Böyle kış öncesi mevsimlerdi mazgal delikleri karşılıklı birbirine bakar, birbirini gözlerdi.
Gündüzleri parçalı bulutlar toplanır, ara sıra yağmur yağar sokaklar ve mevzilerdeki kum torbaları ıslanır, sonra yeniden güneş açar, sokaklar, mevziler, kum torbaları ve kerpiç evlerin ıslak toprak kiremitleri tepsermeye dururdu…
…
Böyle kış öncesi mevsimlerde hem okula gidilirdi hem askere hayatın kendisi de sokaklar gibi ikiye bölünmüştü, hatta birçok yerde, birçok bölgede sokaklar paramparça olmuştu.
Bir telaştan bir telaşa koşardı okullu gençler.
Lefkoşa’da her sokak bir mevziye çıkardı ta Tahtakale bölgesinden Arapahmet bölgesine kadar nereye uzansan kumdan, tel örgüden, varilden mevziler…
…
Silahların sustuğu dönemlerdi fakat eller tetikte.
Geceler her sokakta değişikti sanki, mevzilerde ise bambaşka; bir şarkıda söylendiği gibi “geceler ıssız ve karanlık.”
Genç askerlerin çaylarından çıkan dumanlar cigara dumanlarına karışıp mazgal deliklerini yalayarak savrulurdu “ara bölge“ lere.
Geceler de karanlıktı gelecek de.
Ara bölgelerde ara ara sesler duyulurdu inilti misali.
Mevzilerin birbirine yakınlığı bir sokak mesafesindeydi.
Kimliksiz gölgeleriyle konuşurdu sanki askerler.
Ara bölgelerde kalan tek tük ağaçlar bir ileriye bir geriye yürür gibiydiler; aysız gecelerde kapkara gölgeler mevzilerde nöbet tutanların üzerine devrilecek gibiydiler.
Ateş emri verilmedikçe kimse ateş açmazdı; böyle vakitlerde zaman denilen şeyi dişleri arasında çiğneye çiğneye geçirirdi insan; her an bir şey olabilir, bir olay patlak verebilir ve ürkütücü sessizliğin yerini silah gürültüleri alabilirdi…
…
Mevzilerin içi okullardaki sınıflara benzemezdi.
Işık, ay varsaydı onun verdiği kadardı; bazan mazgal deliklerine oturur gibi bir müddet orada dururdu ayışığı, bir serçenin pencereye konması gibi.
O dönemlerde işte,
“Barış” düşlenir miydi kim bilir.
Savaşa karşı olanlar var mıydı?
Bütün olup bitenlerde kim haklıydı, kim haksızdı, kim ne düşünürdü, belki de bunları düşünecek zaman değildi, ya da ne bileyim bunları düşünenlerin konuşamadığı bir zamandı.
Sokaklar ölümle, kurşun sesleri ile barut kokularıyla buluşmuştu; bir anda hayattan kopup gitmenin, geride yaşanmamış koca bir hayatı bırakmanın normal sayıldığı zamanlardı…
…
Bir gençlik dönemi böyle geçti…
…
Evet, böyle zamanlardı ve bir yandan da hayat sürüp gitmekteydi.
İnsanlar evlerine daha iyi bir buzdolabı, daha iyi bir televizyon almak istiyorlar, daha güzel kıyafetler için terzilerde saatlerini tüketiyorlar, daha iyi ayakkabı almak istiyorlar, bisikletten inip arabaya binmek için can atıyorlardı.
Her dönemin koşulları kendine özgüdür ama,
Ne bileyim,
Daha çok barış istenseydi, belki her şey bambaşka olurdu…
































