Köşe Yazarları

Daha nice raporlara!


Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı henüz Guterres’in BM’ler Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporu konusunda açıklama yapmadı… Ankara’dan da bir ses işitilmedi…

Büyük olasılıkla bu tip BM’ler raporları çok kanıksanmış olacak! Buna karşın “BM’ler Sekreterleri her zaman yolcu biz de hancıyken” daha çok karşılaşacağız! Nitekim iyicene de siyasi aşinalık yarattık…

Ancak bu samimiyetin Kıbrıs sorununa olumluca yansımadığı muhakkak!. Tutun ki Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkıldığı 1963’den beridir, sorun, kapanmayan dosyasıyla birlikte BM’ler Sekreterinin masasındadır…

Ki bu süre içinde Rum tarafı “dünya devleti” oldu Türk tarafı hâlâ olmak için mücadele etmekte! Guterres’e göre de bunun şartı adada “birleşik bir federal çözüm oluşturulmasıdır!.”

Bunu başarırsa Allah’ın emri üç olacak ve KC, ardından Annan Planı, peşinden (belki) bir Guterres Planıyla da tanışacağız… Ki ne planlarla tanışmadık!

EĞRİ oturup doğru konuşalım: Çözüm alternatifleri ne birdir ne iki, yüzlercedir… Buna karşın eğer Kıbrıs’a bir tanesini bile giydirmek hâlâ mümkün olmuyorsa tutun ki ortada kader haline gelen bir “yanlış” vardır.

Ve bu yanlış bizzat “Birleşik Kıbrıs” efkârında oluşturulmak istenen “Federasyon”nun kendisidir!

Çünkü “Rum tarafının anladığı federasyonla Türk tarafının son zamanlarda daha çok belirginleştirdiği federasyon “özde” uyuşmamaktadır…

ÇOK basitinden bir daha vurgulamak gerekirse Anastasiadis’li Rum tarafı için “Birleşik Kıbrıs’ta Federasyon” kendi çoğunluğuna dayalı (ve hiç aklımdan çıkmadığınca) Kıbrıs Cumhuriyetinin yani üniter devletin evrimleşmiş şeklidir!

Nitekim Sn. Akıncı “siyasi eşitlikten” söz ettiği anda Rum tarafı müzakerelere sadece sırt dönmedi, sertleşti de!

Kabaca yazmam gerekirse: Guterres’in dediği gibi sittin senedir taraflar taahhütlerini yinelemektedirler ama kapsamlı bir çözüm için gerekli olan siyasi iradeyi gösteremediler…

Bundan sonra da göstereceklerini sanmak (Rum tarafının) mümkün değildir…

O zaman? Kolay değil ama KKTC’yi bir iki ülkenin tanıması sağlanırsa… Bu da Ankara’nın görevi olmalı ama konuda hiç oralı olmadığının tanıklarıyız!

 

**********

YA DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ?

“Seferberlik toplumu” olmak gerektiğine inananlardanım. Dahası bu seferberliğin siyasi sorunla eş uyumlu oluşturulması gerektiğine de inanırım.

Memleketin tek taşını yerinden oynatırken bile “siyasi sorunun” gözetilmesi gerekir. Hem “dünü” hem de “yarınıyla.”

Oysa KKTC’de artık “beş yıllık planlar” da oluşturulmuyor ki zaten siyasi iktidarların kısa süreli “Plan Programları” bile tutmuyor!

MESELA çok somut bir veridir. Küçücük memlekette ilk üniversite DAÜ’den sonra (tabi verilen izinlerle) 15’in üzerinde üniversite oluşumu hangi plan programa dayanıyordu?

Var mıydı bir devlet politikası? Tüm düşünceler “memlekete para düşsün de nasıl düşerse düşsün” hesaplarında buluşmuyor muydu?

Ki şu anda Japonya’dan bile öğrencimiz vardır diye lafazanlık yapan üniversitelere karşın bir dünya devleti olabildik mi?

Ya da siyaseten tanınmayı başardık mı?

DAHASI: Nüfusumuzun ve coğrafyamızın “küçücük” olmasına karşın bünyemizde yarattığımız 15’in üzerindeki üniversitelere sahipliğimize karşın mesela “basın özgürlüğümüzü” mü kurtardık?

Ki onca üniversitenin var olduğu bir ülkede eğer o üniversiteler askeri garnizonlar değillerse, “fikir hürriyetinin” şahı olmamız gerekmiyordu?

Bizse ola ola, (dün medyada haberleri vardı,) 180 ülke arasında 72. sırada yer alan bir devlet olduk ! Yani sınıfta kaldık! Ki geçen yıl 72. sıradaydık, daha aşağı düştük!

Bu “değerlendirmeleri” Paris Merkezli “Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü” (RSF) yapmakta. Tutun ki bizi “tanınmamış bir devlet oluşumuzla dışlamayıp anketine layık gördü ve “Basın Özgürlüğü” yönünden durum vaziyetimizi suratımıza tuttuğu aynasında yansıttı!

SONUÇ üzücü ama! Şimdi biz 15 üniversite sahibi oluşumuzla gururlanıp lafazanlık yapabilir miyiz? Resmen “baskı rejimleri” ülkelerindekiler gibi sonuçlara tosladık!

BAŞA dönmem gerekirse. Marifet bakkal dükkânı gibi üniversite açmak olmamalıydı! Siyasi sorunu da göz önünde tutarak dünyanın gözünün içine “başarılarıyla” sokacağımız eğitim kurumlarımızı, dolayısıyla bu nedenle mutlaka olması gereken “düşünce özgürlüklerimizle” (eskiden “temayüz etmek” derlerdi) dikkatleri üzerimize çekmeliydik…

Oysa tüm dikkatler yine Rum tarafına yönelik çıktı. Çünkü onlar “Basın Özgürlüğünde” 28. gibilerinden bir sıra kapmışlar ki bizimkisi kadar üniversiteleri de yoktur!

Şimdi denecek ki “kurum” olarak “Üniversite” kriterleriyle “basının” kriterleri hiç ayni olabilir mi? Tabi ki farklı olacaktır…

Zaten ben de öyle olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım…

 

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (TURİZM ADINA…)

Yapılmadık ne kaldı bilmiyorum. KKTC’nin gümrük kapılarından her geçeni “turist” diye kaydedip “turizmde patlama gerçekleştirdik” derken, bir de baktık ki “Oteller geçen yıla göre dolulukta yüzde 19.9 düştü!

Zaten “kumar turizmini” aşamayan “ülke turizmi” sorunu berdevam da şimdi Sn. Turizm Bakanı Lefkoşa ve Mağusa’da “otellerin de sponsorluğunda “Turizm Şölenleri” yapacak!

İnsanlar Namık Kemal Meydanını dolduracak, pasta, börek, kolayı beleşinden midelerine indirirlerken, KKTC turizmi ile tanışıp “meğer neymişiz” mi diyecek? Olayı küçümsemiyoruz. Fakat “kör gözüne parmağım” dercesine “böyle şov da olmaz” demek istiyoruz çünkü “turizm kampanyaları meydanlarda böyle yiyecek içecek dağıtmakla olmaz!”

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı