Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm yolundaki arızalar ve şüpheler

SİYASİLERİN İŞLEVİ (ÇÖZÜM YOLUNDAKİ ARIZALAR VE ŞÜPHELER.)

 “Siyasi tasavvurlar,” tasavvur eden siyasilere aittir. Mesela Hitler gibi tüm dünyayı darmaduman etmek pahasına “büyük Almanya”yı düşleyenler vardır. Atatürk gibi Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden yeni bir Türkiye Cumhuriyeti yaratırken “yurtta sulh dünyada sulh” sloganına sardığı barışı küreselleştiren büyük liderler de vardır.

Rahmetlik Dr. Fazıl Küçük de İngiliz sömürge döneminde en az Rum halkı kadar özgür ve toplumsal haklarına sahip bir Kıbrıs Türk varlığı tasavvur ederdi. Denktaş ise Kuzey’de özgür ve egemen bir Türk devleti…

“Ulusal siyaseti,” halkın beklentilerine cevap verebilen bu nedenle halktan onay almış liderler saptar. Doğrusu “lider” olmak da kolay değildir çünkü ne halk homojendir ne de beklentiler idealdir! Uzatmadan yazalım: “Kuzey’de yaşanan da budur!”

“ÇIKARLAR” LAFI: Müzakereler Dr. Küçük’le başladı, Denktaş, Talat, Eroğlu derken Akıncı ile devam ediyor! Tümünün de diline pelesenk “Kıbrıs Türk halkının çıkarları için varız, bunun için çalışıyoruz” dedilerdi. Fakat hiç birisi, Kıbrıs Türk halkını bütünselliği ile kucaklayacak lider olabilme bahtiyarlığına ulaşamadıydı!

DEVAM EDİYOR: Sorun ayrılık gayrılıkları da azdırarak üstelik çok daha keskin sınırlarıyla “kamplaşmalar” yaratarak devam ediyor! Dolayısıyle Gambari Süreci ile başlayarak Anastasiadis ve Eroğlu mutabakatı ile saptanan müzakerelerin yol haritasına bakarken şüphelere düşüyoruz: Çünkü: Masadaki Sn. Akıncı’yı beklentilerine uygun çözümü gerçekleştirmesi için desteklerken yönlendirmeye çalışan siyasi partilerle sayılarını bilmediğimiz STÖ’nin birbirleri ile uzlaşmayan zıt görüşleri vardır! Çünkü: Bu zıt görüşlerle nihai sonuca varıldıkta, “Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına uygundur” diyebilmek mümkün olmayacaktır! Çünkü:  Örneğin Türkiyesiz bir Kıbrıs’la Türkiye’nin garantörlük kalıcılığında çözüm gözleyenleri belirli bir ortak paydada uzlaştırmak çok zor olacaktır!

Çünkü: Rum’un mülkünü iade etmek istemeyenlerle “edilmelidir” diyenlerin daha şimdiden ortaya çıkan çatışmacı tartışmalarını yatıştırmayı başarmak ayrı bir sorun haline gelecektir!  Çünkü: Çözümden sonra ortaya çıkacak “memnunlarla gayrimemnunlar,” “mağdur olanlarla ihya olanlar,” “kazananlarla kaybedenler” üzerinde gelişecek yeni sınıfsallıklarla kaoetik ortamları hiçbir çözüm izale edemiyecektir!

Tüm bu faktörler, Güney’e yakın görüşlerle ile öne çıkarken Kıbrıslılık efkârında çözüm gözleyenlerin de çözüm uğruna Türk tarafının vermesi gereken ödünleri savunanların da “ayrı devletten” yana olanların da propagandalarında türlü çeşitli fraksiyonlar olarak gelişirken; tutun ki kale içeriden çökmektedir!

TARİHTEN BİR YAPRAK: (GİDEN HÜKÜMETİN GERİDE BIRAKTIĞI ESER!)

İflas etmiş bir devletin “iktidarına” bilerek talip olmak politikacı taifesini ne kadar “yağız ve cengâver” yapar bilmiyoruz! Bunu şu anda iktidarda olan UBP-DPUG iktidarının hükümet üyelerine sormak gerek! Çünkü göreve başladıklarından beridir “parasızlıktan” söz ediyorlar!

Pekala beş parasız bir devlet hazinesi aldıklarını bilmiyorlar mıydı? (Sanki kendilerinden başka yöneten varmış gibi) “bu memleketi biz yöneteceğiz” iddiasında hükümet edenler istifa edip giderlerken, arkalarında enkaz bıraktıklarından haberdar değiller miydi? Denizin bittiğini geminin karaya oturduğunu görmediler miydi?

MÜMKÜN MÜ? Özgürgün’lü Koalisyon hükümeti, hem de “bağımsızların” ufacık bir cırlaması ile düşeceğini  bilerek görevi yüklendi! Dayandığı tek “güç” giden hükümetin “dayanmayı” zül saydığı Türkiye ile oluşturacağı yeni işbirliği ve uyumlu politikaydı!

Bakın bu konuda Havadis gazetesinden Baykan Gürses Özdağ‘ın kendisi ile röportaj yaptığı Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kemal dürüst (mesela) “anayolların soru03nları” ile ilgili sorusuna nasıl cevap verdi: 

“Türkiye ile yakın çalışmayı her bakanlık dönemimde uygun gördüm. Bunu gizlemiyorum. Memleketin kaynak aktarım yapısı bellidir.TC Yardım Heyetinin ya da Türkiye’deki mevkidaş bakanlıklar her türlü katkıyı vermeye hazırdırlar. Yeter ki sizin projeleriniz olsun…”

İŞTE BU SAMİMİYET: İlle de Türkiye’ye tos atmak amacında iktidar olanlar “akan suya” bile şerh koyup Ankara’ya proje sunmadan, fizibilite raporları hazırlamadan, hazırlamışlarsa bile başına “ille de biz yöneteceğiz sen karışma” diyerek sahneyi viran eyleyenler, elbette arkalarında enkaz bırakırlardı!

Ne diyorduk yıllardır? Yeter ki anlatmasını bilin Ankara anlar! Fakat on parasız kalınmışlıkta bile altına imzaların atıldığı protokolleri uygulamayı “zillet ve teslimiyet” sayan bir hükümetin bu memlekete katacağı hangi faydası olabilirdi?

KISACA TAKILDIĞIM: (TRAFİK HAFTASI BAŞLADI. KUTLU OLSUN!)

Gene sürücülere karanfiller mi dağıtılacak? Gene şuraya buraya asılan pankartlara “süratin nasıl bir felâket olduğu mu” yazılacak? Gene “Trafik canavarı” adı konmuş, “ismi var cismi yok” o meçhul yarattığa lanetler mi yağdırılacak?

Gene sürücülere nasihat edilirken “süratli giden ecele gider” mi denilecek?

Gene saygıdan sürücülerin birbirlerini korumalarından mı söz edilecek?

FAKAT: Yine de trafik kazaları her yıl olduğu gibi azalmadan artacak! Daha çok canlar alacak! Daha çok canlar yanacak!

ÇÜNKÜ: Bu ülkede sigortalı 177 bin 300 aracın güvenli bir şekilde seyrüsefer eylemesi mümkün değildir! Yollar trafik yükünü çekecek yeterlilikte değildir! Kavşaklar arabaların çarpışmalarına davetiye çıkarmakta, çemberler yanlış yapılmaktadır! Kentlerde trafik işaretleri yok denecek kadar azdır! Işıklandırma yoktur! Söylenmemiş yazılmamış, bilinmemiş tek bir trafik sorunu kalmamasına karşın tek bir “çözümsel” tedbir alınamamıştır! Artık trafiğe çıkılırken insanlar birbirleri ile helalleşmekte, sürücüler birbirlerine kazasız belâsız sürüşler temenni etmektedirler…

Bu ahval ve şerait içinde dahi hâlâ trafiğe çıkabilecek kadar yürekli ve kahraman Kıbrıs Türk sürücü ve trafik görevlilerinin “trafik haftasını kutlarım!”