Politikası Kurulu’nun faiz kararını açıkladı ve faiz koridorunun üst ve alt sınırını değiştirmeden politika faizini 0.50 puan düşürdü. Bu tabii ki hükümetin bir kısmını memnun etmedi ancak Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ile Maliye Bakanı’ndan zımni bir destek aldı. TCMB, bu kararları alırken haklı olarak enflasyon seyrini ve kur hareketlerini takip ediyor. Çok rahat olmadığı da her gün piyasaya vermekte olduğu 40 milyon$’ döviz satışlarına devam edeceğidir. Ayrıca cuma günü de reeskont kredi limitini 15 milyar$’dan 17 milyar$’a çıkardı. Diğer önemli bir yeni adım, arttırılan limitle birlikte reeskont’un sadece ihracat mallarına değil, kapsamın genişletilerek döviz kazandırıcı hizmetlere de,- turizm, sağlık, müşavirlik, mühendislik, ulaştırma vb hizmetlere- verileceği açıklandı. Euro bazlı mevduatların faizlerinin de düşürüleceği ifade edildi. TCMB’nin temkinli ve ekonomiyi destekleyici kararları, petrol fiyatlarının düşüşü, AB’deki düşük faizli para ve sermaye akımının Türkiye’ye yararı olacağı açıktır.
































