Dün yazmıştım, geleceğimizi şekillendirecek, kaderimizi belirleyecek olan konular yok gündemde. Aksine, statükonun korunması için yeni bir gayret var. Bu yönde politikalar üretiliyor.
Baktım, Cumhurbaşkanı’nın partileri bilgilendirme toplantısında, bir tek UBP’nin Başkanı yok…
UBP, Genel Sekreteri ve bir milletvekiliyle temsil edilmiş.
Oysa diğer partilerin tümünün başkanları orada.
Eleştirimin, katılan milletvekillerinin kim olduğuyla ilgisi yok. Onlar çok değerli insanlar.
Önemli olan, tutturulamayan düzey…
Kıbrıs konusunda görüşmeler yeniden başlıyor. Kopma nedenleri ortada. Ne oldu da yeniden başlıyor. Nasıl başlıyor. BM’nin arabuluculuğa benzer hakemlik görevi olduğu iddiaları var. Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek… Bir sürü soru var…
Böyle bir ortamda, iktidarın büyük ortağının başkanı, ülkenin başbakanının orada olması gerekmez miydi?
Bu nedir sizce..?
Cumhurbaşkanı’na karşı bir tavır mı..?
O da olabilir…
Ama asıl neden bence, bu kritik eşikte ülke yönetiminde bulunan Ulusal Birlik Partisi’nin görüşmelere ve anlaşmaya olan ilgisizliğidir.
İnanmıyorlar, istemiyorlar, umursamıyorlar…
Çünkü UBP’nin aklında bu ülkede iki halkın eşitliğiyle oluşacak yeni bir devlet yok. Başka şeyler var.
Kim ne derse desin.
Dünkü fotoğraf bunun ispatıdır…
“Başka programı vardı” falan diye de açıklama yapmasınlar boşuna. Hiç bir program bundan önemli değildir.
Katılmıyorsanız, önem vermediğinizdendir…
Yoksa Kıbrıslı olmadığınızdan mı..?
İŞTE REEL POLİTİKA BU…
Türkiye’den bir gazeteci Barış Doster…
Öyle güzel bir analiz yapmış ki…
Bakın ne diyor;
“Emperyalist merkezler arasında çelişki esastır.
Bir emperyalist güç, bir bölgeden ayrılmak zorunda kalınca, oraya sonradan müdahale etmesinin önünü açacak, gerekçe yaratacak sorunlar yumağı bırakarak ayrılır.
Misal; İngiltere; Hindistan ile Pakistan arasına Kaşmir meselesini, Türkiye ile Yunanistan arasına Kıbrıs meselesini ekerek çekilmiştir bu bölgelerden.
Yani; hiçbir emperyalist güç, yenildiği bir sahadan centilmence, efendi efendi, sonucu olgunlukla kabul ederek, galip takımı kutlayarak ayrılmaz. Mutlaka oraya yeniden dönmek, çullanmak, saldırmak ister. Bunun yollarını arar”.
Yazar İngiltere örneğini vermiş. Ama bunu tüm diğer emperyalist ülkeler için söyleyebilirsiniz.
Aradan geçen 57 seneden geriye bakıyorum; İngiliz’in adadan çıkmasından sonra iki toplumun neden birarada yaşayamadığını bu cümle çok güzel anlatıyor.
Reel politika dedikleri bu olsa gerek…
YERİN KULAĞI VAR
PLAN, PROGRAM NEREDE: Hastahanelerimiz, okullarımız, alt yapımız kaç kişiye hizmet verebilir bilen de, bilmek isteyen de yok. Serdar bey, “gerekirse 27 bin vatandaş yaparız” demiş demesine de, yıllardır ülkenin ne bir nüfus politikası yok. Yüzbin kişi yapalım, itirazım yok ama, okullarımız, hastahanelerimiz, yollarımız, elektriğimiz yeterli mi? Çıkıp da bol keseden atmak yerine deyin ki, “KKTC okuluyla, yoluyla, sağlık hizmetleriyle 500 bin kişiye yeterli hizmeti verebilecek durumdadır”. Ama ülkenin şartları ortada iken çıkıp da vatandaşlık üzerinden politika yapmayın lütfen…
KONUŞMAKLA OLMUYOR: Turizim ve Çevre Bakanı Fikir Ataoğlu, “birçok değişik medeniyetlerin yaşayıp iz bıraktığı ülkemizde dil, din, ırk ayırımı gözetmeden tüm kültürel mirasa sahip çıkıp, gelecek kuşaklara taşımak kararlılığındayız” dedi. Bir gazetemizde haber, “Boltaşlı’da 200 yıllık tarihi cami kaderine terk edildi… Adaçay’da Osmanlı izeri taşıyan tarhi mezarlık yok oluyor… Lefkoşa’nın Çağlayan bölgesindeki tarihi konak, korku filmlerindeki ıssız ve ürpertici evlere benzedi…”. Demek ki neymiş, bu işler konuşmakla olmuyor sayın Bakan… Konuşacaksanız, şunlardan birini yaptıktan sonra konuşun…
BEKLENEN OLDU: Girne Kaza Mahkemesi’nin Şubat ayında “31 Mart’a kadar yıkılsın” diye emir verdiği Kaya Grup’a ait oteldeki izinsiz katın yıkımını, Şehir Planlama Dairesi’nin başlattığı yeni İmar Planı Yasası çalışması nedeniyle askıya almışlar. Zaten kimse o kaçak katların yıkılacağına inanmamıştı. Niyetleri olsa çoktan yıkarlardı. Zamana oynayıp, kaçak katları yasallaştıracaklar, zaten otel sahipleri bunu çok önceden açıklamışlardı. Bu ülkede adamını bulursan, ne yasa, ne emirname sana işlemez… Suçu işlersin, iktidar sana kılıf bulur…
GRAMI 50 TL: 30 Mart’ta 1 gram uyuşturucu ile yakalanan Türkiye’nin tanınmış tiyatrocularından Yurdaer Okur, mahkeme tarafından 50 TL para cezasına mahkum edilmiş. Okur’a verilen 50 TL’lik ceza kafaları karıştırdı. Demek ki, ülkemizde uyuşturucunun her gramının cezası 50 TL imiş. Ancak, Barbaros Şansal 5 gram ile yakalandığında 250 TL para cezası yerine 1 ay hapislik almıştı. Adaletin terazisi de bazen şaşabiliyormuş…
CASİNOLARI BASSANIZA: Polis, Girne’de iki spor kulübünde izinsiz tombala oynatıldığını gerekcesiyle kulüplerin işletmecileri hakkında yasal işlem başlatmış. İyi de yapmış ama, diğer tarafta otel casinolarında her gece milyonlar dönüyor, birçok Kıbrıslı Türk yasak olmasına rağmen orada kumar oynuyor ama, polis bunları (arada bir göstermelik üç-beş kişi yakalıyorlar) tesbit edemiyor. Kusura bakmayın ama, büyük balık dururken, küçün balıklara uğraşmak neyin nesi…
ACISINI BİZ ÇEKİYORUZ: Amerika Suriye’yi vurmuş, Türkiye’de Anayasa referandumu yapılacakmış. Her ikisinin de aslında, bizim yaşamımızla bu kadar doğrudan alakası olmaması gerekir ama, oluyor işte. Sonuçta döviz yükseliyor, faturasını biz ödüyoruz. Pazar günü Türkiye’deki sandık sonuçları ne olursa olsun, etkisi yine bizi vuracak. Sizin anlayacağınız, gelen de, giden de bize vuruyor…
ZİRVEDEKİLER: Ferdi Sabit Soyer: “Osmanlı coğrafyasının dışında kalan İngiliz sömürge idaresine terk edilen toplumun varlığını koruması sonucu 1960 Anayasası’na o yazıldı… Üstelik Misakı Milli dışında kaldığını, Lozan’da İngiliz egemenliğine bırakıldığını bilerek Kıbrıslı Türk Kimliğini korudu… Şimdi sen Özgürgün hangi hakla bize kimlik biçiyorsun.. Kıbrıslı Türk varlığı temeldir, bırakın artık Türkiyeli Kıbrıslı diye ayrıştırmayı”.
DİPTEKİLER: Yılın Açıklaması: Yukarı Dikmen muhtarı Hüseyin Barbet, “Ben ülkemizde de başkanlık sisteminin uygulanmasını istiyorum ve destekliyorum ama, Hüseyin Özgürgün’ün başkan olmasını istemiyorum. Serdar Denktaş başkan olsun ama Özgürgün olmasın. O başkan olacaksa desteklemem.” Yılların UBP’lisi Barbet, ikisi arasındaki farkın ne olduğunu da keşke söyleseydi…
































