Köşe Yazarları

ÇOK DA REKLAMINI YAPMADAN…






TRT dizisi için çok yazıldı, söylendi. Kıbrıs Türkü, yaşadıklarını bildiği için, suni bir şekilde hazırlanan senaryoya tepki gösterdi. Tepki gösterenler de sosyal medyadaki hazır kıtalar tarafından anında  “Rum sevici” ilan edildiler…

Bu diziyi hayata geçirenlerin böyle bir amacı var mıydı bilmem ama toplum bir kez daha bölündü, Kıbrıslılar hakarete uğratıldılar, hem de kendi tarihlerini savundukları için.

Giysi, mekan, adet, gelenek, kültür, şu, bu, böylesi kurgu yapımlarda en çok oynanan unsurlardır ama ya resmi tarih? Resmi tarih de tahrif edilince kafanız karışıyor…

Film başlar başlamaz, Aralık 1963’ü gösterirken, sokaklarda BM bayraklı zırhlıları görünce, gerisinin nasıl geleceğini anladık. Olaylar daha başlamamış bile. Üstelik BM Barış Gücü adaya 4 Mart 1964 kararından sonra geliyor. Grivas da öyle.

Sonra, TMT’nin kuruluşu… Üstünde oynanacak şey değil.  Öncesinde var olan çeşitli direniş örgütlenmelerini birleştirmek adına 1958’de kurulan TMT, 1963 sonrası kurulmuş gibi gösterilmiş. Hem de kuruluşundan sonra Türkiye’den gelenlerin subay olduğu gayet açık olduğu halde, istihbarat teşkilatı elemanı olmuşlar. Olcak iş değil. Sonra da Cüneyt Arkın kıvamında işler yaptıkları işlenmiş. Halkın kendi örgütlenmesi, direnişi ikinci plana itilmiş. Dr. Fazıl Küçük’ün, gelen tepkilerden sonradan diziye aniden figüran seviyesinde insert edilmesi de aynı şekilde düşündürücü.

İşte bunlar daha ilk bölümden Kıbrıs’ın gerçekleriyle alakası olmayan kurgular. Geriye uydurulmuş hiç de inandırıcı olmayan bir masal kalıyor. Jeneriği dikkatle izledik, acaba bizden birileri danışmanlık yapmış mı diye. Öyle bir isim yok. Belki var da gizli kalmayı tercih etmiş. Öyle ya, böyle bir kurguya bir Kıbrıslının imza atması kolay değil.

Bizler tabii ki ciddiye almadık, alamayacağız da. Ama Türkiye insanına Kıbrıs konusunun bu düzeyde izlettirilmesi gerçekten rahatsız edici.

 

TOPLAM 100 KİŞİ BANKALARA 1 MİLYAR LİRA BORÇ TAKMIŞ

Bankalar Birliği, 2020 Aralık itibarıyla 1 milyar 555 milyon TL tahsil edilemeyen alacak olduğunu açıkladı.

Ödenmeyen krediler toplamı bir yıl önceye göre 111 milyon TL artmış.

Sanılmasın ya da iddia edilmesin ki, bu yükseliş pandemiyle ilgilidir. Hiç de alakası yok. Ondan önceki dönemde de ödenmeyen kredilerde yaklaşık 221.4 milyon TL artış var. Yine mesela, 2017’de tahsili gecikmiş alacaklar, 874,9 milyon lira olarak açıklanmış. Demek ki aldığı krediyi ödememe davranışı, tutarlı bir şekilde artarak devam ediyor ve devlet buna çare bulamıyor.

Bu açıklamada benim en çok ilgimi çeken, ödenmeyen kredilerin 1 milyarlık kısmının toplam 100 kişiye ait olması. Düşünsenize, ödemeyenler, en yüksek oranda kredi alanlar. Daraltırsak, 5-10 milyon TL arasında borcu olup da ödemeyen, 35 kişi.

Şimdi daha ileri gidersek, bankalar hakkında müfsidane yayın yaptı diye yakalamaya çalışırlar da ben söylemiyorum, bankacılar kendileri söylüyor.

Meclis’ten sık sık bu alacaklarla ilgili yasal düzenlemeler geçer. Ama bunlar hep “yapılandırma”yla ilgili. Oysa krediler karşılığında gösterilen teminatların satışı bir türlü gerçekleşemiyor. Bu da yargının yavaş işlemesiyle ilgili bir sorun. Daha önceki açıklamalardan da biliyoruz ki, 10 yılı, hatta 15 yılı aşkın süredir icra yoluyla satışı yapılması beklenen ipotekli mallar var. Temliklere, yeniden yapılandırmalara bu arkadaşlar da giriyor, o he ala memleket.

Geçtiğimiz gün basın toplantısı düzenleyen Bankacılar Birliği Başkanı Olgun Önal, “yapılandırma yasaları”nı, “sebepsiz zenginleşme” olarak niteliyor, bunun yerine teminatların satışının kolaylaştırılması gerektiğini savunuyor.

Ne çarpık bir sistem… Bankaların yapılarını korumak adına aleyhte yayın cezası var ama milyonlarca borç takana bir şey yapılamıyor, bankaların alacaklarını tahsil etmeleri bir türlü kolaylaştırılmıyor. Bu toplumun içinde 100 kişi bir milyar borç takıyorsa, bunun çaresinin bulunması zor olmasa gerek.

Şu anda bu yüzsüzlük, devletin alacaklarına da sirayet etmiş durumda. Kendi beyan ettiği vergiyi ödemeyen yüzsüzler ve ödemedikleri miktarlar yüzünden, hükümet her gün çalışanın cebine elini atıyor… 

YERİN KULAĞI VAR

NE ŞİŞ YANSIN, NE KEBAP:

Ülkemizde, “ne şiş yansın, ne kebap” politikası genelde yaygındır. “Olur da bir gün bir makama gelirim, birileri çıkıp beni engellemesin, ben kötü olmayayım” diyerek susar politikacı. Böyle diye diye bu günlere geldik. Yahu hala daha anlamadınız mı, ağzınızla kuş tutsanız sizi o makamlara ancak halk getirir, başkası değil. Ülke elimizden kayıp gidiyor, yarın yönetecek ülke bulamayacaksınız. Her konuda dış müdahaleler var. İradeyi çoktan teslim ettik, ağzımızı açmaya korkar olduk. Kendi ülkemizde yabancı olduk. Atın üzerinizden o ölü toprağını artık…

 

BU KAFAYLA ZOR:

Diziyi seyreden bizim milli politikacıların enerjileri de tavan yaptı resmen. Belli ki dizi onlara aradıkları kanı vermiş. Salgında ve ekonomideki başarısızlıklarını unutturmak için ellerine iyi bir malzeme geçmiş. Hamasetin dibine vuruluyor. Sanki birisi “Ruma yama olalım” demiş gibi, hayali düşüncelere tepki gösterenler “ben ilhak isterim” diyenler. Diğer taraftan, aslında teslimiyetçiliği, egemenlik sanan insanlar yönetiyor bu ülkeyi…

 

SUÇLUSU MUHALEFET:

Türkiye’den neden para gelmediğini merak eder dururduk. Sonunda Erhan Arıklı suçluyu buldu. Suçlu, Meclis komitelerinde protokolün şartlarını yerine getirilmelerini engelleyen muhalefetmiş meğer. Muhalefet engel olmasa, protokolün şartlarını bir tamam yerine getirip parayı alacaklardı. İftiraya bakın. Muhalefet de bağırıyor, “Meclis’e yasa getirmediniz ki” diye. Bu kadarına da pes doğrusu, Arıklı aşmış artık.

 

ATAMA BAŞKANA ATAMA GENEL SEKRETER:

Kendisi de atama başkan olan Ersan Saner, Genel Sekreter’in de seçimle değil, atamayla tayin edilmesinden yana. Hatta iddiaya göre bu makam için Mutlu Atasayan ismi önerilmiş. Ancak Genel Sekreterlik için aday olacağı konuşulan Hasipoğlu ve Berova’nın bu atamaya karşı oldukları ve adaylıktan çekilmeyecekleri de konuşuluyor. Hatırlayın kurultay sırasında kimse Taçoy ve Sucuoğlu’nun da çekileceğini düşünmemişti. Ne oldu bir gecede adaylıktan çekildiler. Yakında UBP “çektirilenler” partisi olacak.

 

İMAM ŞEY YAPARSA:

Virüs tedbirleri kapsamında toplanmanın yasak olduğu bu dönemde onlarca genç hafta sonu parti düzenlemiş. Siz eğer kendi aldığınız yasaklara uymaz, yüzlerce kişinin kapalı alanda toplanmasına izin verirseniz olacağı buydu. Hani  “imam-cemaat” meselesi. Şimdi bu gençlere kızabilir misiniz? Gençler de büyüklerini örnek almışlar…

 

KADERCİ Mİ OLDUK NE:

Vaka sayısı 60’a dayandı… Devlet, kendi koyduğu kuralları düzenlediği galayla kendisi çiğnedi… Engelleyemedik, yaptılar… Sokaklarda eylemler, grevler hatta açlık grevleri var ama işe yaramıyor; maliye alacaklarını tahsil etmek yerine, elini çalışanın cebine dalmayı sürdürüyor, durduramıyoruz.  Bütün bunların sebeplisi UBP’nin ise bu ortamda tek başına iktidar hazırlıkları yaptığı açıklanıyor. Yani öylesine rahatlar. Ne diyorsunuz? Kader mi bu? Kanıksadık mı?

 

PAYDAŞTAN KASIT?:

Turizm Bakanı 12 Nisan’da başlayacak dedikleri turizm açılımının Mayıs’a kalacağını söyledi. Nisan’da yapacakları, hafta sonu paketiymiş. Bu arada Sağlık Bakanı da “turizmin paydaşlarıyla” diyerek bir toplantı yapmış, içinde inşaat müteahhitleri var, taşımacılar, seyahat acenteleri yok. Oysa kapalı dönemde en çok zarar görenler bu küçük işletmeler. Büyük oteller o işleri de kendi şirketleriyle yaptıkları için olsa gerek, bunların esamesi okunmamış…







Başa dön tuşu