BeslenmeKöşe YazarlarıSağlıkSürmanşet

D Vitamini ne işe yarar?

Dr. Ahmet Özyiğit-Elite Research and Surgical Hospital






Vitaminler ve gıda takviyeleri hakkında çoğu zaman olumlu ve olumsuz haberler karşımıza çıkar. Bazen bazı vitaminler mucize olarak tanıtılır ve her derde devaymış gibi gösterilir. Tabi ki her vitaminin vücutta önemli bir rolü vardır. Fakat önemli olan; vitaminlerin dengeli ve bilinçli bir şekilde kullanılmasıdır.




Son dönemlerde hayatımızda olan Covid-19 pandemisinden ötürü bağışıklık sistemimizi güçlendirmek ve güçlü tutabilmek de gündemimizde olan bir konudur. Sağlıklı ve güçlü bir bağışıklık adına bir takım takviyeler ve vitamin preparatları kullanıyoruz. Peki bunların ne kadarı gerekli, ne kadarı gereksiz ve ne kadarı tehlikelidir?



Vitaminlere isterseniz genel olarak bir bakış atalım ve sonrasında adından çokca bahsettiren D vitaminini inceleyelim. Vitaminler vücutta çözülme eğilimlerine göre genel olarak iki gruba ayrılır:

– Lipofilik (yağda çözülen): A, D, E ve K vitaminleri. Bu vitaminler vücutta depolanabilen vitaminlerdir.

– Hidrofilik (suda çözülen): B grubu ve C vitaminleri. Bu vitaminler vücutta depolanmazlar.

Yağda çözülen vitaminler yağ globülleri tarafından emilerek ince bağırsağın lenfatik dolaşımı vasıtası ile genel kan dolaşımına katılır. Bu vasıta ile belli dokularda depolanırlar. Bunun anlamı, eğer bu vitaminler çok fazla tüketilirse ve vücut ihtiyacının çok üzerine çıkılırsa, fazla olan miktar vücutta depolanacaktır. Bu da hipervitaminoz, yani, vitamin fazlalığı durumunu ortaya çıkaracaktır. Vitamin fazlalığı, toksik seviyelere çıkarsa sağlık üzerinde oldukça ciddi sorunlar yaratabilir. Bu yüzden, lipofilik vitamin grubu takviyeleri alınırken çok dikkatli olunmalıdır.

Bu vitaminlerin eksikliği ise gıdasal olarak yeterince alınmaması, yeterince yağ tüketilmemesi, veya vücutta yağ emiliminde sorun yaşanması gibi durumlarda görülebilir.

Öte yandan, Suda çözülen vitaminler vücutta depolanmazlar. Günlük olarak gıdalardan veya takviyelerden alınan vitaminler vücut tarafından kullanılır ve fazlası idrar ile vücuttan dışarı atılır. Bu yüzden toksik etkileri gözlemlenmez. Bu vitaminler gıdalarda bol miktarda mevcut oldukları için vücutta emilimi etkileyecek kronik bir problem mevcut değil ise, gıdalar sayesinde ihtiyaç miktarı vücuda girebilmektedir.

D vitamini, lipofilik, yani, yağda çözülen vitaminler grubuna ait bir vitamindir. D vitamini, ekseriyetle güneş ışınları kaynaklı olarak vücutta sentezlenir. Güneş ışınlarının yanı sıra, küçük miktarlarda belli başlı gıdalardan da alınabilmektedir. Örneğin balık ve fortifiye edilmiş gıda ve mısır gevrekleri önemli D vitamini kaynaklarıdır.

D vitamini en başta kemik sağlığı için oldukça önemli bir vitamindir. Rickets (Raşitizm) ve osteoporoz (kemik erimesi) ile D vitamini eksikliği arasındaki ilişki iyi bilinmektedir. Bunun yanı sıra, D vitamini birçok hastalıkta gözlemlenen enflamatuar tepkide de rol oynamaktadır. Mesela yapılan birçok bilimsel çalışmada D vitamini eksikliği ile Tip 1, Tip 2 diyabet ve metabolik sendrom görülme sıklığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Kalp sağlığı açısından da D vitamininin koruyucu bir rolü olduğu bilinmektedir. Kalpte bulunan hücrelerde ve atardamarların duvarlarında D vitamini reseptörleri bulunur. Bu da, D vitamininin kalp ve damar sağlığında bir rolü olduğuna işaret eder.  D vitamini eksikliği bulunan kişilerde daha yüksek oranda kardiyovasküler rahatsızlık görülmesi (kalp krizi, felç gibi) de raporlanmış bir olgudur. Bununla birlikte belirli kanser türleri, astım, grip ve daha birçok hastalıkta D vitamini eksikliğinin rolü tespit edilmiştir.

D vitamini ayrıca kalsiyum, demir, magnezyum, fosfat ve çinko’nun da bağırsaktaki emilimini arttırmada önemli bir rol üstlenir. Dolayısı ile, D vitamini eksikliği, zincirleme olarak başka minerallerin de eksikliğine sebebiyet verebilmektedir. Özellikle çinko’nun bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri düşünüldüğünde, D vitamini eksikliği de dolaylı yoldan bağışıklık sistemine olumsuz bir etki yaratabilmektedir.

Gündemimizde olan Covid-19 ile ilgili yapılan son klinik çalışmalarda da D vitamini eksikliğinin Covid-19 enfeksiyonunda belirleyici bir rolü olabileceği gösterilmiştir. Örneğin İspanya’da Covid-19 sebebiyle hastanede yatan 216 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada, kişilerin %82’sinde D vitamini eksikliği olduğu görülmüştür. Daha önceden yapılmış olan Covid-19 çalışmalarında, hastalığı ağır geçiren kişilerde sitokin fırtınası adı verilen kontrol dışı bir enflamasyon olgusu tespit edilmiştir. Bu tür aşırı vücutsal tepkilerde Treg adlı T hücrelerinin rolü bilinmektedir. D vitamininin Treg defansını güçlendirdiği de aynı zamanda bilinmektedir. Bunun yanı sıra, D vitamini eksikliği ile tromboz riskinin arttığı ve belli başlı kronik hastalıklarda da D vitamini eksikliği gözlemlendiği bilinen bir gerçektir. Bu durumda, D vitamini eksikliğinin birçok koldan hem hastalığa yakalanmayı hem de hastalığın şiddetinin artmasını kolaylaştırdığını söylemek mümkün görünmektedir.

Kıısacası, D vitamini hem bildiğimiz hem de henüz tespit edemediğimiz mekanizmalar sayesinde vücutta birçok koruyucu rol oynamaktadır. Covid-19 bakımından da D vitaminin hem koruyucu hem de hastalığın şiddetini azaltıcı bir etkisinin olduğu gözlemlenmektedir. Tabi ki bilinmesi gereken bir durum da D vitamininin yağda çözülen bir vitamin olduğudur. Yani, fazla alındığı zaman vücutta depolanabilmekte ve toksik etkileri gözlemlenebilmektedir.

D vitamini toksisitesi kısa vadede:

– Yorgunluk

– İştahsızlık ve kilo kaybı

– Dehidratasyon, aşırı susama ve aşırı idrara çıkma

– Kabızlık

– Kas ağrıları

– Kalpte ritim bozukluğu gibi sorunlara yol açabilmektedir.

Tedavi edilmediği ve kronikleştiği takdirde ise böbrek taşı, böbrek yetmezliği, damarlarda kalsifikasyon ve sertleşme gibi sorunlara yol açabilmektedir. Bu yüzden D vitamini takviyesi kullanmadan önce mutlaka D vitamin değeri ölçülmeli ve bir hekim kontrolü altında takviye kullanılmalıdır.

 

Sağlıklı günler dileklerimle,





Başa dön tuşu