Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm bambaşka bir gündeme hizmet edebilir

Kıbrıs sorununun çözümüyle, ne Kıbrıs Türkünün refahını artırma ne de bizi yok etme hedeflenmektedir.

Çözüm olsa bile fiyatındaki ileriye yönelik beklentiden dolayı çıkarılması mantıklı olup olmayacağı belli olmayan doğalgaz da ikinci plandadır.

Bundan dolayı kendimize dünya adına bu kadar fazla değer biçmeyelim.

Dünya basınında farklı başlıklar altında okuduklarımızın Kıbrıs’ta çözümün doğuracağı başka hedeflere de hizmet edeceğini düşündürdü.

Gelin Kıbrıs’ta çözüm çabalarını içinde olduğumuz kısır döngünün ötesinde farklı bir açıdan değerlendirelim.

Konunun etrafında dolaşıp çerçeveyi koymak için biraz sabır lazım.

      xxx

Dikkat ederseniz dünya son yıllarda sınır tanımayan problemlerle meşgul olmaya başladı.

Global ısınma ve bunun sebep olduğu doğal afetler, giderek azalan ve kirlenen dünya su kaynakları, kuş gribi, domuz gribi, uluslararası terörizm ve tüm bunların sonucunda oluşan göç ve mülteci sorunları.

Global ekonomik krizin oluşmasına sebep olan yetersiz ve uygulamaların çok gerisinde kalmış serbest piyasa kontrol ve denetim mekanizmalarını da bu listeye daha geniş bir perspektif katmak için ekleyebiliriz.

Hepsini bir arada yaşıyoruz. Bu tabloyu çaresizlik içerisinde seyreden ülkeler yumağı oluştu.

Giderek sınır tanımayan ve bir ülkenin aldığı kararlarla pek bir ilerleme kaydedemeyeceği sorunların ön plana çıktığı veya çıkarıldığı bir dünya düzenine doğru yol aldık.

Bu sorunlara çözüm bulamamak gelişmekte olan ülkelerde çok yadırganacak bir durum olmayabilir ama batıda vatandaş buna tahammül etmekte zorlanıyor.

Gelecekle ilgili endişeden dolayı da göç ve yabacılara karşı iyice hassaslaştı. Oluşan çaresizlik ve endişeden dolayı, ırkçılık ve kendini dışa kapatma da bunun su yüzüne çıkan toplumsal yansıması oldu.

Bu sorunlar güçlü ülkelerin bile tek başına ne kadar yetersiz kalabileceklerini kendi vatandaşlarına göstermiş oldu.

Sorunların küresel boyut kazandığı bir ortamda dünyanın ülkeler bazında örgütlendiğini unutmamak lazım. Bu aşamada dünyada ülkelerin yerini küresel bir devletin almasını önermek gerçekçi olmaz.

Esas amaçları küresel devlet düzenine geçmek olan büyük sermaye grupları ve küresel kurumlar seçimlerin, eğitim sisteminin, vergi toplama yetkisinin ülkeler bazında örgütlendiği bir dünyada bu küresel sorunlara çözüm bulabilmenin gittikçe güçleştiğini artık her platformda işlemeye başladı.

Açıkça olmasa da söylenmeye çalışılan bu sorunların çözümü için ülke egemenliklerinin paylaşımının gerektiği. Bugün uluslararası şirketlerin iş planlarında bulundukları ülkelerin yerel yönetimleriyle işbirliğine gitmeleri stratejik öncelik olarak yer almaktadır. Bu neyin habercisidir diye düşünmek lazım.

Bu birinci tespit.

      xxx

Bir taraftan da küresel kurumlar etki alanlarını artırarak yetki alanlarını artırmaya çalışıyorlar.

Bu da ikinci tespit.

Örnek olarak BM Güvenlik Konseyi’nde Hindistan’ın yokken Fransa’nın veto hakkının olmasını nüfus, ekonomik güç, nükleer güç gibi hiçbir objektif kriterle açıklamak artık mümkün değildir.

IMF yönetimindeki oy haklarının karşılıklı uzlaşmayla değiştirilmesi ve Çin, Güney Kore, Meksika ve Türkiye’nin oy haklarının artırılması gerçekleşti.

G7’nin yerini G-20 ye bırakması da dünyadaki değişen dengelerin küresel karar alan mekanizmalarına yansımaya başladığının bir başka göstergesidir.

Bu yönde atılan adımlarla BM, IMF, Dünya Bankası, NATO gibi küresel kurumların daha dengeli bir yönetime doğru yönelmesi ile esas hedeflenen yetki ve sorumlulukların daha geniş bir kitle ile paylaşmasını sağlamaktır.

Tüm bu gelişmeler olurken AB’yi dünyada temsil edebilecek güçlü uluslararası bir lidere AB’deki güçlü ülkeler geçit vermekte direnmeye devam ettiler.

Ulus devleti korumak için AB de kendi içerisinde mücadelesini sürdürüyor.

AB’deki ekonomik krizi ulus devlet ve küresel sermaye arasındaki mücadelenin bir parçası olarak farklı bir açıdan değerlendirmekte fayda var.     

       xxx

Küresel örgütlerle birlikte uluslararası sermayenin küresel sorunları ön plana çıkararak insanları ve ülke kaynaklarını kontrol etmeyi ve kendi düzenini korumayı amaçladığını söylemek hafife alınacak bir iddia değil. 

İnsanların ve kaynakların kontrolünü artık askeri güç kullanarak değil bu şekilde yapmayı hedefliyor küresel sermaye.

Ulus devletten daha konfedere bir yapıya geçme düzeninin önünde birçok ülkede devletin çimentosu konumundaki ordu duruyor.

Bir başka gelişme orduya kamuoyu önünde dik durabileceğini göstermek küresel sermayenin ciddi prim verdiği kriter olmuştur. 

Eskiden küresel sermaye, hedeflerine orduyu araç olarak kullanarak ulaşıyordu. Bugün bu da değişmiştir.

Son yıllarda siyaset ve Türk Ordusu arasında adına ne denirse densin süregelen çatışmayı bu açıdan da değerlendirmek lazım.

Olan büyük ölçüde oldu ama haklı haksız demokrasi ile ilgili mücadele verildiğini düşünürken başka neye hizmet edildiğini farklı bir açıdan bakarak değerlendirmekte bugün bile fayda vardır.

       xxx

Akdeniz’de bir adada yaşayan Kıbrıs Türküne ve Anadolu insanına sıraladıklarım karşısında düşen, bu komplo teorisine (ulus devletten konfedere yapıya geçiş) inanmak değil.

Kıbrıs sorununun çözümünün böyle bir teoriye iki yönden etki etme olasılığının farkında olarak karar vermektir.

Sorulması gereken soru Kıbrıs sorununun çözümü dünyadaki büyük ulus devletlerden biri olan Türkiye’ye etkisi ne olur? 

Bu soruya başka sorular sorarak cevap verelim.

Bu sorun BM tarafından çözülürse, ülkelerin tek başına yıllardır çözemediği bir sorunu çözmüş bu ‘’dünya kuruluşu’’  hanesine bunu büyük bir başarı olarak yazıp diğer dünya sorunlarında konumunu güçlendirmek için ciddi bir adım atmış olur mu?

Türkiye’nin birçok sorunu içerisinde en haklı argümanları ortaya koyacağı Kıbrıs sorununda geri adımlar atması diğer sorunlarında çözülmeye ve Türkiye’nin bölünmesine sebep olur mu? 

Bu açıdan bakınca Kıbrıs sorunu Kıbrıs’ta yaşanan ve yaşayanların ötesinde bambaşka bir gündemin ufak ama önemli bir domino taşı olduğu ortaya çıkmıyor mu?