“Müzakereler sona erse de kurtulsak derdi gailesinden” diyorsanız Sn. Akıncı’nın “takvim” konusunda ısrar etmesinin haklılığını daha iyi anlarsınız. Düşünün: Müzakereler başlarken halkın büyük bölümü “çözüm olasılığından” söz edebiliyordu. Şimdi “çözümsüzlük yine kapıda” diyor! Hatta gitgide iki ortak olarak federal devleti yönetebilmenin mümkün olmadığını söylüyor! Özellikle Rum tarafının TC’nin garantörlüğü konusundaki dirnişi Türk halkının hem kafasını bozuyor hem de gelecek konusunda güvenini karartıyor!
Tabi sorun sadece “garantörlük” de değil. Müzakerelere başlanırken halk büyük oranda umutluydu. Bu konuda bugüne kadar her hangi bir kamu anketi yapılmadı ama başta müzakereciler olmak üzere medya, “halkın tepkisini” seslendirirlerken çözüm kelimesine çok sık ve inançla yer veriyorlardı. Şimdilerde o havayı yakalanamıyor!
RUM TUTUMU: Umutsuzluk büyük oranda ve tabi Güney’den kaynaklıdır.. Bir kere şunu kabul etmemiz gerekir. Masada çözüm için uğraşan iki liderin “halkları” karşısındaki pozisyonları çok farklıdır! Mesela onlarda Anastasiadis “tek yetkili ve sorumlu” değildir. Bir yandan Ulusal Konsey kararları ile bağlıdır öte yandan hükümetin siyasi iradesi ile sarmalıdır! Üstelik Güney’de siyasi sorunun fıcırığını çıkartana kadar muhalefet yapan siyasi partiler de vardır!
Bizde ise müzakerelerde tek yetkili ve sorumlu Sn. Akıncı ile ekibidir! Mesela hükümet kanadından Dışişleri Bakanı bile görüşmelere katılamamakta üstelik çok da bilgilendirilmemektedir. O kadar ki “Sn. Akıncı New York’a giderken heyetine katmak gereğini duymadığı Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, İslam Konferansına katıldıktan sonra tek başına Waşington’a giderek sorunla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. “Yani” diyoruz Sn. Akıncı “müzakerelerde” tek adamdır..
Öte yandan halkın çözüm konusunda gitgide yitip giden umuduna karşılık es kaza çözüm olsa bu başarının tek ve mutlak sahibi Sn. Akıncı olacaktır! Açıkça yazayım: Nobel Barış ödülü alması bir yana ayni zamanda kurucu Türk Devletinin de yeniden Cumhurbaşkanı, federal devletin ise (ne olacağı belli değil ama) tutun ki dönüşümlü Başkanı olacaktır.
FAKAT: Halkın, hatta hükümetle medyanın ve öteki siyasi partilerin katılamadığı bir müzakere sürecinin mahzuru olmadı mı?
Bunun cevabını biz değil Sn. Akıncı verecektir. Ya çözümü sağlayan “büyük siyasetçi” kimliği ile heykeli dikilecektir veya kendinden önceki müzakereciler gibi bozguna uğrayan süreçle birlikte hüsranla köşesine çekilecektir.
FİKRİMİZ: Fakat Anastasidis başaramadığı çözüme karşılık siyasi kariyeri çok daha güçlenmiş, yoluna devam edecektir. Neden? Çünkü onlar müzakereleri bir ulusal dava olarak birlikte sürdürdüler. Başarıyı da başarısızlığı da birlikte paylaşmaya hazırdırlar. Bizse hâlâ çözüm isteyenlerle istemeyenler saflarında ellerimiz birbirimizin boğazını sıkmakta!
KEMAL DÜRÜST’ÜN MALÜL GAZİMAĞUSA’SI
Geçen gün Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kemal Dürüst önümüzdeki dönemdeki icraatları konusunda bilgilendirmede bulundu. (Bu tip “hedef” koymalar ve bu hedefleri halk ile paylaşmalar hem icraatların savsaklanmasını önler hem de güçlükler aşılırken olagelen sorunlar daha bir anlayışla karşılanır.)
Yol haritasında Bakanlığını ilgilendiren önemli öncelikler var. Mesela son günlerin Araç Kayıt Dairesi sorunu! “Kökten değişiklik yapacağız” diyor Dürüst. “Ercan’da işlerin yolunda gittiğini” söylerken, 3.greve hazırlanan hava kontrolörlerinin sorunlarını çözeceği” vaadinde bulunuyor! “Gemi Konağı Limanı canlandırılacak” diyor…
YA GAZİMAĞUSA? Hiç anlayamıyorum! Öteden beridir siyasetin bam telinde çalan Mağusa, konu alacağı devlet hizmetleri oldu mu ya unutulmaktadır veya baştan savulmaktadır! Bu nedenle olmalı ben bu kasaba bozması, gettoları ile kaim, Maraş’ı ile başı dertte kente, yıllarca “malül Gazimağusa” diyordum. Hâlâ da öyledir! Hem Meclis’teki Milletvekillerine hem de Hükümetteki bakanlarına karşın! Ki Kemal Dürüst’ün programında da yok! Çünkü Limanın bazı “Müdürlükleri” Bakanlığına bağlı ama mesela Serbest Liman İdaresi de Ekonomi Bakanlığına bağlı. Yetki dağılımına eğer Bakanlıklar arası koordinasyon eksikliği de girerse bilin ki sorunları sahiplenecek merci bulamazsanız! Nitekim Mağusa limanı yıllardır bu sahipsizlikle “perişanlığı” oynamaktadır.
Denecek ki Belediyeniz ne iş yapıyor! Önümüzdeki seçimde görevini devrederken gelecek olan Belediye Başkan ve Yönetim kurulunun asla ödeyemeyeceği, dolayısıyle tırnaklık iş yapamayacağı kadar borç bırakmak için abuk sabuk işler yapıyor! Kimse de dur demiyor ve Mağusa yolundan kaldırımlarına, çarpık yapılaşmasından trafik fecaatına kadar “bayındırlık” sorunları içinde pejmürdeliği yaşıyor!
BUNA KARŞILIK: Mağusa limanı konusunda hâlâ bir karar verilemediği gibi mesela Kemal Dürüst’ün yol haritasında, Malül Gazimağusa, küçücük bir icraatla bile yer almıyor! Ki Lefkoşa’dan sonra KKTC’nin 2. Büyük kenti!
Oysa bu Mağusa’nın limanı var ve çözüm olsa Rum’la paylaşımında arbede kopacak, o kadar önemli! Gitti gider ama!
Ötesini söylemeye hiç gerek yok.. Dönüp bu Mağusa’ya bir baksanız diyoruz sadece, belki vardır yapacağınız bir şeyler!
KISACA TAKILDIĞIM: (SÜSLÜ KADINLAR BİSİKLET TURU.)
Rum kilisesi ile Liderlikleri “cehenneme” çevirmeselerdi eğer bu ada yaşanası cennet olacaktı ya! Heyhat!
Buna karşın geçen Pazar günkü “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” Haberini gördüğümde “hâlâ umut var” dedim” Kendileri de bisikletleri de süslenmiş, Lefkoşa yollarında pedal çevirdilerdi. Müthiş bir güzellikti. Rengârenk.. Diyorum ki “bu olayı bir bisiklet karnavalına” dönüştürmeliler.. Ve şunu da anladım: Meğer böylesi “güzelim” etkinlikleri görmeyi ne kadar çok özlemişiz. Bravo bisikletli kadınlara.
































