Sterlin 4,5 lira olduktan sonra, insanın başka hiçbir şeyi duyası gelmiyor.
Ne o şatafatlı kabulleri, ne o lüzumsuz açıklamaları, ne vaatleri…
İçim kaldırmıyor kardeşim artık.
Eğer bir devletin vatandaşları, hiçbir suçu olmadığı halde sürünüyorsa ve başındaki devlet eğer bunu görmezden geliyorsa, ha varmış, ha yokmuş ne fark eder ki?
Keyifler gıcır bir memursanız bile, yandınız. Yıllardır memur da hayat pahalılığının çok çok gerisinde…
İşte rakamlar ortada. Memur sayısı 19 bin… Bu çalışan nüfusun sadece yüzde 30’u…
Oysa, 45, 50 bin kişi de özel sektörde, karın tokluğuna çalışmakta. Böyle bir ortamda maaş zammı ne demek. İşverenin asla aklına bile gelmez. Bu durumda millet dört gözle asgari ücreti bekler durumda… Ama senenin yarısı geçmiş, ondan da haber yok.
Yanılmışlar da, sterlin 2,5 lirayken bir ev almışlar… Şimdi olmuş 4,5…
Asgari ücretin artışı ise yüz, yüz elli lira olabilmiş o sürede.
Bu insanlar ne yer, ne içer. Çocuklarını nasıl yetiştirir.
Ya cinnet geçirir, psikolojileri bozulur, ya yeniden borçlanarak daha da batarlar.
Var mı başka izahı?..
İşin kötü tarafı, en küçük bir umut ışığı bile yok.
Türkiye resmen savaşta. Diğer taraftan iki aydır hükümetsiz. Değil bizim perişanlığımızı düşünmek, kendi halkının feryadını bile duyacak hali yok…
Piyasalar, muhtemel seçimin risklerini şimdiden almaya başladılar. Spekülasyonlarla yükselişin devam edeceği kesin…
Amerika’nın faizleri arttırması ihtimali var. Bitmedi, Türkiye’nin kredi notunun düşmesinden de bahsediliyor… Bir o kadar daha düşecek Türk lirası.
Gazetelere şöyle bir göz gezdirseniz, deli olursunuz. Projeler, yatırım planları, kaynak arayışları, yasal düzenlemeler, şunlar bunlar…
Yok, duymak istemiyorum…
Bu tür gündelik işler, normal zamanlarda olur…
Oysa bu ülkenin koşulları artık normal değildir. Hatta olağanüstü hal durumudur…
Varsın üçüncü dünya ülkesi olarak kalalım. Ama açlığa mahkum olmayalım.
Eskiden hiç olmazsa memur adam gibi enflasyon artışı alırdı da, eh, ölmezse, sürünürdü. Şimdi tam bir kilitlenme bekliyor hem vatandaşı, hem de piyasaları.
Geri ödenmeyen krediler zaten geçen yıla göre yüzde 10 artmış. Bundan sonrasını hayal bile edemiyor insan.
Ben hükümet olsam, her türlü icraatı bekletir, vatandaşın sesine kulak verir, bir şeyler yapmaya çalışırdım…
Mutlaka bir yolu var. Ekonomistlerin yaptığı öneriler var… Bizim medya olarak araştırıp ortaya koyduklarımız var. Geçmişte uygulanan örnekler var. Çağırın Ahmet Uzun’u anlatsın size…
Ama hükümetten tık yok. Yine görevden almalar, yine zam haberleri, içi boş tartışmalar. Ha, bir de Kıb-Tek’in durumu. Sanki başka derdimiz kalmamış gibi…
Başka bir ülkede olsa, sendikalar, halk sokağa dökülürdü…
Anlaşılan bir öğretmen nakli kadar önemi yok bu perişanlığın. Baksanıza sesleri çıkmıyor…
İşin kötüsü, böylesi ciddi bir toplumsal yıkım döneminde, muhalefeti en iyi becerenler de iktidarda…
Ne dersiniz, var mı “reform hükümetinin” bir planı, projesi? Yoksa herkes başının çaresine baksın mı?..
YERİN KULAĞI VAR
DİL SÜRÇMESİ:
Cumhurbaşkanı Akıncı tarafından hükümete verilen, Kamu Hizmeti Komisyonu yeni yasa taslağı çalışması için, Başbakan Ömer Kalyoncu’nun TKP yerine yanlışlıkla TDP önerisi demesi, hükümetle Cumhurbaşkanlığı arasında krize neden olmuş. Aslında taslak, Akıncı’nın 1999-2001 yılları arasında yürüttüğü Devlet Bakanlığı Başbakan Yardımcılığı döneminde hazırlanan bir tasarının güncellenmiş haliydi. Kalyoncu TKP yerine TDP deyince işin boyutu da değişmiş oldu…
HERKES BİR ŞEYLER SÖYLÜYOR:
CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman, mülkiyet hakkının geriye dönüş olarak algılanmaması gerektiğini söylemiş. İyi de, ne olarak algılayalım bari onu da söyleseydi ya. Vatandaş zaten tedirgin ve kafası karışık. Aslında siz bakmayın söylenenlere, kimse ne olacağını doğru dürüst bilmiyor. Böyle olunca da, herkes kendi kafasına ve duruşuna göre yorumluyor. Sonuç mu? Memleketin hali ortada…
UBP’DE SULAR İYİCE ISINDI:
Ekim ayı sonunda yapılacak kurultayda yarışacak başkan adaylarının sayısı artıyor. Özgürgün ve Tatar’ın ardından Nazım Çavuşoğlu da adaylığını açıklıyor. Etti sana üç. Sırada Ünal Üstel de var. Kurultay gününe kadar, en az bir veya iki isim daha duyabiliriz. 6 adaylı bir kurultay. Sonuç ne olursa olsun esas gümbürtü kurultaydan sonra çıkacak…
KALDIRIN GÜMRÜK KAPILARINI:
Kıbrıs’ta Varoluş Hareketi temsilcileri, KKTC’de uzun süre ikamet edenlerin, ülkeye giriş çıkışlarda ve sürekli ikamet etmede sorunlar yaşadığı gerekçesiyle Vatandaşlık Yasası’nı protesto etmişler. Ülke, resmen sorma gir hanına dönüşmüş ama bu bile bazılarını tatmin etmiyor anlaşılan. Oldu olacak kaldırın gümrükleri, hatta girişte kimlik de sorulmasın. Dileyen herkes elini kolunu sallayarak girsin, ister kalsın ister dönsün…
MÜŞAVİRLER SIRAYA GİRDİ:
UBP’nin hükümet ortağı olmasıyla birlikte, parti binalarında yoğunluk yaşanmaya başlandı. Daha önceleri boş olan parti binaları, bugünlerde görev almayı bekleyen müşavirlerle dolup taşıyor. Özellikle de bakanlık koltuğuna oturan vekillerin makamları, her gün atanmak isteyenlerle dolup taşıyor…
BELEDİYE MECLİS ÜYELERİ NE YAPAR:
Mağusa Belediye Başkanı İsmail Arter, DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu Başkanlığı’ndan alınmış. En azından bir kurum daha partizan istihdam tehdidinden kurtulmuş. Baksanıza, Mağusa Belediyesi’nde onca yazıya, eleştiriye rağmen, bir yılda yapılan istihdam 60’ı bulmuş. Umurunda bile değil. Benim de anlamadığım, o belediye meclis üyeleri ne iş yapar ki? Lefkoşa’daki gibi göz yummaya devam etsinler, sonuçta kendileri de sorumlu olacak…
ZİRVEDEKİLER
Eşref Çetinel: “1974’ten önce tartışırdık. ‘Devletçilik mi karma ekonomi mi yoksa liberal ekonomi yahut serbest ticaret mi?’ Şimdi o yılları düşündüğümde gülüyorum! ‘Ekonomik potansiyeli’ olmayan toplum ‘ekonomik sistemlerin’ peşinde koşuyordu! Nihayet Özal Kuzey’i ziyaretinde ‘siz dedi liberal ekonomiyi deneyin. Yanına bir de serbest piyasa koyun, yemeyin de yanına yatın…’ Çok sonra anladık ki çözüm olmadan ne ekonomi olur ne de ‘izm’leri! Ha eğer TC ile sıfır gümrük konusunda anlaşıp da ürettiklerimizi çarşılarına sürebilseydik belki!”…
DİPTEKİLER
Eczaneler Yap-Boz Tahtası: Hükümetin eczanelerle ilgili çıkardığı yeni tüzük, 30-40 öğrencinin yaptığı eylemle geri alınıverdi. Yeni tüzük, eczaneler arasında en az 350 metre mesafe olmasını öngörüyordu ve doğru bir karardı. Ancak beş-on kişinin yaptığı eylem hükümeti korkutmuş olacak ki, tüzükte değişiklik yapmayı uygun gördüler. Böylece hükümet, bir eliyle yaptığını, diğer eliyle bozmuş oldu…
































