Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözümsüzlük Kabul Edilemez. (Fakat Çözüm De Her Şey Değildir!)

Bir toplumun kader  saptamasını bir haftalık süreye kilitleyemezsiniz. Sorunu Mont Pelerin gibi asude bir tatil köyüne de taşısanız anlaşmaya varamazsınız. Eğer müzakere etiğiniz Kıbrıs siyasal sorunu ise Everest’in tepesine çıksanız  sorunlarının sarmanlından kurtulamazsınız! Çünkü:

Artık Kıbrıs siyasi sorunu sadece adadaki Türk halkı ile Rum halkının sorunu değildir!  Eğer sorunu 1974’den sonra değişen Doğu Akdeniz ve Ortadoğu dengeleri  ile birlikte düşünmezseniz çözüme ulaşsanız da sürdürüp götürmenin zorluklarını yaşamak kaçınılmaz olur!

       KALDI Kİ: Artık dünyadaki siyasi sorunları BM’ler parametreleriyle çözmek de mümkün değildir. Erdoğan’nın ifadesi ile evet “dünya 5’den büyüktür!” Ve büyük dünya’da devlet esamesinde BM’ler üyesi olan ülkeler  sadece 193 tanedir! Buna karşılık BM’lerce tanınmayan 36 ülke vardır! Bazı devletler de bazı BM’ler ülkeleri tarafından tanınmamaktadırlar!

KIBRIS ADASI: Hem BM’ler hem  AB’nin karambolleri ile içinden çıkılmaz sorun haline getirilen Kıbrıs’a, şimdi adına “çözüm” dedikleri bir “federal Cumhuriyet” elbisesi giydirmek istemektedirler.                                                           Ne var ki bu federasyonu, bugüne kadar hiçbir siyasi sorunu çözme başarısı gösterememiş BM’ler ve olmamasına karşın “prestiji” yüzü suyu hürmetine bir çözüm haline getirmek  için değil!  Aranılan  çözüm Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’de artık “stratejik ada” olarak görüp bölgede hem siyasi hem ekonomik yönden hakimiyet alanları oluşturmak isteyen ülkeler içindir. Yani çözüm şunlar için istenmektedir.

  1. Türkiye ile Yunanistan arasında sürgit tarihi husumeti Kıbrıs siyasi çözümü üzerinden Yunanistan lehine izale etmek için!
  2. Kıbrıs’ta Türkiye’den azade bir çözüm hedefine varmak için!
  3. Kıbrıs Rum halkı ile Yunanistan’ı Doğu Akdeniz’de birleşik güçler haline getirip siyasi ve ekonomik yönden Batının daha ehven koşullarda kullanacağı bir konum yaratmak için!
  4. Artık büyük önem kazanan Doğu Akdeniz’deki gaz rezervlerini İsrail marifeti ile (ve tabi olası bir çözümle Türkiye’ye kaptırma tehlikesini bertaraf ederek) AB’ye taşımak için!
  5. Eski sömürgeci İngiltere ile bölgedeki Amerikanın Kıbrıs üzerinden Ortadoğu’yu   denetimlerinde tutmaları için!
  6. Gitgide Akdeniz’e yerleşirken kök salmaya başlayan Rusya’yı en azından olası bir çözümle Kıbrıs’ın dışında tutmak için!
  7. 7. Ve nasıl ki bazı Avrupa ülkeleri için PKK Kürtlerin ulusal bağımsızlık savaşçılarıysa, adadaki Rumların mücadelesi de Türkiye’nin işgalinden kurtulması içindir…

MÜZAKERELERE GELELİM. Kıbrıs siyasi sorunu BM’ler sekreteryası ve AB tarafından cadı kazanına döndürülmüş de olsa adadaki Türk ve Rumların şerhen ve kerhen “çözüm istekleri” dikkate alınarak müzakereler devam ettiriliyor çünkü Türkiye faktörünü aşamıyorlar! Yoksa sorun o Mont Pelerinde bir haftada değil iki günde çözülürdü!

Nitekim Erdoğan devreye girmek gereğini duyarken daha iyi anlamalarını sağlamak için  Anastasiadis’le Hrisortomos’un başından aşağı soğuk  sular dökerek, “ne garantilerden vazgeçilir ne de Güzelyurt verilir” dediydi! Adanın yüzde 30’u da Türk tarafına kalacak!

OYSA: Rum tarafı için hesap mesela Omorfo ve Karpaz kendisine verilirken 100 bin Rumun  geri mülklerine bahçelerine topraklarına dönmeleriydi!  (Tabi bu hesap tutarsa yüz bin TC kökenli de yeniden gerisin geri Türkiye yollarını tutacak!)  Aferin poh poh “çözüm oluyor!

Cenevre’den tek bir karar çıktı: “Görüşmelere devam.” Muvafıktır. Ancak bir daha yazalım:

20 Kasım’da yeniden başlaması beklenen müzakerelerde masadaki Rum tarafını şu veya bu şekilde mat edebilirsiniz! Hatta kazanımlarımız bile olur.

Fakat “Türkiyesizleştirilmiş” bir Kıbrıs’ta eğer kendi toplumsal yalnızlığımızın çaresizliğine düşersek kısa sürede  Hıristiyan kulübü AB’nin  veto kullanma hakkındaki Hıristiyan Rum halkı ile  liderliğinin monopolü altına gireriz. Dolayısıyle adada varolma şansımızı da yitiririz!

BU NEDENLE: Biz Güney’i on defa mat etsek de sayılmaz! Rum tarafı bizi bir defa mat ederse, Kıbrıs Türk halkının bu adadaki varoluş davası biter!

Çözümsüzlük elbette kabul edilemez.. Fakat çözüm de her şey değildir!