BM GS’nin arabuluculuğunda Crans Montana’da başlayan ve Garantör Ülkelerin katılımıyla gerçekleşmekte olan çok taraflı Kıbrıs Konferansı bu yazının yazıldığı Cumartesi öğlen saatlerine kadar devam etmekte idi. Toplantılara odaklanan halkımızın ve sanırım hepimizin,- beklentileri farklı da olsa- halkımızın büyük çoğunluğunun çözüme gidilmesi arzusunun ağır bastığını görüyoruz. Tabii ki nasıl olursa olsun bir çözüm değil Cumhurbaşkanının ve Türk tarafının defalarca vurgulamakta olduğu gibi iki kurucu Devlete dayalı eşitlik temelinde bir Federal yapı altında kurulacak bir devlet ve Türkiye’nin garantörlüğünde.
Konferansın başlangıcından beri Türk tarafı, anlaşmak için bu Konferansa geldiklerini karşılıklı müzakerelerle bir çözüme ulaşmak niyetinde olduklarını ve ilelebet müzakerelerin devam edemeyeceği açıklanmaktadır. Hem Cumhurbaşkanı Akıncı ve heyet yetkilileri hem de Türkiye Dışişleri Bakanı her vesile ile bunu tekrar etmekte müzakerelerin sonuç alıcı bir hedefle yapılması gereği üzerinde durmaktadırlar. Esasen taraflarca son iki yılda yapılan uzun toplantılardan sonra ve uluslararası alanda bu yıl birinci Cenevre Konferansından sonra yine bu defa çoklu ikinci Cenevre görüşmeleri ile başlayan 5’li Konferans’la gerekli kıvama her yönden ulaşan müzakerelerin, karar aşamasına ulaşması Türk tarafınca arzu edilmekte ve sürekli de deklere edilmektedir.
Uluslararası bir platformda BM gözetiminde ve BM GS’nin Guterres ve en üst düzey ekibiyle, Kıbrıs Türk ve Rum Liderleri ve 3 garantör devletin Dışişleri Bakanlarının ve temsilcilerinin katıldığı bu seviyede üst düzeydeki Konferansın sağladığı ortamla çözüm niyeti olanlar için büyük ve son şans olduğu, Rum tarafınca da idrak edilmesi gerekir. Her dakika bu kadar tarafın bir araya gelmesi mümkün olmadığı gibi bu safhaya gelinen noktada niyet ne ise, bu doğrultuda Rum tarafının da daha ciddi çalışma ve açılım koymaları ve sonuç getirici irade kullanmaları gerekmektedir.
Türk tarafı bu müzakerelere sonuç almak ve çözüme ulaşmak için geldiklerini vurgulayarak, müzakerelerin olumlu sonuca ulaşana kadar toplantılara devam edilmesini de baştan beri önermekte, Güvenlik ve Garantiler konusunda da, görüşülmek üzere yeni öneriler sunarak yeni açılımlar getirmiştir.. Ve diğer müzakere konularıyla birlikte görüşülmek üzere, görüşlerin karşılıklı tekliflerle bir orta noktada buluşmasına katkı koymak için, esnekliğini sunduğu tekliflerle ortaya koymuştur.
Ancak Konferansın başlangıcından beri gerek Kıbrıs Türk tarafının, Cumhurbaşkanı’nın ve Türkiye Dışişleri Bakanı’nın gösterdiği gayret ve esnekliğin, sorunların çözümünde irade koyma yönünde gösterilen inisiyatifin, maalesef Kıbrıs Rum tarafınca gösterilmediği ve Rum Liderliğinin aynı yerde durma pozisyonunu ısrarla devam ettirmekte olduğu gözlemlenmektedir. Rum Lider’liğinin esneklik ve İrade ortaya koymasında çok tutuk olduğu ve her teklife ya karşı durma veya süre istemekle zaman kazanmaya yönelik bir süreci tercih ettiği, Konferansın devamı sürecinde yaptıkları açıklamalarından ve aldıkları pozisyondan açıkça görülmektedir.
Tespit edilen ve uygulanan yöntem çerçevesinde, tüm taraflar paralel masalarda hem çoklu, hem ikili hem de çapraz görüşmelerle, Garanti ve Güvenlikle birlikte diğer 5 başlık altında uzlaşı bekleyen birbiriyle ilintili konularda bir paket anlayışıyla çalışmalara devam etmektedirler. Bu safhada bile Rum tarafının karar vermede gecikmeleri ve süreci engelleyici tutumu açıklamalardan görülmektedir.
BM GS Siyasi danışmanının taraflara sorduğu 3 soruya da her iki tarafın cevapları verildi. Rum tarafının 26 sayfalık cevabında Garanti ve Güvenliği Türkiye dışından oluşturulacak çokuluslu polis gücünü istediği, ( Eylüldeki teklifini tekrarladığı) ve Türk askerlerinin % 75’inin hemen, geri kalanın da bir takvim çerçevesinde tümünün adadan çekilmesini tekrarladı. Ve çözümün uygulanmasının da BM ve AB tarafından, ve Türk askerinin çekilmesinin gözlenmesini istedi. Çözümden sonra da BM Güvenlik Konseyi güvencesi istenmektedir.
Halbuki Türk tarafı sunduğu öneri ile Konferansa yeni bir açılım getirmiştir. Mevcut garanti Anlaşmasının, Türk ve Rum Kurucu devletlerinin eşitliği temelinde oluşacak yeni federal yapıya göre revize edileceği, Anlaşmanın referandumda kabul edilip yürürlüğe gireceği ilk gün bir miktar asker çekileceği, 3 garantör ülke, Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerin temsilcileriyle oluşacak bir İzleme Komitesi tarafından izleneceği, Federal ve kurucu devlet anayasalarının garanti edileceği, her şey yolunda giderse bakiye asker sayısı 3 garantör ülke tarafından yeniden gözden geçirileceği’ gibi 5 başlıkta toplanan elastiki ve müzakere edilebilir makul bir teklif olarak müzakerelerin önünü açmıştır.
Perşembe ilerleyen günde de Rum tarafının karar verememesi ile olan tıkanıklığı gidermek için, İngiltere’nin yöntemle ilgili bir teklifi oldu. Siyasi karar vermeyi kolaylaştırmak gerekçesiyle çeşitli başlıklardan seçilecek belli başlı konuları görüşmek için Mini paket anlayışıyla kapsamlı çözüme gitme yöntemi. Türk tarafı dahil konferansa katılan tüm temsilciler, – Anastasiades haricinde- kabul etti. Rum Lider bu teklifi dahi ertesi güne Cuma gününe erteledi. !
Cuma günü Konferansa katılan BM GS Guterres ‘siyasi Liderlik ve cesaret gösterin’ çağrısı ile başladı. BM GS Guterres bu safhaya gelen Konferansın devamı için siyasi karar alma konusunda gayretini sürdürmüştür. Sorunun çözümünün tarafların ortaya koyacağı iradeye bağlı olduğunu da taraflara telkin etmiştir. ‘Çok zor’.. ‘daha yapılacak çok iş var’ diyerek ileriyi de hedef göstermesine rağmen bu Konferansta sonuç alıcı siyasi karar ve irade kullanılması hususunda oldukça gayret sarf ettiği de görülmektedir. Bu gün Cumartesi Crans Montana’dan ayrılıyor bir randevu dolayısıyla, ancak Pazar akşamı tekrar Konferansa geleceği duyuruldu. Guterres’in, H. Ekmekçi’nin ve M. Tümerkan’ın da söylediği gibi ‘karar alma konferansı’ olmasında oldukça gayret gösterdiği, müşahede edilmektedir.
Kıbrıs Türk tarafının ısrar ettiği güvenlik ve garantilerin Türkiye tarafından devam ettirilmesi Türk halkının bir isteğidir. BM Güvenlik Güçlerinin 1963-74 döneminde yaşananları engelleyemediği bir hakikattir. Yalnız Kıbrıs’ta değil bir çok ülkelerde, Avrupanın göbeğinde Bosna’da yaşananlar da hatırlandığı cihetle, 1974’den beri Türk askeriyle birlikte Kıbrıs’ta sağlanan barış ortamıyla mevcut güveni, yaşadıklarından dolayı hissetmek istemektedir. Bu bakımdan karşı tarafta da çözüm niyeti varsa, halkın birbirine olan güven duygusunun sağlanması ve gelişmesi için bu konuda onlar da elastiki olmak zorundadırlar. Çözüm sürecinden sonraki gelişmelere bağlı olarak bilahare gerekli yumuşatıcı önlemlerin karşılıklı iyi niyet ve işbirliği çerçevesinde alınabileceği ve konuların daha kolay çözülebileceği gerçekliğinin de Rum tarafınca kabul görmesi gerekir. Sorunlar ancak iki tarafın karşılıklı anlayışıyla çözülebilir. Şimdi önemli olan iyiye gidişi sağlayacak koşulları hazırlamak ve çözmek. Bu da her iki Lider’in de birlikte istek ve iradesine bağlıdır. Tek taraflı hiç bir şey olmaz.
Bu safhadan sonra işin sürüncemede devam etmesinin bir anlamı da yoktur. Bu yazıyı Cumartesi öğleye doğru tamamladığım saate kadar Konferansın devam ettiği ve şimdilik sürecin daha olumlu bir atmosfere kaydığı haberleri gelmekte idi. GS Buterres’in telkini ile toplantılara devam edilerek, dönüşümlü başkanlık, mülkiyet , toprak, ve Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele, güvenlik ve garantiler konularını paket şeklinde birbiri ile bağlantılı eş zamanlı ele alınması genel kabûl gördü ve bu konulara kapsayan görüşmelere Cumartesi ve hafta sonu devam edilecekti. AB konseyi başkan yardımcısı Türk vatandaşlarına eşdeğer muamele sorununu çözecek formülü açıklamıştı..’En ziyade müsaadeye mazhar devlet olarak’ Türk vatandaşlarına bu imkânı sağlayacaklarına dair geçenlerde taraflara bilgi vermişti.
Temennimiz uzayan ve tüm tarafları artık doyum noktasına getiren müzakerelerin karar aşamasına ulaşılması için Rum tarafının da daha esnek ve irade koyucu bir pozisyona girmesidir. Gelişmeleri bu hafta yaşayarak göreceğiz.
































