Köşe Yazarları

Hellimin tescil konusu






Bu hafta hellim konusu çok konuşuldu. Hatta ilgili ilgisiz yorumlar da yapıldı. Ve bu yorumlardan sonuçta hellim tescilinin bir oyun olduğu  yorumları bile yapıldı. Halbuki alınan karar bu günkü mevcut imalat ve ihracat durumunu bozacak! bir karar olmadığı gibi hellimin tescilinde Kıbrıs Türk tarafını da kapsayacak şekilde yıllardan beri merakla beklenen, takip edilen ve özellikle de üreticilerimizin de merakla takip ederek beklediği bir tescil konusuydu.

Hatta bu konuda AB üyesi olarak ‘KC’ statüsü ile sadece Güney Kıbrıs’a ait tescil olabilir mi endişeleri ile Kıbrıs Türk tarafından da çeşitli yollardan takip ve telkinler yapılmıştır bu güne kadar. Neticede bu hellim hem güneyi hem de kuzeyi kapsayacak şekilde iki isimli bir tescille Kıbrıs hellimi olarak tescil edildi.

Buna ‘ilk adımda’ sevinmek ve istenilen hedefe yani ‘birinci basamak’ olarak ‘tescil’ konusunda Türk tarafının da kapsam alanında olması bakımından ürünlerimizin belli standartlarda olmak kaydıyla ilk adım önü açılmıştır.

İkinci adım olarak baktığımızda,  öncelikle konan kriterlere göre üretimde öngörülen kalite, standart ve formül konusudur.

Üçüncüsü de ihracat şeklidir.

Konan kriterler açısından bakarsak her iki kesim için de aynı kriterlerdir. Bu kriterler de yüzde kaç koyun ve keçi ve dana sütü kullanılacağı ile ilgilidir ve bu konu yıllar öncesinden biliniyordu. Ancak bu konuda Tarım bakanlığı üreticilere öncülük ederek bu kriterlerde ürün yetiştirilmesinde  bu sürece maalesef girmedi. Üreticiler de bu konu üzerinde baskı unsuru olmadı.

Güneyin durumu da biraz daha iyi olmakla beraber, AB kriterlerinde istenilen sonucu verecek durumda olmadığı da çıkan bilgilerden görülüyor.

Dolayısıyla AB’den ayrılacak bir fon ile bu süreçte ileriki yıllar için hazırlık yapılması öngörülüyor.

Aslında bu süreci KKTC ilgili Bakanlığı ve Hükümetler, AB’ye ihracata yönelik teşebbüslerde bulunduklarına göre bu süreç içinde kaliteli ve standart hellim kriterleri de bilindiğine göre hem AB’ye hem başka ülkelere ihracat için de, daha kaliteli bu öngörülen standartlarda ürün için de önceden süreci ileri götürecek çalışmaları başlatmalıydı.

Bu sadece AB’ye ve ihracata yönelik değil hakiki hellim standardını yakalamak ve daha kaliteli hellim üretmek için de gereklidir. Bunu genellemiyorum, ancak halen bu istenen kategoride olmayıp da yerli üretimler arasında daha kaliteli ürün elde edip ihracat yapan ve devletten de çok iyi mali destek ihracat teşvik primi alan çok ihracatçılar vardır.

Ancak maalesef kontrolsüzlüklerden yurt içinde yediğimiz her marka ürünün kalitesi çok farklı, hatta yurt dışına Türkiye’ye gönderilen ürünlerden birkaç marka hariç, düşük kaliteli hellimler vardır ki Kıbrıs hellimi olarak Türkiye’de tüketiciler Kıbrıs’a geldiği zaman buradan almayı tercih ediyorlar.  . İyisi de var, düşük kalitelisi de. Ankara’ya sık gittiğim için orda çeşitli markalarda bunu tattık. Ve tanıdıklarım, arkadaşlarım da Kıbrıs hellimine benzemediğini söylüyorlar.

Kıbrıs’ta satılan hellimler de öyle, iyi kalite ve düşük kaliteli çok çeşitler ve çok pahalı piyasada satılmaktadır. Koyun hellimi, keçi hellimi adı altında hatta bidonlarda da pahalı fiyata satılmaktadır ki kontrol olmadığı için tüketiciler mağdur oluyor.

Yani diyeceğim hellimlikten çıkmış hellimlerin de gerek yurt içinde vatandaşlarımıza gerekse ihracatına şimdiye kadar teşvikler verilerek imalatı yapılırken bunların kalitelisi ile kalitesizinin ayrılması hatta Tarım Bakanlığı tarafından imalatlarına müdahale edilmesi lâzım. Kalitesizlikler ülkemizde her türlü imalatta ve ithalatta yayılmaktadır.

Bu defa Kalite kriterleri de önümüze gelince bağırmaya başlarız.

İmalat kadar önemli İHRACATA gelince, AB’de hellim tescili konusu, KKTC’de şimdiki yapılan ihracatı herhangi bir şekilde imal edilmekte olduğu şekliyle etkileyecek bir durum yoktur. Mevcut ihracatlar aynen devam edecek. Kaliteyi yakalayanlar AB’ye de ihraç edecek.

EN büyük SORUN olan AB’ye ihracatta, eğer KRY limanları kanalıyla ve Yeşil hat Tüzüğü çerçevesinde olacaksa bu çok zor kabul edilebilecek bir şeydir. Hatta kabulü halinde olsa bile tatbikatta işlemesi çok zor hatta şimdiki yeşil hat uygulaması gibi ise mümkün olmayacaktır veya KRY’nin insafına kalacaktır ki bu da ihracatta caydırıcı olacak ve imkânsız hale gelebilecektir. Ürünlerimizin ihracatı Rum Yönetimi insafına bırakılamaz.

Dolayısıyla kaliteyi ve standartları dünyaca kabul edilmiş yabancı bir denetim kurumu tarafından yapıldıktan sonra da olsa, KKTC’den AB’ye  Direkt Ticaret Tüzüğünün işlerliğini sağlayacak şekilde gitmesi ve KKTC yetkililerinin bu taleplerde bulunması şarttır.

AB’nin söz verdiği ve uygulamadığı Direk Ticaret Tüzüğünün yürürlüğe konması çalışmaları yapılmalıdır ki bu sürede hellim imalatında kriterlerin ve kalitenin tutturulmasına kadar olan sürede, AB ile direk ticaretin sağlanması konusunda da çalışmalara başlanmalıdır.

Veya direk daha kolay bir yöntem uygulanmalıdır. Örneğin Türkiye üzerinden olabilmeli veya direk olmalıdır.

Daha önceki Hükümetler döneminde ısrarlı talepler üzerine Direk Ticaret Tüzüğü AB Komisyonu tarafından hazırlanmış AB Konseyine sunulmuş ancak daha sonraki yıllarda Rum’ların engellemeleriyle AB Konseyi AB Komisyonu’nun hazırladığı Direk Ticaret Tüzüğü’nü gündemine bile almamıştı. Yıllardır aynı durum devam etmektedir.

KKTC’nin ilgili yetkililerinin direk ticareti istiyorlarsa, bu konuda yoğun gayret göstermesi ve üreticiye ve ülke ihracatına pahalı ürün satışı ve ülkeye döviz kazandırıcı satışın yapılması yönünde AB nezdinde samimi ve sağlam gayretlere girmesi gerekir.

Her şey mücadele ile gerçekleşir. Kimse kimseye hazır bir şey vermez.

Esasen 1992 de İngiltere mahkemesinde KKTC’den AB’ye direk ihracatın engellenmesi için Rumların İngiltere’de açtığı davanın AB Adalet Divanına havalesinden sonra KKTC zamanın Hükümeti davaya müdahil olmayıp avukat tutmayıp savunmaması bize çok pahalıya mal olmuştu. Her yapılan ihmâl bu ülkeye daha sonra ne kadar büyük sorun oldu ve zarar verdi, her şeyi bu açıdan değerlendirelim.. Bu konuda devamı gelecek hafta (2)..







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu