Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DAÜ DEDİYDİK: (DEVAM EDİYORUZ)

Ekim 2009’da   DAÜ yine kaynıyordu!  Rektörlük seçimi vardı ve tam da Öğrencilerin kayıt yaptırmak için binlercesiyle kampüse doluştukları dönemdi.  Rektörlük seçimi  “eski Rektör Ufuk Taneri ile Abdullah Öztoprak”  arasında olacaktı.  Ne var ki  kantarın topu kaçmış kıyasıya bir mücadele başlamıştı.  TC’den gelen ve yeni kayıt yaptıracak öğrencilerin bir kısmı bu hengâmenin ortasında kaldıklarında geri dönüş yapmışlardı.  Zaten öğrencilerle ilgilenecek ne sorumlu kalmıştı ne de ilgili! 
Olayın bizzat tanığıydım çünkü sürekli Ufuk Taneri ile konuşuyor hatta çok özen gösterdiğim tarafsızlığımı az biraz bozarak Taneri’den yana tavır koyuyordum…
Sonuçta Abdullah Öztoprak rektör seçilmişti ama DAÜ “zamansız yapılan” seçimin kurbanı olmuş,  hem öğrenci hem de bütçesel yönden kayıplara uğramıştı.
ŞİMDİ YİNE REKTÖRLÜK SEÇİMİ VAR: Her dört yılda tekrarlanıyor,  zamanı geldi.  Ve yine öğrencilerin tam da DAÜ’ye doluşup hem üniversiteyi tanımaları hem de kayıtlar yaptırdıkları döneme denk geldi! Kısaca DAÜ’nün kendini en mükemmel karinesiyle pazarlayacağı bir dönemde, “Rektörlük seçimi” gibi  Kampusü darmaduman eden yine  o Rektörlük seçimi var…                   İşte bu  “seçim” olayını   iyi bilen,  Üniversiteyi dört yılda on altı bin öğrenci sayısına ulaştıran,  bünyesinde yeni yeni fakülteler  açan,  dünyanın her yerinden  gelen öğrencilerle DAÜ’ye gerçekten uluslararası kimlik kazandıran  ve en önemlisi  büyük oranda sırtındaki borç kamburunu atıp bütçeyi rahatlatan  Öztoprak,  bizzat kendinin de yaşadığı  “uygunsuz zamanlarda uygunsuz seçimlerin” okula ne kadar zarar verdiğini de düşünerek Rektörlük seçimini erkene aldı…
VAY SEN MİYDİN ALAN!  Bir kere kararı veren  “Senato ve Yönetim Kurulu.” DAÜ’nün bu en yetkili ve sorumlu karar mercileri  kimlerden oluşuyor!   Dün de yazdık.  Profesörlerden,  Doçentlerden,  öğretim görevlilerinden  yani kendi akılları ile kendi iradelerini kullanabilecek bilgi ve becerinin sahibi  insanlar…
Hayır!  “Rektörlük seçimini erkene çekemezsin” diye kıyametler de kopartıldı,  Tüzüğe aykırıdır denilerek yargı yolları da açıldı!  Ve her zamanki gibi  “bir yandan siyasiler, öte yandan sendikalar,”  oturup uzlaşmak yerine   “Rektörün nasıl canına okuruz”  diyerek yollara düşüp bayrak açtılar! 
Böylesi olayların hiç yabancısı değiliz!  Çünkü 1974’ten sonra  bu memlekette  “heyecanla kurup” hayata geçirdikleri ne  kadar devlet sektörü varsa hepsini de nasıl ve niçin batırdıklarının tanığıyız! 
Bir tek DAÜ’nün üstesinden gelemediler!  Nasılsa aklı başında insanlar galip çıktı bu üniversitede!
ÖZTOPRAK’IN  DAVETLİSİYDİK:  Geçen hafta Cuma günü Ahmet Tolgay, Osman Güvenir,   Akay  Cemal Rektör Öztoprak’ın davetlisi olarak   yeni Rektörlük binasında toplandıktı.  Biz sorduk rektör cevap verdi…  Açıklamalar yaptı,  ayrıntıları istedik…  Rektörlük seçimini niçin erkene aldığını,   benim yukarıda da kendimce anlattığım nedenleriyle çok da detaylı anlattı…  Ve ekledi:
“İnanmadığım  bir şeyi yapmam!”   Nedir mesela inanmadığı  “o”  veya  “bir şey?”   DAÜ’yü geçmişte olduğu gibi  sıkıntıya sokacak,  tehlikeye atacak,  tasarruflardan,  icraatlardan ve de dayatılan  “yap,  et,  kabul et”  emirlerine sırtını dönmek! 
Gerçekte  Öztoprak’ın DAÜ’yü bu tutumu ile nereden nereye getirdiğini biliyoruz da bilmeyenler var!  Siyasiler bir,   “hak,  hukuk”  diyerek kampüs içinde oynaşan sendikalar  iki!  Onlar için  her gelen iktidarla yeni bir Rektör yeni bir Vakıf Yönetim Kurulu da gelmelidir!  İktidarda CTP ile DP varsa  CTP’li ve DP’li.   UBP varsa  zaten UBP’li!
İşin kısası: Siyasi iktidar   partileri DAÜ’yü  hâlâ sonlandıramadıkları tutumlarında   “adamlarının, partililerinin” çiftliği olarak görürlerken,  dolayısı ile bu kocaman yerleşkeyi de  öğrencilerin değil, kendi aidiyetlerinin tapulu malı esamesinde   değerlendiriyorlar!  Buna karşın:  
DAÜ İŞTE ŞİMDİ ÜNİVERSİTE OLMAYA BAŞLADI:  Ziyaret vesilesi  ile  arkadaşlarla gittiğimiz DAÜ’de  yeni kurulan  “Sağlık Bilimleri Fakültesini” de gezdik.  Tabi dolanıp dururken de söylendik:   “Çok da kalmadı,  bir gün uğrak yerimiz olacak yer işte bu yer!”
Devasa binalarıyla yeni kurulan bu bölümün başında  dur durak bilmeyen müthiş bir Profesör var.  Hülya Harutoğlu.  “Sağlık Bilimleri Fakültesini”   oluşturmuş.   Bakın bu bölümde neler yapılıyor:  Hemşire,  Bakıcı yetiştiriyor…  Kol,  bacak  ayak  yapıyorlar. (Protez)  Hareketleri kısıtlayan  “Splinti”  yapıyor el ve dirseklere takıyorlar… Ortobetik ayakkabılar yapıyorlar…  Gıdalar üzerinde çalışıyorlar… Fizyoterapi bölümü var…
VESSELÂMI KELAM:  Artık spor amaçlı kondüsyon salonlarına,   Sanat etkinlikleri ile sürekli yayın yapan televizyonuna kadar DAÜ  müthiş bir fırlama ile   “artık ben üniversite  oldum”  diyor!  Darısı öteki üniversitelerimizin başına! 
Tek bir sorunu var ama:   “Siyasi iktidarlar bir türlü ellerini üzerinden çekmiyorlar!”  Bu büyük baskıdan da kurtulup   “özgür”  olduğu gün,  “Tam Üniversite”  olacak…              

     **********
    KISACA TAKILDIKLARIMIZ:

PATATESLER NE OLDU?  (Yedik mi yoksa yiyecek miyiz?) Geçtiğimiz günlerde Mersin Gümrüğü’nden yine  “Zararlı haşere” nedeniyle 125 ton patates geri döndüydü.  Bir dost sohbetinde haberi okuyan  bir arkadaş  “zarar yok”  dediydi  “bize yedirirler!”  Bense “yok yahu dediydim, artık bu kadarı olmaz…”   Sahi ne oldu 125 ton patates?           

   **********

VE MÜZAKERE SÜRECİNE BAKIYORUZ.

Üç ay sonra referanduma gideriz diyenlerin küskünleri düştü!  Hiç mahzuru yoktur.   Ne diyordu  Sokrates:  “Bildiğim tek şey hiçbir şey  bilmediğimdir!” 
Rum liderlik ve kilisesini tanımadan,  tanımak için çaba göstermeden,   “geçmişe mazi derler”  iddiasında yola çıkıp Rum’un artık değiştiğine hükmederseniz,   tabi ki  yanılgıya düşerseniz…
Buna karşın hâlâ bu adada geçmişte “hiçbir şey olmamış” gibi  “barışçı çözüm”  çığırtkanlığı yapan gençlerimiz,  o  “barışçı çözümün” adını sanını ortalara koymadan”  her kim ki  Rum’un niyet ve amacını anlayıp,  “işte budurlar”   dese;   ne statükoculuğunu bırakmakta ne de  “faşistliğini!”
Hatta sorsanız, “Rum haklıdır Türk haksız!” Dolayısıyla kuşku duyuyoruz:  “Değil mi ki bugünün genci yarının yetişkinidir…”  O  “yarınlar”  Kıbrıs Türk halkı için gitgide daralıyor çünkü  gençlerimizin sayesinde Rum tarafı  “zemin” kazanıyor!  Girin feyisbuka  şöyle bir tarayın anlarsınız durum vaziyetlerimizi!        

        **********    

Lefkoşa Belediyesi’ne bravo: Köpeklere çip takılmasını zorunlu hale getirdi.  Başıboş köpekler sorununun tutun ki en somut çözüm şekli olmalıydı  “Lefkoşa’da”  oldu. 
Bu kararın yanına   caydırıcılığı için cezai müeyyide de konduğunda zavallı hayvanları sokaklara salıp gün yirmi dört saat insanların horlamaları ile  açlık ve susuzluğa  mahkûm edenler,  en azından mahkeme’i  küpraya kalmadan  cezalarını çekmiş olurlar! 

    **********
YAZ GELDİ:  Allah Kıbrıs Türkünü acısın!  Çünkü:
Yaz demek  sıcak, susuzluk,  sivrisinek demektir!

Yaz demek akşamları sabahlara kadar şu veya bu mekânda, mahallelerde,  düğün yerlerinde bangır “bangır bağıran  müzik,”  “ciyak ciyak  cıyaklayan şarkıcılar”  ve dolayısıyla  uyuyamayan yurttaşlar demektir!
Yaz demek  plajlarda jet skilerin vızır vızır dönerken akrobasi hareketleri yaptıkları,  plajdaki insanların üzerlerinden geçtikleri mevsim demektir!
Yaz demek zerdaliden olmayan zurnaya karşın  “kabaktan olan karpuzu  yemek demektir!”
Yaz demek trafik canavarının azması,  yolları sırat köprüsü haline getirmesi, canlar alıp canlar yakması demektir!
Yaz demek seçim demekse ve     siftahı ay sonunda  ise,  Allah kerim  “erkenine”  demektir!
Yaz demek turlamak demektir!  Bir öneride bulunayım: Suriye,  Irak, Mısır,  Libya, Tunus,  gibi ülkelerle ve de Nijerya, Orta Afrika, Somali gibi ülkelere sakın gitmeyin!  Türkiye, Fransa, İtalya,  İngiltere gibi ülkelere gidin,  Yunan adalarına gidin… Ve de bu akıl dolu öneriyi  “benden”  bilin!