Politika çocuk oyuncağı değildir” Ustalık ister, basiret ister, tecrübe ister, ilim irfan ister… Öyle ideolojik saplantılarla politika olmaz! Çipraz da kravatı fora ettikten sonra kendini Avrupa’ya kafa tutacak etkin ve yetkin bir halk kahramanı olarak lanse ettiydi! Seçimleri de “Yunanistan’ın borçlarını sildireceğim” vaadi üzerine oturttuydu!” Ne oldu? Seçildikten sonra anladı ki kravat takmamakla ne halk kahramanı olunur ne de borçların üzerine yatılarak alacaklılara nanik çekilebilir! Nitekim 2. Kez seçilirken artık halkına söylediği “borçların ödenmesi ile kemerlerin sıkılması gerektiğiydi!” Kısaca Çipras da politikanın çocuk oyuncağı olmadığını anladıydı nihayet!”
RUM TARAFI FARKINDADIR: “Politikanın çocuk oyuncağı olmadığının tabi!” Bu nedenle tüm halkı temsil eden “Ulusal Konseyine” dayanıyor. Ki o “ulusal” ifadesi Helenizmle Helenizmin adadaki çıkarları bütünselliğidir.
Nitekim o ulusal bütünselliktir ki 1954’lerden beridir Kıbrıs sorunu nedeniyle başlatılan “Türk-Rum kavgaları ile çözüm müzakereleri” Dr. Küçük’lerin, Denktaş’ların, Örek’lerin, Necati Özkan’ların, Kaymak’ların ve öteki tüm Türk liderlerinin göçüp gitmelerine karşın devam etmektedir… Ta ki Makarios’un vasiyeti yerine gelene kadar. Neydi o? “Ezeli ve ebedi düşmanımız Türkiye’nin, adadaki uzantıları olan Türkler, bu adadan çekip gitmedikçe Eoka görevini sonlandırmış olmayacaktır!”
Şimdi ne diyor Anastasiadis? Mustafa Akıncı’nın açıklamalarına canının sıkıldığını söylerken “müzakerelerde gidilecek uzun bir yol ve uğraşılması gereken büyük sorunlar vardır!” Ardından da ekliyor: “AB muktesebatının temel insan haklarına saygı duyulmalıdır!…”
Yani Anastasiadis “üç özgürlük” hakkını kullanmakta ısrar ediyor ki postu Kuzey’e sersin! Ve dolayısı ile hatırlatıyor: “Bizatihi Avrupa 28 ülkeden oluşmuş tek bir kıtadır!” Öyle 11 Şubatta varılan mutabakatta olduğu gibi “iki özerk bölge olamaz” demek istiyor ve 1977-79 Doruk anlaşmalarına atıfta bulunurken, nüfus ve mülk çoğunluğunu öne çıkarıyor!
BİZİM CEPHEYE GELİNCE: Mal meydanda! Her sabah “hemen çözüm” sloganı ile açılan gözler her akşam “hemen çözüm” sloganı ile kapanıyor! Millet gitgide uyurgezer oluyor! Oysa Anastasiadis gücünü halktan alırken nereye varmak istediğini biliyor. Buna karşın var mı bizde gücünü “ulusal bütünsellikte halktan alan lider?” Ki ya CTP’lidirler ya UBP’li yahut TDP’li! Yani partileri kadardırlar! Lider değiller! **********
SUYUN ARKASINDAKİ ASIL GERÇEK. (RÜŞT İSPATI İLE TC’YE YÖNELİK TEPKİLER!)
Kırk dervişiz birbirimizi bilmişiz. “Su tartışması, zihni Türkiye ile takıntılı olan kesimlerle takıntısız olan kesimler arasında yapılıyor!” O kadar ki kelli felli politikacılar bile kendilerini zihinleri Türkiye ile takıntılı kesimlere beğendirmek için televizyonlarda yemin billah ederek eğer “yap işlet devret” modeli kabul edilmezse Türkiye’nin KKTC’ye para akışını durduracağını söyleyebiliyor resmen provokasyon yapıyorlar!
NEDEN? 1974’den sonra gelişen ve büyüyen bir sorundur bu! Hem siyasi hem ekonomik yönden. Hem Sol hem Sağ görüşler yönünden!
Bilirsiniz bit kanla beslenir! Bu ülkede de “Türkiye ve Türkiyeli” üzerinden beslenen “siyasilerle siyasetleri” vardır! O kadar ki sorunu “üst kültür alt kültür” tartışmasına kadar taşıyıp Kıbrıs Türk halkını “medeni bilgili” TC’liyi de “körkütük cahil” sınıflandırmasında mahkûm eden kesimler, hızlarını alamadıkları yerde “Türkiye’nin bu adada ne işi vardır” bile dediler! Hatta gün geldi Annan planına evet denilerek elli bin TC’li dışarı atılırken kat katı Rum Kuzey’e dönecek onay bulduydu! Ve hatta dendi ki “Türk-Rum yoktur, Kıbrıslı vardır!”
TEPKİLER DEVAM EDİYOR: “Türkiye’nin ve Türkiyeli’nin adadaki varlığına tahammül edemeyenler bu adada yerlerinin olmadığını savunanlar, öteki kesimlerle tartışmalarına devam ederlerken mesela diyorlar ki hep birden: “Türkiye’nin bizi yönetmesinden bıktık! Askerinden, polisi yönetmesinden, Maraş’ı kapalı tutmasından, memleketi kumarhanelerle doldurmasından, itinin hırsızının, yolsuzunun aramıza girmesinden, insanlarından, hacılarından hocalarından… Usandık!”
Değil mi ki üst kimliğiz! “Üst” ne kelime, yüksek zirvelerden bakarken TC’liye, karşı nefreti yeşertiyorlar! Su tartışması bunun sonucudur! “Biz yönetiriz” kompleksine dayalı bir rüşt ispatıdır! Çünkü çok iyi biliniyor:
41 yıldır bu adada bizi “yönetecek” “yöneticiler” bile seçemedik!
41 yıldır iktidara kim gelmişse kendinden önce yapılanları batırarak gitti!
41 yıldır Türkiye’nin parası ile var olurken biz kazanandan bile vergi alamadık!
41 yıldır bütün iddiamıza karşılık ne eğitimde ilerleme ne sağlıkta afiyete ulaştık!
41 yıldır ne belediyelerimiz hayır yüzü gördü ne tarımımızla sanayimiz…
Şimdi ayağa kalktık “biz suyu yönetiriz” diyoruz! Ki gelecek olan su yılda 75 milyon metre küptür… İçinde boğulursunuz kardeşim! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (KIRK SATIR MI KIRK KATIR MI İSTERSİNİZ.) Döviz zaten vuruyordu! Ve çarşı pazarda bilumum emtia zam üstüne zam koyarak kazık fiyatına ulaşıyordu. Nitekim sürekli dikilerek büyüyen ve alış gücünü etkileyen pahalılık nedeniyle cepler boşalırken “bireysel ve kredi kartları borçları da tavan yaparak yüzde 7.28 artarak 237 milyon 710 bin TL’ye fırlıyordu! Dolayısıyle ödenmemiş borçlarından dolayı mahkemelere taşınan davalar da artıyordu. Mesela şu anda mahkemelik borçlar içinde yüzde 17 ile kredi kartı borçları başı çekmektedir! Vesaire!…
Fakat: Devletin mali ve ekonomik istikrarsızlığından kaynaklanan bu mali sorunlarla mahkemelik davalar furyasına karşın Devlet ne yapıyor? “Süte zam yapıyor ki dünyaya açılacak denen hellimin kilosu 27 TL’ye yükseliyor..”
Elektrik Kurumu akıllı Sayaçlar bahanesini kulp yaparak vatandaşa zorunlu ödetmeler yaptırtan “yeni fatura uygulamasına” geçiyor, ayrıca uyarıyor da: “Elektriğinizi keseriz ha!”
Bu vatandaş ne yapsın? Hükümet süte zam yaparak “kırk satır mı istiyorsun” diyor, Kıb-Tek yeni fatura dalgaları yaratarak “kırk katır mı” diyor!
Bir de demezler mi? “Suyu biz yöneteceğiz?” Breh brehh brehhh!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























