Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÇÖZÜM UĞRUNA: (İSTEMEDİĞİMİZ ÇÖZÜMÜ KABUL ETMEMEYE HAZIR MIYIZ?)

Geçtiğimiz gün Sn. Akıncı  Türkiye’den KKTC’ye gelen “CHP Dışişleri Komisyonu” heyetini kabulünde Türk halkının 56 yıldır ortaklık haklarından mahrum olduğunu söylüyor  ve tabi ki  “1960 Kıbrıs Cumhuriyetine atıfta bulunuyordu.
Sn. Akıncı “heyete” bilgi vermek bakımından da  şunları  ekliyordu: “Kıbrıs’ta çözümün vakti geldi. Aslında geçti bile… 1974’de oluşan yeni koşullarda artık iki kesimlilik federasyonun temellerini oluşturmuştu. Fakat   bu fiziki anlamda oluşan durum, yasal ve  uluslar arası hukuk anlamında ne yazık ki bugüne kadar oluşamadı… 1960 da kurucusu olduğumuz ortaklık devletinin dışında kaldığımız çok uzun bir süre aslında. Kıbrıs Türk halkının haklarının gasp edildiği anlamını taşır… Kıbrıs Türk halkı 42 yıldır hep anlaşma isteyen taraf  oldu. Ödün vermek ve feragat etmek için baskı yapılan taraf hep biz olduk…”
DOĞRUYA DOĞRU: Sn. Akıncı’nın CHP Heyetini  Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili bilgilendirmesini, her halde medyaya kısa anekdotlar olarak yansımışlığı ile okurken, o günlerden bugünlere gelen  bir kişi olarak sorunun muhasebesini  bir kez daha yapmaktan kendimi alamadım!  Çünkü:
Evet: Kıbrıs Türk halkı 1963’lerden beridir bu adada  sebebi kendi olmayan bir çözümsüzlüğün mağdur ve mazlum toplumu durumundadır!
Evet: Enosis hayalini  gerçekleştirmek için 1974’de Makarios’a darbe yapan  Rum ve Yunan askerlerini “durdurmak” için 1974 barış harekâtı kaçınılmazdı.
Evet: Oluşan Kuzey ve Güney bölgeleri iki halkın  ayni adada yaşayabilecekleri  en güvenli iki bölge modeliydi.
Evet: Bu iki bölgelilik gerçeğini kırk iki yıl sonra bile bir çözüm haline getirememek Türk tarafı açısından siyasi zafiyet hatta başarısızlıktı.
Evet: Bu açık seçik başarısızlığın faturasını  Annan planına evet demekle ödeyen Türk tarafının, açık ara “haklı” oluşunun BM’ler ve AB tarafından ödüllendirilmesi gerekirken; siyasi yönden dünyadan tecrit edilmesi insafsızlık ve düşmanlık kokan bir muameleydi!
Evet: Türk tarafının kesinlikle çözüme ihtiyacı vardı, bunu da ancak müzakerelerle sağlayabilirdi. 
Ve evet: O müzakereler devam etmektedir ve Türk tarafı ilk kez kendini bu kadar çözüme yakın hissetmektedir!..
BEDELİ NE OLACAK? Akıncı’ya dönüyorum. Gerçekten bu adadaki siyasi  sorun Türk halkının tüm adanın devleti olduğu iddiasında ve de gerçeğinde olan Güney Rum Yönetimi ile  federal sistemi oluşturup illegal bir devlet oluştan kurtulması sorunu mudur? Öyle ise:
Uluslar arası hukuk içinde olmak pahasına  hâlâ Kıbrıs Cumhuriyeti olarak hükmünü sürdüren “Güney”e “hangi toplumsal statüde katılacağız?
Azınlık mı ortaklık mı federal kanatta siyasi eşitliğe sahip Kurucu Devlet mi?
Türkiyesiz mi yoksa Türkiye ile birlikte mi? Çünkü:
Henüz “nasıl bir çözüm”  sorusuna   cevap veremiyoruz. Fakat Rum tarafı o cevabı çoktan verdi diyoruz..  Buna karşın yine soruyoruz:  “Çözüm uğruna Rum tarafının istediği gibi bir çözümü kabul etmemeye de hazır olmamız gerekmez mi?”
     **********     

BİR TARAFTAN VER (SONRA DÖN DİĞER TARAFTAN AL!)

“İklimler” Allah tarafından dünyamıza hediye edilmiş mükemmeliyetin doğasal hava mucizeleridir. Yaz, kış.. İlkbahar sonbahar… Ne müthiş bir devinimdir bu.. Birinde yanarsın kavrulursun, ötekinde üşür donarsın.. Birinin yeşilliğinde güzelliğinde  aşık olur şiirler yazarsın, ötekinin kasvetli günleri müjdeleyen “gri” renklerinde pusarsın…
ÖYLE Mİ ALGILARSINIZ?  Yoksa “yaz’ını da kışını da cebinize kast eden elektrik faturaları ile mi anarsanız? “Off çok sıcaktır, serinle!”  “Uuu, çok soğuktur, ısın!” Sonra ayın sonuyla birlikte (eskiden memurlar gezer kapı altlarından atarlardı elektrik faturalarını, şimdi akıllandılar bilgisayarınızda telefonunuzda arzı endam ediyorlar!
Görülmemiş kış soğukları basmış memleketi.. Bunun devamında ise  çok gün  kalmadı, görülmemiş elektrik borç faturalarınızın Selvilitepe’ye düşen karlar gibi akıllı telefonunuza düşmesi gelecektir!  Galiba kaç gündür Kıb-Tek elekrik akımını Güney’den de alıyormuş. Hayırdualarımız üzerinde olsun da daha Maliye Bakanı Özgür’ün dudaklarında kurumadı müjdesi! Ocak maaşları diyor, zamlı gelecek..  Yüzde 4.60 imiş!
GÜZEL TAKTİK! Kapın “zammı,” üzerine de maaştan ulayın, yatırın elektrik faturasına! Üstelik gıkınızı çıkarmadan! Çünkü:
Vermeden almak Allah’a mahsustur. Eh, bu ülkede henüz kimseler “Hallacı Mansur”luğa sıvanmadı! Almak üzerine kurgulanmış  şeytanlık varken, kim soyunur “ilahi adalet” dağıtmaya. Hem de cepten!
Kısaca:  Maliye Bakanı “her iki olayı birbirine bağladı ki Tevfik Fikret’in “yüzünün bir tarafı ağlarken diğer tarafının güldüğü insan portresi gibi!” Vesselam bu ay da sürprizler Kıbrıs Türk halkının yanında.. “Maaşını alırken sevinip gülecek, elektrik faturasını yatırırken üzülüp ağlayacak! Ki daha hıyarın fiyatından söz etmedik!
Her neyse! Gül gibi geçinip gidiyoruz işte. Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’ninkini Ali’ye…
     **********
KISACA TAKILDIĞIM:  (BÜYÜK SIR)   

  Nihayet Sn. Ertuğruloğlu o büyük sırrı açıkladı. Meğer KKTC de bir “şebeke” varmış, ülkeyi yiyip bitiriyormuş! Sanırsınız Kaf dağının  ardındaki yedi başlı canavardan söz ediyor.
Tabi elbette Sn. Ulaştırma Bakanının vardır bir bildiği  ki böylesi iddiada bulunuyor. Ne var ki daha fazla açıklama yapmıyor! Her halde Alferd Hitchcock’un  flimlerindeki gibi olmalı, merak edenler öğrenmek için meraktan  bayılmalı.
Amma eğer bu “şebeke işi” aşağıya aktardığım fıkra gibi çıkarsa sonrası izahı olamaz, Sn. Bakan falsosunu kazısa da unutturmaz!                     “Kadın  gece yarısı evine dönerken adamın biri kolundan yakalayıp az ötedeki parka sürüklemiş ve çalı yığınının arkasına yatırmış.. Pantolonunu aşağı doğru indirip kadının üzerine çullanmış.. "İmdaat!.. Yardım edin.. “Dolandırıcı var!" diye çığlık atmış kadın.. Adam dizlerine kadar inen pantolonuyla ayağa kalkmış.. "Aptal!" demiş, "ben dolandırıcı değil, tecavüzcüyüm!" "Sensin aptal!"demiş kadın, eliyle işaret ederek.. "Ulan bu kadarcık şeyle tecavüz mü olur. Bu resmen dolandırıcılık!.."