Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÇOK TARAFLI OYUN

Aynen tahmin ettiğimiz gibi, Güney Kıbrıs’ın ABD-AB-Rusya oyunu basının önünde deşifre olmuş. Basına göre Lavrov, ABD’nin Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldırdığını orada duymuş????
Pek akıl alır gibi değil ancak, önemli olan, bilse de, bilmezlikten gelse de, Güney’in ip üstünde oynadığı oyun, bu kez de basının önünde deşifre olmuş. Diplomasi böyle bir şey. Çıkarlarınız için bazı şeyleri görmezden, bilmezden gelmelisiniz. Rusya’nın da yaptığı bu.
Diğer yandan, Rusya geçen ay içinde, Lübnan, Güney Kıbrıs ve Türkiye’yi Akdeniz’de askeri tatbikat yapacağı konusunda uyarmış, sonunda 3 günlük tatbikatını da yapmıştı. Şimdi öğreniyoruz ki, tatbikat için, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs’ın Kuzey’ini kendi karasuları olarak niteleyip, bir Navtex yayınlamış ve Rus savaş gemileri tatbikat yapacak gerekesiyle, bölgeyi Türk gemilerine kapatmış. Eğer haberler doğruysa, -ki tek bir gazete haberi dışında teyidi yok- bu tam bir sürünme.
Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya gelmesi, Güney’le ikisini sıkı bir müttefik haline getirdi.

Anlaşılan bu kez Kıbrıs, güç dengeleri açısından bir arenaya dönüşüyor. Herkes çıkarının peşinde dayatmalar yapmaya kalkıyor. Kozlar, tehditler, güç gösterileri puslu havada uçuşuyor.  Herkes birbirini köşeye sıkıştırmanın, pişman etmenin, korkutmanın derdinde…
İş Suriye özelinden çoktan çıktı. Şimdi hayat sahası savaşları var…
Daha doğrusu, ikinci bir soğuk savaş dönemi başlamış gibi…  Kimileri, eski ideolojilerini yeniden raftan indirmeye başladı bile…
Türkiye, geçtiğimiz gün sona eren Navtex’e sesini çıkartmamış. Ancak devamı gelirse, neler olabileceğini tahmin etmek zor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e ticaretini doğrudan etkileyecek böyle bir oldu bittiye göz yummasını ben şahsen beklemem.
Biz buralarda bildiğimiz yöntemlerle anlaşma hayal ederken, etrafımızda çizilen senaryonun farkında bile değiliz. Dolayısıyla, muhtemel sonuçlarının da…

                                                            *****
ARALARINDAN SU SIZDI…
CTP-UBP koalisyon hükümeti, birçoğunun “çok gitmez” demesine karşın bugüne kadar sorunsuz yoluna devam etmeyi başardı. Ne bakanlık paylaşımı, ne de “küçük-büyük ortak” tartışmaları, kriz yaşanmasına meydan vermedi. Kabine dışından hükümeti yöneten iki Genel Başkan’ın, belli konularda farklı düşünmelerine rağmen, bu farklılıkları diyalog yolu ile çözmeyi başarmalarının, hükümetin bugüne kadar devam etmesinde önemli bir rol oynadığını da inkar edemeyiz…
Tam da herşey güzel gidiyor derken, ortakların arasına “su” girdi. Türkiye’den gelen suyun kimin tarafından ve nasıl yönetileceği konusundaki farklı düşünce, önümüzdeki günlerde krize neden olabilir. Hüseyin Özgürgün, daha birkaç gün önce partililerine, olası bir seçim için hazırlıklı olma çağrısı yapmamış mıydı..?
Öyle görünüyor ki, yaklaşık 4 aydır balayı yaşayan ortakların arasından su sızmaya başladı. Başbakan Kalyoncu’nun, suyun yönetimi konusunu UBP ile ayrı ayrı değerlendirmeler yaptıktan sonra ortak bir toplantıda ele alacaklarını söylemesi de, su konusunda aralarındaki düşünce farkının somut örneğidir…
Zaten önceki akşam toplanan CTP MYK’sı ve Parti Meclisi’nin su konusunda kesin bir tavır belirlemesi beklentileri de havada kaldı. Toplantı sonrası bir açıklama yapan Genel Başkan Mehmet Ali Talat, Türkiye’den gelen suyun yönetimi konusunda müzakereye açık olduklarını ama pozisyonlarının genel hatlarıyla devam ettiğini söyleyerek, “Maksadımız üzüm yemek. Biz istiyoruz ki bu su etkin şekilde kullanılsın, faydalanalım çünkü su fakiri bir ülkeyiz. Türkiye büyük özverilerle bu suyu getirdi. Bizim Türkiye ile kavga edecek halimiz yok" değerlendirmesinde bulundu. Yani net bir tavır koymak yerine, “ne şiş yansın, ne kebap” misali ortaya bir açıklama yapmayı tercih etti…
Sonuç olarak, kafa karışıklığı devam ediyor. Aslında kimsenin bir şey bildiği de yok. Zaten kaç aydır su konusunda adım atmamakta direnen ve işi zamana yaymaya çalışan hükümet, diplomasi sergilemek yerine, işi oluruna bırakmayı tercih etti. Gelinen noktada, bu iş ne CTP’nin, ne de Türkiye ve UBP’nin istediği şekilde sonuçlanmayacak. Öyle bir formül bulunacak ki, tüm kesimler memnun kalacak. Aslında ayak diretme yerine ya baştan bu yapılsaydı, bu kadar zaman boşuna geçmez, toplumda bu kadar gerilmezdi…
Aklıma ne geliyor biliyor musunuz? Lokmacı kapısındaki merdiven krizi…

 

YERİN KULAĞI VAR
BAŞLAMADAN BİTİYOR:

Su yönetimi konusunda 26 belediyenin oluşturduğu BESKİ daha başlamadan bitmek üzere. Özellikle UBP’li belediyelerin suyun yönetimi konusunda CTP’li belediyelerle farklı düşünmeleri, BESKİ’nin sonunu hazırladı. Dün de yazmıştık UBP, su yönetimi konusunda Türkiye’nin yaptığı öneriye daha sıcak bakıyor…

HANGİSİ DOĞRU:
Su konusunda, birisi özelleştirilecek derken, bir diğeri “özelleştirme asla olamaz” diyor. Bir başkası ise, kamu-özel ortaklığından bahsediyor. Vatandaş kime inanacağını şaşırdı. Hükümet ise kulağının üstüne yatarak sessziliğini korumayı tercih ediyor. Öyle görünüyor ki, yetkililer gerekli otoriteyi ortaya koymaktan kaçınıyorlar. Böyle olunca da, milletin kafası karışıyor…

FAZLA MI İYİMSERİZ:
Biz iyi niyet diye yıllardır yapılan Toros tatbikatlarını iptal ediyoruz ama aynı iyi niyeti göstermesini beklediğimiz komşularımız, Ruslarla askeri tatbikat yapacakları gerekçesiyle, Akdeniz’i 3 gün süre ile Türk gemilerine kapattıklarını açıklamışlar. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz hafta da ABD Rumlara uyguladıkları silah ambargosunu kaldırdığını açıklamıştı. Biz hep bir adım önde oluyoruz ama, kabak da hep bizim başımızda patlıyor…

MEMNUN OLAN YOK:
Bir hastane düşünün ki, çalışan memnun değil, doktorlar da memnun değil ki sürekli istifa ediyorlar. Tedavi olmaya giden hastalar hiç memnun değil, işin yükünü çeken hemişrelere bakıyorum onlar da memnun değil. Kimsenin memnun olmadığı hastahaneye sorsanız, inanın o bile halinden memnun olmadığını söyleyecek. Herhalde böyle bir durum sadece bizim ülkemize mahsus birşey…

HÜKÜMET İTİBAR ETMEDİ:
Şener Elcil’in “maaşlar  ve mevduatlar traşlanacak, emeklilik hesapları değişiyor” iddiasına hükümetten henüz bir yalanlama gelmedi. Oysa gerçek ya da yalan, halk arasında endişeye neden oldu. Geçtiğimiz gün de yazmıştık; siz itibar etmeyebilirsiniz ancak, ortaya çıkacak bir panik, altından kalkamayacağınız sonuçlar doğurabilir.

BU DA KİŞİSEL İHMAL:
İş kazalarında işvereni ve devleti birinci dereceden suçlu buluyoruz. Biri önlem almamaktan, diğeri, denetlememekten. Oysa kazaların birçoğu da bizzat insan hatalarından kaynaklanıyor. İşte son örnek, içinde vites takılı bir kamyonun kontağını dışarıdan çeviriyor ve ezilip, hayatını kaybediyor. Ne kadar denetim yapsanız da, bu tür kazaların önüne denetimle geçmeniz olanaksız. Özellikle de iş makinalarında çalışan işçilerin özel eğitimlere ve sertifikalara ihtiyacı var. Aynen trafik kazalarında olduğu gibi…

ZİRVEDEKİLER
Erdoğan Mirata: Diş hekimi Sayın Mirata’nın “Şaka Gibi” isimli anı kitabını, siyasi görüşlerini paylaşsınlar, paylaşmasınalar, tüm gençlere tavsiye ederim. Yakın tarihe, Kıbrıs olaylarına, yaşama, sosyolojik yapıya bir tanıklık… 1930’lardan günümüze sanki de bir antropolog gözüyle yansıtılan tarih kesiti. 85 yaşında, bu kadar berrak bir Türkçeyle ve berrak bir hafızayla bu eseri ortaya çıkarttığı için, yazarına ayrıca saygı duymak lazım…  

DİPTEKİLER
Trafik: Bilmem farkında mısınız, her yıl sonu trafik kazalarında inanılmaz bir yükselme oluyor. Dikkat edin trafikte en çok kaybı da, yılın son aylarında veriyoruz. Nedenini anlamakta zorlanıyorum. Bakın bu yıl da Kasım ayı ile birlikte trafiğe kaç can verdik. Toplum olarak bunun önüne geçebilmek için takvimlerden Kasım ve Aralık ayını mı çıkaralım acaba…