Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası partilerde yaşanan krizler sürüyor. CTP aldığı kararlarla krize şimdilik olsa bile nokta koymayı başardı ve 14 Haziran’ı beklemeye başladı. Kurultaya tek aday olarak girmesi beklenen Talat’ın yayınladığı ve CTP’nin önümüzdeki yıllardaki yol haritasını belirleyecek olan 25 maddelik memorandumla, artık yeni yönetimin belirlenmesi beklenecek…
14 Haziran sonrası ise büyük bir ihtimalle oluşturulacak yeni kabineyle, son yıllarda kaybettikleri destek ve güveni tekrar kazanmak için hükümet icraatlarına önem vereceklerdir. Mevcut koalisyon hükümetinin, yani DPUG ile ortaklığın bozulacağını sanmıyorum. Belki DPUG kanadına verilen koltuk sayısında yeni bir pazarlık yapılabilir ama DP-UG’nin de şimdilerde bu hükümeti bozup yeni bir maceraya atılacağını tahmin etmiyorum. Zaten son seçim de gösterdi ki, DP-UG’nin ne böyle bir gücü ne de niyeti olamaz…
Sonuç olarak CTP’de sular şimdilik duruldu gibi görünüyor. Tüm hesaplar 14 Haziran’da yapılacak kurultaya ertelendi…
Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası pek görünmese de, esas kavga ana muhalefet içerisinde yaşanıyor. Son seçim de dahil, 2013 ve yerel seçimlerde partinin aldığı oylar ortada. Meclis’teki sandalye sayısı ile birlikte birçok belediye başkanlığını da kaybettiler. Alınan sonuçlardan sonra parti içerisinde başlayan ve zaman zaman açıktan eleştirilen genel başkan Hüseyin Özgürgün’ün son Meclis olayından sonra, başkanlık koltuğunda oturması çok zor görünüyor. Zaten parti içinde genel başkanlık hayalleri kuran bazı isimler, özellikle de son olaydan sonra Özgürgün’e karşı gizliden gizliye yürüttükleri muhalefetlerini artık, aleni bir şekilde dile getirmeye ve koltuğu bırakması gerektiğini söylemeye başladılar…
Gerçekten de İrsen Küçük’ün ayrılmasından sonra parti kararı ile “emanetçi” olarak koltuğa oturan Özgürgün’ün, emaneti devretme vakti geldi sanırım. Konuştuğum birçok UBP’li de böyle düşünüyor. Kendisi, kurultayda yeniden aday olacağını söylese de, artık bundan sonra sanırım bu kararını bir kez daha gözden geçirmesi gerekecektir. Taban bunu söylüyor söylemesine de, genel başkanlık için birçok adayın olması da partilileri karar vermekte oldukça zorluyor. Her ne kadar resmi bir açıklama olmasa da, neredeyse her ilçeden bir genel başkan adayının çıkabileceği artık sır değil. Zaten bu isimlerin yıllardır delegeleri ziyaret ettikleri ve nabız yokladıklarını biliyoruz. Büyük bir aksilik olmazsa UBP, belki de ilk kez, bu kadar çok ismin yarışacağı bir kurultay dönemi yaşayacak…
İşte CTP ile UBP’nin farkı da zaten burada ortaya çıkıyor. CTP’de taban yetkili organların aldığı karara rağmen, kurultayın sadece başkanlık değil, son dönemden sorumlu tüm organların değiştirilmesi için mücadele verip, başarırken; UBP’de zaten tavan üzerinde hiçbir etkisi bulunmayan tabanın, bırakın genel başkan üzerinde, ilçe başkanlarının değişmesi konusunda bile, baskı yapma, zorlama becerisi olmadığını da görüyoruz. UBP’de delege, partisinin iktidar olduğu dönemlerde, iş, kredi ve kişisel menfaatleri olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Seçeceği yöneticiyi de, kendisine yakın olan, günü geldiğinde işini yapabilecek olan birisi olarak değerlendirir…
Ve en önemlisi Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybeden ve UBP’nin onursal genel başkanı olan Derviş Eroğlu’nun önümüzdeki süreçte takınacağı tavır, kimlerin yönetime geleceği konusunda etkili olacaktır. Gerçi, son seçimlerde de gördük ki Eroğlu’nun o eski toparlayıcı gücü yok artık. Bir işaretiyle sandıklara koşan ve Eroğlu’nun istediği yönde oy kullanan taban da yok artık. Ama Derviş Bey’in hala daha UBP üzerinde bir gücü olduğu da bir gerçek. Ve eminim ki, UBP Kurultayı’nda aday olacakların başvuracağı ilk adres de, Eroğlu ve onun desteği olacaktır. Kurultaydan galip çıkacak isim, bu dönemde de Eroğlu’nun destek verdiği isim olacaktır…
Sonuç olarak önümüzdeki dönemde esas kavga CTP içerisinde değil, UBP’de yaşanacak. Hatta bu kavga yeni doğumlara neden olacak kadar da büyük olacak. UBP’de bugüne kadar bunun çok örneklerini gördük.
UBP bu süreci, CTP kadar ufak tefek hasarlarla atlatacak gibi görünmüyor…
YERİN KULAĞI VAR
NEREDEN NEREYE: KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buluşmasını büyük bir keyifle izledim. Sonra birlikte yürüyüşlerine baktım, vallahi gurur duydum. Sonra düşündüm de, ikisi de bu makamlara belediye başkanlığından gelmişler. Erdoğan İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan, Akıncı ise Lefkoşa Belediye Başkanlığı’ndan. Eski iki belediye başkanı, şimdi KKTC ve Türkiye’nin bir numaraları olmuşlar…
KİM OLACAK: Aylardır Cumhurbaşkanı kim olacak diye tartıştık durduk. Sonunda onu hallettik ama şimdi de Özdil Nami’nin yerine kimin Dışişleri Bakanı olacağını tartışmaya başladık. Halbuki bize ne, kim isterse olsun, ne önemi var ki..? Adı üstünde, adamın işi partililerin dertleri değil, dışarıyla ilgileniyor… Yani öyle olması gerekiyor…
ÖZERSAY YANILIYOR: Ben Kudret Özersay ile aynı görüşte değilim. “İnsanlar bana oylarını parti kurmam için vermediler” diyor. Oysa, kendisine oy veren tanıdıklarımın neredeyse tümü, Cumhurbaşkanlığı seçimini bir güç gösterisi olarak gördüklerini, esas hedeflerinin Özersay’ı icranın başına getirmek olduğunu söylemekteydiler. Tabii parti kurarak mücadele etmek zor bir iş. Ancak şu anda arkasında olan rüzgarın da kalıcı olmadığı ortada. Onun için elini çabuk tutmalı. Bu ülkenin her şeyden çok, yeni vizyonlara ihtiyacı var…
MASAL BUNLAR: KKTC’de siyaset adına, laf üretmekten başka bir şey yapılmadığına bir kanıt… Bayındırlık Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, İstanbul’da bilişim konusunda bir konferansta, “KKTC’de bir Bilişim Adası yaratmayı ve genel ekonomiye katkı sağlayarak vatandaşımızın yaşam standardını yükseltmeyi hedefliyoruz” demiş. 2009’da yayınlanan bir habere bakın lütfen; “Bilişim adası projesiyle ses getiren Hasan Taçoy; bu projeyle adadaki 50 bin öğrenci potansiyelini kullanmak niyetinde. Bilişimle uğraşan öğrencileri değerlendirmek, KKTC’yi IT alanında test yapabilen ülke haline getirmek istiyoruz… Bu sayede10 yıl içinde 10 bin kişiye istihdam sağlamayı hedefliyoruz”… Aradan geçmiş 6 yıl. Taçoy parti değiştirmiş, yine aynı koltuğa oturmuş, aynı masalı anlatıyor. Biz de uyuyoruz…
BİZİ BOZMAZ AMA: UBP Milletvekili Ersin Tatar, “Eğer hükümet bozulacak olsaydı Eroğlu Cumhurbaşkanı iken UBP, DP-UG hükümeti kurulurdu. Serdar Denktaş’ın bu saatten sonra böyle bir hareket yapabileceğini düşünmüyorum. Bu hükümet devam edecek” değerlendirmesinde bulunmuş. Öyle görünüyor ki hükümetin bozulmayacak olmasına oldukça içerlemiş. Hükümetin bozulup bozulmaması bizi bozmaz ama Ersin Bey’i oldukça bozmuş…
İSİM DEĞİL, POLİTİK DEĞİŞİM: Dün yine Meclis vardı. O çıktı konuştu, öteki çıktı cevap verdi. Bir kere tüm tartışmalar, mevcut kısır siyaset vizyonu çerçevesinde. “Sen onu yaptın”, “Ama sen de bunu yapmıştın”… Hiç birinin birbirinden farkı yok. Dar alanda kısa paslaşmalar… Oysa ülke yönetiminin tümden bir revizyona ihtiyacı var. Bugüne kadar tabu görülüp dokunulmayan birçok yanlışın sürdürülüp gitmesi yerine, cesaretle yıkılması gerekiyor. Yerine yenisini koyacak politik açılımlar gerekiyor. Fakat maalesef, ne iktidarda ne de muhalefette böyle bir çabadan eser yok…
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Arabacıoğlu: Şu an için UBP’de bir lider boşluğu olduğunu ifade eden Arabacıoğlu, “Orta direk gitti. Bir lider kendi gittikten sonra onun yerine birkaç tane alternatif bırakması gerekir. Bizde bir de bu eksiklik vardı. Kim ki sivrilir, parti içerisinde bir yere gelmeye çalışır onu bir şekilde parti genel başkanı kendi yerine gelmesini istemez. Siyasetteki genel mantalite budur. Bizim bu seçimlerden bir ders alıp yaşananlarla birlikte bir takım düzenlemeler yapmamız gerektiği inancındayım”…
DİPTEKİLER
Nazım Çavuşoğlu: Tinyozluğun da böylesi… Göç Yasası denilen yasanın değiştirilmesi gerekiyormuş ama, kimin geçirdiğine bakılmadan… Söyleyen, o berbat yasayı geçiren hükümetin bakanı Nazım Çavuşoğlu… Bir taraftan yeni girenin maaşını düşürürken, oradan elde edilecek tasarrufu, kurultayları kazanmak için, arka kapıdan memur alarak harcayanlar… Kamunun en az 25 yıllık geleceğini ipotek altına alanlar. Yani devlete zarar verenler… Eh, madem her şeye rağmen yine de seçmeye devam ediyorsunuz, bunlar da çıkar eyyamcılığı alasını yaparlar. Yakışır…
































