Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

CTP’de taban, UBP’de milletvekilleri…

Millete laf lazım. Özellikle sosyal medyada CTP-UBP hükümetinin kurulması kararı çıktıktan sonra bir veryansındır gitti…

İlginçtir ki tepkiler, CTP’nin tabanından, UBP’nin ise milletvekillerinden geliyor…
Aslında anlamak zor değil.
CTP tabanı, olaya ideolojik olarak bakıyor. Tepkilerin çoğu bu gerekçeye dayanıyor. Yıllar yılı mücadele edilen UBP ile bir arada olmayı içlerine sindiremiyorlar. Derelerin altından çok sular akmış, katı cepheleşme ve karşıtlık, sadece belli bir azınlığın ekmeğine yağ sürmüş, halka, ülkeye bir faydası olmamış, bunu düşünen yok…
UBP’deki durum ise hiç yabancı değil…
Her zamanki gibi, kabine dışında kalma olasılığı olanların feryadı. Koalisyonu kimle kurarlarsa kursunlar, bu tipler aynı tepkiyi verecektir. Konu, koltuk ve makam meselesidir. Ve bu mesele, UBP ve DP’nin karakteridir. Bakanlık koltuğunu kaybedenlerin partilerini iktidardan düşürdüklerini, arkalarına bakmadan, hem de ağız dolusu laf söyleyerek transfer olduklarını, sonra gittikleri yerde de bakanlığı kaybedip geri geldiklerini gördük…
Eğer Özgürgün bu koalisyonu her türlü riskine rağmen, hem kendi rüştünü ispat etmek, hem de partisini Eroğlu’suz yeni bir döneme götürmekte kararlıysa, bu çatlak seslere kulağını tıkayacaktır. Tabii bir de ülke çıkarlarının, parti çıkarının önünde olduğuna karar vermişse…
CTP’li gençlere de sorarım; kardeşim zamanında defalarca DP ile kurulmuş ortaklığınız var. Üstelik hiç biri üç yılı bulmamış. Bir kapışma, bir kavga dövüş bozulmuş. Dahası, CTP tarihinde, DP’ye mahkum olmama adına bir ÖRP vakası var ki, bugün partisine sövenler, o zaman neredeydi diye sormadan edemiyor insan…
Benim açımdan mevcut partilerin hiçbiri uğrunda ölünecek Leyla değil…
Hepsinin de geriye baktığınızda tonla vukuatı var. Bunları saymaya da gerek yok. Zaten 40 yıllık bir devlet yönetiminde neden bir adım bile ilerleyemediğimiz, işleyen bir sistem kuramadığımız ortada.
ABD’nin kuvvetler ayırımı için kullandığı “checks and balances” kalıbı var. Orada kastedilen, yasama, yürütme ve yargının ayrılığı. Ben bunu, bizdeki anlamıyla hükümete uyarlıyorum…
Yani denge ve fren, ya da kontrol ve fren…
Bu noktada artık en çok ihtiyacımız olan bir kavram.
Biri küçük, biri büyük olup, birbirlerine mahkum olmasınlar.
Birbirlerini denetlesinler, bir yarış olsun ama icraat için. Kendilerini göstersinler.
Kimse yan basamasın. Basmaya kalkanı da diğeri frenlesin…
UBP de, CTP de ciddi anlamda köklü iki parti. DP gibi, ÖRP gibi ya da diğer tarihe gömülen ufak tefek partiler gibi, protesto amacıyla kurulmamışlar…
Her ne kadar aradan geçen zamanda, ideolojileri sulanmış da olsa, kurumsal birer yapıları var.
Hele de son olarak geldikleri nokta, değişim ve yenilenmeyi kabul ettikleri, bunun için çaba gösterdikleri bir nokta…
İşte ülke için bir şans…
Onlar için değil, belki de hepimiz için…
Eğer kendileri için bir önemi varsa, halkın da beklentisi bu yönde…

YERİN KULAĞI VAR
KABİNE TEKNOKRAT AĞIRLIKLI OLACAK:
CTP-UBP ortaklığında oluşturulacak yeni kabinenin ağırlıklı olarak teknokratlardan oluşacağı iddiaları ciddiyet kazandı. Yeni kabinede her iki partiden de en çok 2 vekilin bakanlık alacağı konuşuluyor. Bu durumda, kendisini bakan olarak gören birçok vekilin de hevesi kursağında kalmış olacak. İşte sorun da, bu vekillerin nasıl bir tavır takınacağı konusudur…

ELEŞTİRİ ÇOK, ÇÖZÜM YOK:
CTP ile UBP’nin ortaklık konularında anlaşmaları bazılarını oldukça tedirgin etmiş olmalı ki, sosyal medya üzerinden anlaşmayı eleştirmeye başladılar. İyi de, son iki yıldır yaşananlardan, küçük ortak DP-UG’nin icraatlarından memnun olan var mıydı? “UBP ile kurmasın” diyorsunuz da kiminle kursun işte onu söylemiyorsunuz. CTP’nin sanki çok alternatifi varmış gibi. UBP ile olmazsa, tek alternatif DP-UG’dir. Eleştireceğinize çıkıp, “Biz UBP ile değil, DP-UG ile ortaklık istiyorduk” diyebilseniz, size saygı gösterebilirim…

YAĞMURDAN KAÇARKEN:
CTP-UBP koalisyonuna karşı çıkanların atladığı bir nokta var. Düşünün bir, bu ortaklık kurulamadığı takdirde Ömer Kalyoncu’nun görevi iade etseydi, hükümeti kurma görevi UBP’ye verilecekti. İşte ondan sonra tek alternatif olan UBP-DP koalisyonu için kapı sonuna kadar açılmış olacaktı. Yani bugün UBP’ye karşı çıkanlar, belki de istemeden bir UBP-DP ortaklığı için kapıyı sonuna kadar açmış olacaklardı. Kısacası, yağmurdan kaçarken doluya tutulmamızı kimse önleyemeyecekti…

OLMADI SAYIN AKINCI:
Meclis bir iyi niyet göstermiş, Meclis’e giremeyenlere de para yardımı yapılsın demiş, ama bir sonraki seçimin ardından. Hoop, Meclis tatildeyken, Yasa Cumhurbaşkanı’ndan geri döndü. O maddenin bir vazgeçilmezliği yoktu. Meclis’e girenler, dışta kalanlar için böyle bir maddeyi yasaya hiç koymayabilirlerdi de… Meclis çalışıyor olsa, hiçbir değişiklik yapılmadan yeniden gidecek ve onaylanacaktı. Şimdi geri döndüğüne en çok sevinenler, hükümet kurma aşamasında, aportta bekleyenler olacak. Yıllardır kurtulamadığımız bir rezilliği belki tekrar yaşayacağız. Halkın daha iki yıl önce ortaya koyduğu irade ortada. Bu yapılan ne o iradeye sığıyor, ne demokrasiye… Eğer bu sürede tek bir transfer yapılırsa, bunun sorumlusu Cumhurbaşkanı olacak…

BASININ GÜÇLENMESİ İSTENMİYOR MU:
KKTC’de tek bir reklamı olmayan AKSA’nın Türkiye televizyonlarındaki reklamları dikkat çekiyor. KKTC’nin kaynaklarını kara çeviren AKSA’nın bu ülkeye hiç mi bir borcu yok? Ne bir sosyal sorumluluk projesi, ne bir reklam. Demokrasinin 4. gücü denen basının güçlü olması, istihdam olanaklarının artması, bu kaynakların değerlendirilmesiyle pekala mümkün. Reklam giderleri ve vergi konularını birlikte düşünecek birileri çıkacak mı?..

USLUP YANLIŞ:
Elektrik parasını kimin alacağı konusu belediye ile Kıb-Tek’in arasını açtı. Daha önce de elektrik fiyatlarına zam yapılmaması halinde ülkeyi “karanlığa boğmakla” tehdit eden El-Sen Başkanı Cesurer, şimdi de sokak aydınlatmaları konusunda yine aynı tehdidi savurup, “Sokaklar karanlığa gömülür” dedi. Belki de haklı oldukları bir konuyu böylesi söylemlerle savunmak ne kadar doğru olabilir…

 

ZİRVEDEKİLER
Tufan Erhürman: “Biz UBP’ye ya da DP-UG’ye karşı olan bir parti değiliz. Biz bir zihniyete karşıyız. Biz bu zihniyeti değiştirmek için kiminle koalisyon yapmamız gerekirse onu yaparız. Bizim bu noktada kendimize güvenimiz tamdır. İlkelerimize uyulmadığını gördüğümüz noktada da o koalisyonu bozmasını biliriz…”

DİPTEKİLER
Sosyal Sigorta Emeklisine Adalet Yok: Hayat pahalılığı açıklaması yine can yaktı. Yine adaletsiz, yine acımasız. Sosyal Sigorta emeklisinin eline yine 50 lira zor geçecek. Son ödeme döneminde sorduğumuzda, “E, ne yapalım, onların sorunu Sigorta ile” denmişti. Sanki Sosyal Sigortalar devletin değil. Sanki o insanlar bu ülkenin vatandaşı değil. Şu anda çalışanın yüzde 70’i sigortalı. Yakında bu oran daha da artacak. Bu kadar büyük bir adaletsizliğe bu kadar sessiz kalan sendikalara da yazıklar olsun…