20 Kasım Pazar günü taraflar bir kez daha Mont Pelerin’de masaya oturacaklar. Türk ve Rum liderliklerinin yaptıkları açıklamalardan anladığımızca müzakerelerin en zor konusu olan “toprak paylaşımına,” bu kez harita üzerinde bir sonuca varılmaya çalışılacak. Bundan önce yine Mont Pelerin’de toprak konusunun haritasız kriterleri görüşüldüydü. Kesin olmamakla beraber belirli bir uzlaşı sağlandı deniyor. Mesela Türk tarafına yüzde 28.7 oranında bir Kuzey coğrafyası kalacakmış! Annan planında 29 küsurdu! Fakat Mont Pelerin’e giden Havadis ekibinin verdiği bilgiye göre Türk tarafına İngiliz Egemen üslerinden de yüzde 1. küsur toprak verilecekmiş..
RAKAMLAR KONUŞULURKEN: Bir parantez açıyorum ve bir süre önce Köşeme taşıdığım “Tapu Kadastro ve Harita dairemizin” önemine bir kez daha vurgu yapıyorum.
Müzakereler devam ederken biz genellikle daha somut ve anlaşılır olduğu için iade edilecek toprak ve mülkle ilgili “yer isimleri” veririz. Mesela Omorfo verilecek deriz ama bunun kaç kilometre kare olduğuyla yüzde kaçlık bir alana tekabül ettiğini bilmeyiz. Oysa bizim bilemediğimiz bu “yüzey ölçüleri” haritada da tespit edilecek ki bazen “yüzde 3-4 olarak telaffuz edilen bir yörenin kapsamında, iki üç köy olabilir! (Anlamadığımız konu olduğu için çizmeden yukarı çıkmadan elimin altındaki doğru olduğunu kabul ettiğim Kıbrıs’ın yüzölçümü ile ilgili bazı rakamları vereyim.) Kıbrıs’ın yüzölçümü: 9251 kilometre karedir. KKTC’nin yüzölçümü: Tüm Kıbrıs’ın yaklaşık 3242 Kilometre karesi KKTC topraklarıdır. Bu da adanın yüzde 35.04’üne tekabül eder.
İngiliz üsleri: (Dikelya ve Ağrotur Üs bölgeleri toplamı) 256 kilometre karedir. Yüzde 2.77’e tekabül eder.
Ara bölge: 244 kilometre karelik kullanılmayan bir alan da “ara bölgedir. Bu da tüm adanın yüzde 2.64’üne tekabül eder.
Güney Rum Devleti: Ara bölge ile (tampon bölge) ve GRY toprakları da 5509 Kilometre karedir. Bu adanın yüzde 59.55’ini oluşturur.
ÇÖZÜMDEN SONRA: Adanın yüzölçümünü belirten bu yüzey birimleri tabi ki değişecektir. O kadar ki mesela çözüm olursa, şimdilerde elimizde tuttuğumuz mevcut topraklarımızın en az yüzde 8’ini gözden çıkaracağız.
“Çözüm” elde etmek karşılığında büyük yüzdelik değil.. Fakat şöyle böyle iade edilecek o yüzde 8’lik toprağın bile içindeki bir süredir telafuz edilen yerleşim yerleri düşünüldükte doğrusu insanın uykusu kaçıyor!
Tapu kadastro ve Harita dairemize gelince: Eğer Mont Pelerin’de bir karara varılırsa bu ülkede en çok terleyecek devlet birimimiz Tapu dairelerimiz olacaktır. 1974’den sonra sadece devletin verdiği koçanları değil, Rum ve Türk emlâkleri ile Güney’deki Türk mallarını tespit etmeleri gerekecek. Üstelik “kimin hakçasına kimin haksızca, kimin eşdeğeriyle kimin puanlarla” mal aldıklarını, alıp satanları, devredenleri… Offf be.. Adamın başı dönüyor. Eskiler “evin var derdin var” derlerdi. Şimdi “yurdun var derdin var derdin mi var” diyeceğiz? ********** ÇÖZÜMDEN SONRA NE OLACAĞIZ? DÜŞÜNÜYOR MUYUZ?
Siyasi soruna ilişkin yorumlarımı peş peşine sıralamak hoşuma gitmez ama öyle bir aşamaya geldik ki artık siyasi sorunun ötesinde “bağımsız ve ilgisiz” sosyoekonomik bir sorun düşünmek hiç mümkün değil. Hatta Güney için de bu bir gerçek. Üstelik onlar çözüme hazırlanırlarken ayni zamanda seçime gidiyorlar! Her ne kadar “yerel seçimleri” bazı belediyeleri birleştirme gerekçesi ile iki yıl süreyle erteleme kararı almışlarsa da genel seçimleri çözüm olasılığına karşın ertelemediler!
Çözümsüzlük kadar “çözümü” de düşünmek, çözümü düşünürken (Türkiye’nin adadaki varlığı ile sermayesine tahammül edemezken,) Rum’un ekonomik becerisi ile bütünleştireceği AB’nin 4 müktesebatını mutlaka Kuzey’e yayacağını da düşünmek zorundayız..
Doğrusu ben bir çözüm olasılığını hayal etmeye çalışırken ortaya çıkacak o kaotik ortamı da düşünmek zorunda kaldığımda, müthiş korkuyorum. Şu yönlerden:
YER DEĞİŞTİRMELER: Çözümle birlikte kaç insanımız, ailemiz yeniden bir başka yöreye ve nasıl göç edecek?
Bu insanlar göç ettikleri yerlerde nasıl rehabilite edilecekler, kim edecek?
Her halde Kuzey Güney sınır kapılarının kalkacağı gerçeklerde “serbest dolaşımla sermaye dolaşımı” Türk ekonomisine nasıl yansıyacak, olumlu yansıması için hangi tedbirler alınacak!
Türk tarafı AB’ye hemen mi yoksa bir hazırlık sonucunda mı üye yapılacak? Bu üyelik federal devlet yurttaşı olarak mı yoksa federe devletin “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” olarak mı gerçekleşecek?
HEP AYNİ SORUN: Derler ki “ayının kırk türküsü varmış kırkı da ahlat üzerineymiş!” Bizim de dönüp durup anlatacağım, kırk konu varsa kırkı da “ahlı vahlı geçmiştir!” Yakınmamız da “akılsız başlarımızdan dolayı neleri kaybettiklerizdir!”
Nitekim eğer 1974’ü bir gün bedelini ödeyeceğimiz bir siyasi sorun yerine Güney’e “bedeli ödetilecek” bir olay haline getirebilseydik, bugün bu kadar bunalmaz, Türkiye’ye rağmen bu kadar korkmazdık! Yazık ki “kazanımlarımızın değerini” koruyamadık!
































