Koronavirüs gibi ölümcül bir salgının adamızı vurması nedeniyle, “çözümün ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bir kez daha anlamak; büyük talihsizlik olmalıdır!
Tabi şimdilerde o çözümsüzlüğün sorumlu ve yetkililerinden olan Güney’in Lideri Anastasiadis de bu zorunluluğun önemini kavrayıp kabul edebiliyor mu bilmiyorum.
Ancak hatırlatayım. Eğer çözüm olsaydı şimdi Koranavirüs’e karşı sadece iki toplum arasında “iş ve güç birliği gerçekleştirilmekle kalınmayacak: “Çözüm” nedeniyle (başka türlüsüne imkân olmayacağı gerçeklerde) barışan Türkiye ile Yunanistan da her halde “anlaşamanın” tarafları olarak virüse karşı tüm Kıbrıs’ı kapsamına alan yardım ve tedbirleriyle yanımızda olacaklardı.
***
HAYAL görmüyorum! Aksine Virüs’ün neden olduğu felaketin ortaya koyduğu kaçınılmaz çözümün dayattığı zorunluluk nedeniyle olayı her zamankinden daha net görüyorum.
Çünkü bu “virüs” nedeniyle gördük ki bugüne kadar Rum tarafının sırtını dayadığı o Avrupa Birliği dünya yuvarlığı içinde ne kendi “Birliğine” ne “üye ülkeler olarak birbirlerine” destek olamadılar! ortak politikalarda Virüsle ilgili tedbirlerde hemen tüm AB ülkeleri yalnız kaldılar, kaderlerine terk edildiler!
Buna karşılık küçük adamız Kıbrıs’ta hem Kuzey’deki Türk hem Güney’deki Rum toplumu her zamanki gibi yine “Anavatanları” Türkiye ve Yunanistan’a güvenmişlerdir.
(Zaten hatırlamamak mümkün değildir. 1974’de kendisine karşı darbe yapan “darbecileri” durdurup bertaraf etmek için Makarios ilk “müdahale edilmesi” çağrısını mektup yazarak Türkiye’den istediydi.
Unutmamalı. Ki o Makarios, “Türkiye’nin adadaki uzantıları olan Kıbrıs’lı Tüklerin bir teki bile adada kalmayıncaya kadar Eoka görevini tamamlamış sayılmayacaktır” fetvasını verendi! Sonuçta ayni Türkiye’ye “beni kurtar” diyen de o oldu!)
***
DERLER ki “tarih tekerrürden ibarettir!” Ve eklerler: “Hep ayni hataları yapmasalardı yine tekerrür eder miydi?”
Nitekim neredeyse ada egemenliğini olduğunca kendilerine bahşettiğimiz Annan planına bile “hayır” diyen Rum tarafı ikinci bir hatayı Crans Montana’da yaparak çözümsüzlüğün mutlak sorumlusu” oldu!
…Şimdi denecek ki “millet virüs derdinde iken siyasi sorundan söz etmenin zamanı mıdır?
Tam zamanıdır! Nitekim Koranavürüs’ün aramıza karışıp bizi korkutmaya başlattığı o ilk günlerde Rum tarafının ilk yaptığı icraat sınır kapılarını kapatmak olduydu. (Hatta Anastasiadis’e çatmış, “fırsatı buldu kapıları kapadı” diye veryansın ettimdi ama zaten söz konusu olaya toplumca tepki gösterdikti!)
Peki Anastasiadis haklı mıydı? Hatta tırnak kadar haklı değildi! Yaptığı en ucuzundan bir politik şovla Rum halkını virüslü Türk halkından korumak için nasıl hemen tedbir aldığını Rum halkına göstermekti! Politik şovdu !
Sonuç ne oldu ama? Iskalanan “iş ve güç birliği sonucu her iki taraf da koranavirüs’ün şerrine uğradı sıkıntılar devam ediyor ve hâlâ önümüzde atlatmamız gereken “tehlikeli günler” vardır..
***
KISACA Rum tarafı yıllar yılıdır siyasi hırslarına katık yaptığı “tanınmış devlet olmasının” avantajını da kullanarak bu adada “kendinin egemen olacağı bir düzen” için mücadele ediyor!
Bunun mümkün olmadığını görüp anladığını sanırım. Koronavirüs gibi artık dünya insanlığını da bundan sonra yeni radikal kararlar almaya zorlayacak gerçeklerde Kıbrıs’ı “çözümsüz” ve böylesi “virüslü” tehlikeler karşısında zayıf çaresiz bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.
Bu nedenle umut ediyorum: Anastasiadis de değişecek, çözüme mutlaka razı olacaktır.
































