Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dam başındaki saksağan!..

Her sabah boyumuzun ölçüsünü alıyoruz. Bir santim bile büyümediğimizi görüyor yeise kapılıyoruz!

Hep ‘keşke’lerle konuşuyoruz. Pişmanlıklarla yaşıyor, geleceklere bakarken korkuyoruz!

Sürekli eleştiriyoruz! Beğenmiyoruz, sevmiyor, suçluyor, tüm sorunların nedenini dışımızdaki etkenlerde arıyor

Biz  her zaman sütten çıkmış ak kaşık, dışımızdakiler tu kaka oluyorlar!

Birbirimize akıl veriyoruz. Ama kendi aklımızı kendimize veremiyoruz!

Tüm sorunlarımızın nedenlerini ya aramızdaki TC kökenlilere yıkıyoruz ya Türkiye’ye…

On altı tane üniversite, kumarhaneli lüks oteller kuruyor, bir milyonu aşacak turistten bahsediyoruz. Amma ne çevrenin pisliğinden kurtulabiliyoruz ne çarpık yapılaşmalarla korkunç boyutlara ulaşmış trafik sorununu çözebiliyoruz!..

VESSELAM sabahtan akşama, akşamdan sabaha külliyen yakınır, “keşke” diye diye nedamet getirirken.. Kendi aynalarımıza tüküreceğimize onun bunun aynasına tükürüyoruz!

BİR kere bu “sendromlarla” yaşarken devlette sağlık afiyetle istikrar ummak mümkün değil.. Peki kurtuluş? Nasıl varacağız salâha?

   Bizim “akıl” diyor ki “çözüm!” Çözüm olmadan 20 tane daha üniversite açsanız, kumarhaneli otellere onlarca daha ekleseniz eğer “tanınmış devlet” mertebesine ulaşacak  çözümü sağlayamazsak; “keşkelerle” pişmanlıklarla yaşamaya devam edeceğiz haberimiz ola!

KISACA söylene zırlana geldik mi bir “çözüm zorunluluğuna..” O zaman “Akıl”ı bir daha dinleyelim:

(Tüm “devlet” inançlarıma karşın Tükürdüğümü yalıyorum!)  Ve diyorum ki  anlı şanlı bir ulusal direniş sonucunda oluşturduğumuz  KKTC’i devlet yapamadık!

“Hazır değildik” dedik amma.. Aradan 44 yıl geçince, bu nasıl bir kafadır ki hâlâ  öğrenmedi!

Bir devlet nasıl yönetilir.. Yönetilmesi için nelerin yapılması gerekir.. Neyin yanlış neyin doğru olduğu.. Öğrenilmez mi bilinmez mi? Ki adam gibi devlet oluna!

KKTC’e inanmışım ne yazar! Eğer layık olduğu düzeni kuramamış, “devlet” inancında çözüm masasının mihenk taşına vuramamışsam çekiver kuyruğunu.. Kaldı ki “devletimizin büyüklüğü” ile Anastasiadis’i korkutacağız o masada!  Pöö! Dam başında saksağan vur beline kazmayı…                                                 **********

        

PİLAV HÂLÂ SU KALDIRIYOR

Son zamanlarda sürekli yine o sihirli kelimeyi, “sistemi” telafuz ediyoruz.. Tüm sorunların sorumlusu “sistemimizin sistemsizliğidir”  diyoruz!

Oysa o kadar yabancı olmamalı. Çünkü  “ideal devlet” arayışları ta Eski Yunan’daki Sokrat’tan, öğrencisi Eflatun’dan başlar.. Hiç “ideal” olanı görülmediğinden de “nasıl devlet” tartışmaları hâlâ sürer ki faşist olanından sosyalist olanına, kapitalist olanlarından diktatörlüklere kadarları vardır..

   BİZSE “yönetim” olarak kendimizi hangi “sisteme” koyacağımıza hâlâ karar veremedik!  1974’ler sonrasında rahmetlik Özal  geldiğinde  “siz dediydi liberal ekonomisiniz!” “Serbest piyasa ekonominiz de hadi cabası olsun…”                (Tabi öyle demediydi. Değil mi ki adalıydık, olsak olsak kıyı ticaretiyle serbest piyasa ekonomisi sahibi olurduk, Özal da bunu söylediydi zaten..  Hatta Mağusa’da serbest limanı bile inşa ettirdi de yüzümüze gözümüze benzettikti!)

GELELİM “sisteme!” Yukarıda ekonomik sistemden söz ettim.. Ki ben yıllarca buna “ekonomisi olmayan devletin ekonomik sistemi mi olur” diye hep çattımdı..

   Buna karşın eğer “serbest piyasa ekonomisi” denilen, aslında çapımıza çok bol olan sistemi  uygulayacaksaydık, devletimiz  de liberal olacaktı değil mi?

(Ki öncesinde siyasi durum  ve  ulusal mücadele nedeniyle “Paşalar dönemi de oldu, liderlikler dönemi” de..   Siyasi ve ekonomik yapılanmamız bunlara uyduruldu  öyle  çalıştırıldı! (Buna karşın başarılı bile sayılırdı!)

KKTC kurulduktan sonra düşündük ki bize en çok yakışan sistem  “çok partili, demokratik yapılı, serbest ticareti de  içeren  liberal olanıdır!”

   Eee ayıp ama! Çünkü  ne özel sektöre dayalı liberal ekonomi sahibi olabildik ne  “devletçi!” Hatta kooperatifçiliği bile başaramadık!   Ama ne olduk? Rant ekonomisi sahibi olduk!  Bir gün tarım için bize çok gerekecek    topraklarımızı alavere dalavere ile şuna buna peşkeş  çeken durumlara düştük!      TC ile imzaladığımız reformist protokolleri uygulamaktan kaçındık.                                 Ve üstüne üstlük hiç bir aklın alamayacağı akılda, TC-KKTC  siyasi ve ekonomik ilişkilerine karşı çıktık…

ŞİMDİ soralım: Böylesi  karman çorman siyasi ve ekonomik çarpıklıklar içinde nasıl bir sistem oluşabilirdi?

   Ya tüm çarpıklıkları düzelterek, devlet ciddiyeti ve yönetim iradesine sahip bir yönetim sistemi oluşturacaktık yada “popülizme” yenik düşüp şimdi de elan devam eden “bozuk düzenler” yaratacaktık!

   Kİ ne vardır bu düzende?  Trafikten pisliğe, çarpık yapılaşmadan uyuşturucuya, bakanlık basmaktan  Cumhurbaşkanının makamında kafalarında  kovboy şapkalarıyla oturan eylemcilere kadar ne ararsanız vardır!

   …Yazdıklarımı hiçbir sonuca bağlamıyorum.. Çünkü daha sonumuz gelmedi! Pilav hâlâ su kaldırmakta!

 

   **********

  

KISACA TAKILDIĞIM: (BU MEMLKETTE…>

Buz dolabını açtım baktım margarinin üzerinde filin ayak izleri. Allah Allah dedim. Filin bizim buz dolabında ne işi var?..

…Kara sinek fena halde canımı sıkıyordu. Başımın üstünde pis pis dolanıp vızıldıyordu. Aldım sinek ilacını sıktım gözünün ninnisine kör oldu!

>…yaşarsanız, başlarsınız böyle abuk sabuk laflar etmeye.)